Epstein Dosyaları ve Tahakkümün Anatomisi
Epstein dosyaları bir suç hikâyesi değil; bir iktidar anlatısıdır. Burada karşımıza çıkan şey sapkın birkaç bireyden çok, gücün bedenler üzerinde kurduğu sistematik bir tahakkümdür. İstismar bu dosyalarda bir “sapma” olarak değil, gücü elinde tutanların normalleştirdiği ve süreklileştirdiği bir pratik olarak görünür. Toplum, cinsel istismarı hâlâ yoksullukla, eğitimsizlikle ve “alt sınıflarla” ilişkilendirmeyi tercih eder; oysa bu tercih masum değildir. Çünkü böyle bir çerçeve, ekonomik sermayesi, politik bağlantısı ve itibarı olanları şiddetin doğal şüphelisi olmaktan çıkarır. Güç, burada yalnızca suç işleme kapasitesi değil; aynı zamanda suçun üzerini örtme, anlatıyı yönetme ve sessizliği örgütleme becerisidir. Epstein dosyalarında rahatsız edici olan tam da budur: Fail profili “karanlık” değildir; aksine saygın, nazik, hayırsever ve kültürlü görünen bir yüzle yan yana durur. Şiddet çoğu zaman kaba bir zorbalık biçiminde değil; sofistike ilişkiler, davetler, ağlar ve sessizlikler aracılığıyla işler. Bu nedenle en kalıcı ve en yıkıcı istismar biçimleri, çoğu zaman en “medeni” yüzlerin arkasında saklanır.
Bu dosyalarda karşımıza çıkan devasa ağ, aslında kolektif bir narsisizmin ve sınırsızlık illüzyonunun eseridir. Para ve nüfuz, faile sadece fiziksel bir alan değil, aynı zamanda etik dışı bir dokunulmazlık bölgesi inşa eder. Bu bölgede kurbanlar, insan olmaktan çıkarılıp güç sahiplerinin haz nesnelerine dönüştürülür. İstismarın bu denli uzun süre, bu denli geniş bir çevre tarafından bilinmesine rağmen devam edebilmesi, toplumsal vicdanın sınıfsal bir körlükle felç edildiğini kanıtlıyor. Sorun birkaç ismin açığa çıkması değil, bu isimleri yıllarca koruyan, besleyen ve meşrulaştıran düzenin kendisidir. Güç denetlenmediğinde ve şeffaflık yitirildiğinde, bedenler kaçınılmaz olarak bir iktidar uygulama alanına dönüşür.
Epstein dosyaları, istismarın bireysel bir suçtan çok daha fazlası olduğunu; gücün denetlenmediği alanlarda istismarın nasıl sürdürülebilir, hatta “kurumsal” hâle geldiğini açıkça ortaya koyar. Yüksek statü, ekonomik güç ve politik bağlantılar yalnızca failleri korumaz; aynı zamanda suçun toplum tarafından algılanma biçimini de manipüle eder. Böylece istismar, köklü bir ahlaki ve toplumsal sorun olarak ele alınmak yerine geçici bir “magazinel skandal” gibi sunulur. Oysa tartışılması gereken şey tek tek isimlerin ötesinde; istismarı mümkün kılan, onu görünmezleştiren ve sistematik olarak tekrar edilmesine zemin hazırlayan bu çarpık hiyerarşidir. Eğer bu yapıyı ve onun sunduğu ayrıcalıklar hukukunu sorgulamazsak, sadece failler değişecek ama bu karanlık mekanizma işlemeye devam edecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.