Kadere bak, ya da kader utansın!

‘Kader’e de bu kadar yüklenmek olmaz ki, olan bitenden sorumlu tutulmaz ki…
İşçi, emekçi ile ilgili olanı, halka ait sorunları yönetim kademeleri olarak çözmek, halkını mutlu etmek yerine, türlü bahanelerle muhtemelen hiç birimizin tanıklık edemeyeceği bir zaman dilimine yolcu ederek işin içinden çıkmak gerçekten maharet gerektiriyor (mu), maharet mi, değil mi, tam da bilemedim.
Kadere bak!
Ya da
Kader utansın!
Deyip, arabesk mi takılsak?
Türkiye’de özellikle maden kazaları hep gündemde oldu. Her seferinde birileri suçlandı, birileri kendilerini aklamaya çalıştı, muhalefet suçladı, iktidar savunmaya geçti, olanları ‘kader’ diye geçiştirdi. Toplumun kader ile ilgili bir sıkıntısı yok. Ancak, kaza ile kaderi iç içe koyup, kazaya yol açan sebepleri aynı torbada boğmaya da hiç gerek yok.
Özellikle maden kazalarıyla ilgili alınmamış önlemler konusunda mutlak surette sorumlular vardır, hesap vermelidir. Soma’dan bu yana tedbir tartışmaları hep gündemde olmasına rağmen, Bartın’da da değişen bir şey olmadı, aynı tartışmaları yapıyoruz. Kazayı kader’e mahkûm ediyoruz. Öyle olunca da bu hayatta sorulacak hiçbir hesap kalmıyor, ebedi hayata devroluyor.
O zaman; ‘Ya kadere bak’ ya da ‘Kader utansın’ diyeceğiz…
Arabesk takılacağız!
İnsanlık, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da her türlü felaketten; depremden, sel’e, yangına kadar her türlü afetle yüz yüze gelebilir. Bunlar olurken, kişiler, toplumlar, devletler, hükümetler durup dururken suçlanmaz, suçlanamaz. El birliği ile açılan bütün yaralar sarılır, geride kalıp zarar görenler de yine ortak çabalarla ayakta tutulur, desteklenir, hayata devam etmesi sağlanır.
Çağdaş toplum olmak böyle bir durumdur. Felaketlerden ders çıkarılır, muhtemel felaketlere karşı tedbirler alınır, can ve mal kaybının asgariye düşürülmesi için çabalar sarf edilir. Can ve mal kayıplarının olmaması elbette arzu edilendir, ancak felaketler karşısında bunun önüne geçmek bazen mümkün olmayabilir. Bu anlaşılır durumu anlaşılmaz hale getirmemek gerekiyor.
Yangın, deprem, sel gibi afetlerle karşı karşıya kaldığımızda da aynı şeyler oluyor. Elbette ki önlenmesi mümkün olmayan felaketlerin başlangıçlarıyla ilgili kimseyi suçlama hakkımız yok. Ancak, devamında alınmamış, alınması gereken tedbirler, felaket sırasında yapılmamış gerekli çalışmalar, gösterilmeyen ehemmiyetten dolayı o alanın yetkilileri sorumludur.
Sorumlular, topluma karşı görevlerini yapmadıklarında hukuk önünde hesap vermenin yanı sıra, özür dilemek gibi bir erdemliliği göstermelidir. Böyle bir erdemi ortaya koymak liyakat gerektiriyor. Son zamanlarda bu tür durumlarda ne hukuk ne de özür müessesine tanıklık edemiyoruz. Bu beklentilerimiz yerini kader ve şehit söylemlerine terk etti.
Çağdaş hukuk kurallarını uygulamak, bizi doğruyu bulmaya yöneltir. Elbette ki, incelemek, soruşturmak, felaketlere neden olanlar var ise, hesap sormak en doğru yöntemdir. Yani çağdaş hukuk kuralları çerçevesinde çağdaş devlete yaraşır uygulamalardan vazgeçmemek önemli.
Kadere de inanmak lazım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.