Zülküf Kışanak

Zülküf Kışanak

Mîr Perwer size ne yaptı…

Bu kadim ülkede, kendi ülkende Kürt isen, daha doğrusu Kürt kalabilmiş isen, Kürdi yaşamayı seçmiş isen, hele bir de kendin olabilmiş bir Kürt isen, kendi hikayeni yazmaya başlamış isen, üstelik o hikayenin kahramanı olabilmiş isen, yani “Kürtlükten ne hayır gördük, sen ekmeğine bak, sana ne gerek dilden, kültürden, tarihten, bilmem neyden…” gibi asimilasyoncu tuzak laflarla dolup taşan siyasetin dışına çıkabilmiş, benzeri beylik nasihatlerden uzak durabilmiş, hak, hukuk talebinde bulunma cüretini gösterebilmiş isen, hiçbir şey olamazsın, hiç bir şey olamayacağın gibi sanatçı da olamazsın. Olursan da dilinle, kültürünle sanat yapamazsın, yapsan da yaşadıklarını ifade edemezsin, etsen de dünyayı sana dar ederler, buna rağmen diklenmeye cesaret edersen bu kez evini, mahalleni, şehrini, hatta ülkeni sana zindan ederler. Hele bir yolunu bulup el memleketine kaçmışsan, üstüne üstlük sana musallat olmuş kötülüklerden kurtulduğunu sanmaya başlamışsan, hele günün sonunda da “nihayet…” deme gafletine düşmüşsen bu defa ırkçı bir Fransız’a, bunak bir faşiste kurban gidersin Mîr Perwer gibi, nüfus kağıdındaki Türkçe adıyla Mehmet Şirin Aydın gibi…

Size ne yaptı ki Kürt şarkıcı Mîr Perwer, evinde, köyünde, mahallesinde şarkılarını aşkla söylemek, kendi topraklarında özgür, korkudan, kaygıdan uzak yaşamak varken ne diye altı yaşındaki çocuğunu, gencecik eşini, felçli annesini, kanser ablasını, gözleri hep yolda, hep onu özleyen kız kardeşlerini, olup bitenler karşısında çaresiz kalmış babasını arkasında bırakıp ülkesinden kaçmış olsun… Buna makul bir cevabı olan varsa bize de anlatsın, allatsın ki doğrusunu bilelim, öyle bakalım hikayesine, öyle yanlışa yanlış, doğruya doğru diyelim.

Basında çıkan bilgilere, daha doğrusu babasının anlatımlarına göre toplu yürüyüş ve gösteri yasasını ihlal etmiş, kültür faaliyetleri içinde yer almış, Kürtçe şarkılar söyleyerek zincirleme örgüt propagandası yapmış, iddianame bunlardan ibaret. Başka, başka da bir şey yok, varlıkları bile kanıtlanamayan itirafçıların iftiraları, yalanları, dedikoduları da muhtemelen iliştirilmiştir dava dosyasına. Hepsi bu. Ötesi, berisi yok.

Kıyametin koptuğu 2016 yılında, ne idüğü belirsizlerin yaptığı darbe günlerinde kafadan basmışlar 20 yılı, evet tamı tamına 20 yıl hapis cezası vermişler, anayasal hakkını kullanarak yürüdüğü için, milyonlar tarafından sevilen, hemen her yerde söylenen, dinlenen Kürtçe şarkılar söylediği için, arkadaşlarıyla ortak kültürel çalışmalarda bulunduğu için, “Benim de ekmeğim, dilim, kültürüm, tarihimdir…” dediği için, yaşadıklarını, dahası çevresinde yaşananları konu alan hikayeleri anlatan şarkılar dillendirdiği için.

Mîr Perwer, Muşlu, üstelik yıllarca girişi çıkışı dünyaya kapalı, dışarıya ses vermesi bile yasak, insanın nefes almasına dahi tahammül edilmeyen Varto’dandı, Zirek köyündendi. Varto’yu bilen bilir ne zorbalıklar göğüslendi orada, ne ölümler yaşandı dağlarında, ne acılar yaşandı yakılan köylerinde. Yıllar sonra, 2002 yılında, OHAL’den hemen sonra gittiğim Varto’yu bilirim. Her şey bir yana evlerinin, bahçelerinin, mahallelerindeki trafoların duvarlarına yazılan hakaret dolu yazıları her gün okuyarak evlerine giren insanların yaşadığı acıyı, korkuyu hiç ama hiç unutmadım, hiç aklımdan çıkmayan nadir anılardandır Varto’da gördüklerim, hissettiklerim, yaşadığım tanıklıklar. Düşün ki duvarlarına sevdiğin sanatçıya, hayranı olduğun yazara, saygı duyduğun siyasetçiye, bilcümle değerlerine ağza alınmayacak küfür, hakaret dolu yazılar yazılıyor ve sen onları silme cüretini bile gösteremeden yaşamaya devam ediyorsun, yuva bellediğin o evde, o mahallede, o kentte.

Hele Mîr Perwer’in yaşadığı Muş’un Vartinis (Altınova) beldesinde gerçekleştirdikleri vahşetin hikayesini anlatmak, yazmak mümkün değil. Yedi çocukla birlikte anne ve babayı, kendi halindeki Öğüt ailesini diri diri yakan, aileyi yok eden faillere bir gün bile ceza veril-e-mezken, benzer olayları anlatan şarkılar söyleyen Mîr Perwer’e tamı tamına 20 yıl cezayı basmışlar, 2 yıl zindan edilmiş olmasına rağmen. Muş’un Zengok köyünde, kamyonla birlikte yakılan 5 kişinin yaşadığı vahşete hiç değinmeyelim, Kürde kan kusturan JİTEM’in, Albay Naim Kurt’tun başında olduğu Muş Jandarma Alay Komutanlığı’nda gözaltında bulundukları hücreden aldığı, şehrin az ötesindeki tarihi Murat köprüsünün yakınlarında yüzükoyun yere yatırarak kurşuna dizdiği din adamı Şeyh Mehmet Emin Bingöl, Mahmut Acar, Ali Can Öner ve Yakup Tetik isimli köylülerin infaz edildiği olayı hiç açmayalım…

Daha çok yakma, yıkma, infaz, kaçırma, faili meçhul etme olayı var, geçelim…

Bütün bunlar Muş’ta yaşanırken, üstelik herkesçe bilinen, tanınan faillerin elini kolunu sallaya sallaya gezerken, dünyanın keyfini çıkarırken Mîr Perwer kime ne yapmıştı, kimin canını yakmıştı, kimi infaz etmişti, kimin duvarına korku salan yazılar, dahası insanı dehşete düşüren yazılar yazmıştı da ona tamı tamına 20 yıl mahpusluk cezası verdiler, ülkesini, baba ocağını, Muş’u terk etmesine neden oldular, ırkçı bir Fransız’a, bunak bir faşiste kurban ettiler…

Evet, yeni acılarla, büyük kayıplarla 2023 yılına girmek ne kötü…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum