Zeynel Hebun Güler

Zeynel Hebun Güler

Hayat-ı Alil(9)

“Ok ancak geri çekilerek atılır. Hayat sizi zorluklarla geri çekiyorsa, sizi daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam edin.”

-Paulo Coelho

 Gördüğüm rüyanın üstünden geçen günlerde hep aklıma takılmıştı rüyada gördüklerim. Neden annem ve babam öyle bir durumdaydı, neden özellikle incir vurgulanmıştı? Anlamlı işaretlerle mi doluydu yoksa saçma bir rüyadan mı ibaretti? Bu soruların cevabını ne yaptıysam bulamadım, ta ki ileride anlatacağım bir olayı yaşayana dek.

 İnsan; en çok kıymet verdiği, en çok önemsediği şeyleri hep saklamak ister. Kimseye anlatmak istemez mesela, öyle ki kendine bile anlatmaktan çekinir bazen konunun zihnindeki önemini azaltacağını düşünerek. Başkasına hafif bir yel olan bizim için fırtına olabilir çünkü. Bizim uğruna canımızı feda ettiğimiz şey, başkası için kibrit çöpü kadar değersizdir. İşte insanı korkutan da en kıymetli gördüğü şeyin, başkası tarafından yok sayılmasıdır. Ben de tam olarak bu yüzden hiç kimseye anlatamadım rüyamı. Bırakın insanları; ne üstünde nemin esamesi okunmayan toprakta biten ota, ne gövdesine insan eli değmemiş ağaçlara, ne de gökyüzünün tek sahibi kuşlara anlatabildim rüyamı. Anlatamadım, bundandır içten içe başlayan ve kanser gibi vücudumu saran karamsarlık. Beş yaşında, beş kez ölüp beş kez dirilmek; sözde imkansız pratikte bittabii mümkün.

 Hemen hemen her gün okul malzemelerimi elime alıp inceliyordum. Takım elbisemin kumaşı her dokunuşumda ayrı kaliteli geliyordu. Defterlerimin yıpranmasından korkarak açamıyordum sayfalarını, garip bir sevinçle bakıyordum onlara da uzaktan. Kunduram ise, evin girişinde tüm güzelliğiyle duran divanın* dibindeydi, evin zemini değil de kunduranın dibi toz tutmasın diye altına gazete sermişti annem. İşte bundandı her şeyin kıymetini biraz fazla biliyor olmamız, az bilinmesi gibi bu da yanlış bir tutumdu aslında. Küçük mutluluklara, kocaman gülüyorduk her yanında hüzün biten bu coğrafyada.

 Sabırsızlıkla okulların açılacağı günü bekliyordum ama bir yandan da ailemden uzak kalma korkusu sarıyordu düşüncelerimi. Beni bir çıkmaza sokuyordu ve ben de en azından bu düşüncelerden bir anlığına uzaklaşmak için soluğu köye en yakın ormanda alıyordum. Karaçam dışında hiçbir ağaç türüne rastlamadığım bu orman, bana daima sonsuzluğu hatırlatırdı. Çünkü hiçbir zaman bu ormanın bitiş noktasını görememiştim. Kendimi çığ altında kalmış gibi hissediyordum bu ormanda, çığın altında her yönün karla dolu olduğu gibi burada da hangi yöne koşsam ağaçlar çıkıyordu karşıma.

 Yazın ortalarıydı, yine ormanda bir gezinti yapmaya karar vermiştim. Yanıma babamın benim için oyduğu sopayı alıp yola koyuldum. Köyün taş ve toz dolu engebeli yollarını yavaşça arkamda bırakmaya başladım. Yürüdükçe içim huzur doluyordu, ormandaki ağaçlar sabırsızlıkla beni bekliyordu sanki. Ormana yaklaşırken gözüm köyün sonundaki yıkılan harabe evin tam yanındaki incir ağacına takıldı. Bu ağacın daha önce orada olmadığı hissine kapıldım ama dikkat etmemişimdir diye düşünerek yola devam ettim.

 Orman ne kadar da sakin ve huzur doluydu. Keşke okulum da tam bu ormanın içinde olsaydı; keşke hiç ayrılmasaydım köyümden, ormandan. Ama kaderin zincirini insanlar kıramazdı. Her şeye rağmen umut dolu olup tahsilimi tamamlayacaktım.

 Yanımda duran sopamı elime alıp ayağı kalktım ve evin yolunu tuttum. Bugünlük orman ziyaretim tamamlanmıştı. Köyümüzün içinden geçtim her yerime toz bulaştırarak.  Tam bizim eve doğru yürüyordum ki ince bir ses geldi kulağıma. Bu sesi tanıyordum; bu, ölümün sesiydi, köyün derelerinden kan akıyor demekti. Bu, yüreği yanan annemin yaktığı bulutlardan kan yağdıran ağıttı. Elimdeki sopayı yere fırlatıp evin içine koştum.

 Annem, kucağında en küçük kardeşimle yerde oturmuş. Kardeşim, dalından kopmuş bir kiraz çiçeği gibi çaresizce yatıyor. Babam ise divanda oturmuş yere bakıyor, yanında kardeşlerim.

 Ben de duvarın dibine sinip sessizce ağlamaya başladım ve o gün içimden tüm dünyaya bu yemini haykırdım: Ant olsun ki, köyün yedi deresinden yedi gün kendi kanım aksa bile bozacağım bu insanların kötü talihini!

*Divan: Demir gövdeli, üstünde yüksekçe minderler bulunan ve motifli örtüler serilen kerevet.

(Görüş ve Öneri: zeynelhebunguler@gmail.com)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar