Nairobi empatisi

Keşke toplumsal olarak empati kurma mevsimimiz bir ay ile sınırlı olmasaydı. Keşke sadece bir aya uhreviyet yükleyip diğer 11 ayın hakkına girmeseydik. Aslında şöyle düşünüyorum ben, biz insanların arınmak için günah işlemeye ihtiyacı vardır. 11 ay boyunca Allah ne verdiyse yüklenip omuzları kamburlaştırarak yol alıyoruz sonra bir ay içinde arındığımızı düşünüyoruz. Bir nevi akümülasyon ve deşarj işlemi gibi bir şey. Allah katında kabulü var mı bilemeyiz. Lakin vicdan katında kabulü olmayan çok şey görüyoruz. Yeter ki havuzlu villalarımızdan çıkıp son model arabalarımızdan inip sokağa taşalım. İkinci çoğul şahısları kullandığıma bakmayın açın halinden anlamaya çalışan varlıklı insanların hayali vekilliğini yapmaya çalışıyorum. Ve bu bağlamda belki onlar adına bir öz eleştiri yapma imkanı bulacağım. Neyse konumuza dönelim. Dünya yapay sınırlarını çizdiğimiz bir ev ortamı ya da lüks bir kapalı ortam değil. O ortamlar bizim güven ve huzur adına sığındığımız küçük dünyalar. Bu dünyaları biraz genişletirsek sokağa çıkmamız gerek. Sokaktan mahalleye, mahalleden kente, kentten ülkeye, ülkeden dünyaya…

Varlık dediğimiz değirmenin suyu belli bir kitle için aktığından dolayı iki üç kuruş birikimi olan orta direği bu eleştirinin dışında tutacağım çünkü bu pandemi o birikimi de eritti. Yani açın halinden anlayabilmesi için onun da doyması gerekir tekrar. Herkes aç zaten. Bu durumda tok kim?

Sırtı pek kim ise tok da o. Sırtı pek kim ya da kimler? Makam odalarından dışarı çıkmayıp halkı bir oda ekseninden yönetmeye çalışan idareciler…

Lüks bir evden, tıka basa dolu bir buzdolabı kıyısından “Peygamber hurma ile orucunu açardı” demek kolay. Peygamber, herhalde kg fiyatı 300 lira olan Kudüs Hurması ile açmıyordu orucunu. Ya da çölde kendisi için bir vaha inşa edip halktan soyutlamıyordu kendini.

Bugün herhangi bir şehirde sokağa çıkın. O sokaklarda çöpten ekmek toplayanı mı, çocuk yaşta ekmek kazanmaya çalışanı mı, iş bulamayıp dileneni mi, çaresizlikten para karşılığı birliktelik yaşayanı mı? Hangisini görmek istersiniz? Hangisini görmek istemezsiniz? Ya da hangisini görmezden gelip vicdanı rahat bir şekilde evinize dönersiniz? Ben bir vatandaş olarak çok rahatsız oluyorum bu durumdan ve 1 milyon dolarlık bir makam aracı, bir semtin sokaklarındaki tüm evsizlere ortak bir yaşam alanı oluşturabilir diyorum.

Ya da ne yaptığı, ne ürettiği belli olmayan tuzak bir derneğe aktarılan fonlar işçi çocuklar için bir umut olabilir. Vatanseverlik bunu gerektirir. Çünkü vatanı işçi olarak çalıştığı sokakta her türlü kötülüğe maruz kalan o çocuklara emanet edeceğiz.

Belediye başkanları, valiler ve kaymakamlar yirmi otuz koruma olmadan dışarı çıkmıyor. Bu şekille mi halkın nabzı tutulur?  Bilmiyorum. Sokağa indikleri yok. Varsa yoksa ülke refah içinde. Biz kör müyüz? Niye görmüyoruz o refahı? Yoksa evlerini ülkeyle mi özdeşleştiriyorlar? Öyleyse haklılar.

Misal iftar çadırları 12 ay içinde sadece birinde kurulur. Hoş pandemi şartları o bir ayı da sildi süpürdü. Neden o çadırlar sadece 1 ay için açın derdinden anlar? Devlet hazinesi neden kişisel menfaatlerin kuklası olmuş? Belediyelere tahsis edilmiş onlarca boş arazi var. Neden bu  arazilerde tarım yapılmaz? Oradan elde edilen gelirler neden devlet hazinesi olarak kentin sosyal sorunları için harcanmaz?

Kendi kendimizi kandırıyoruz. Bence oruç ayında, özellikle tok açın halinden anlamıyor. Çünkü oruç ayındaki lüks tüketim oranı normal aylardaki tüketimin çok üstünde. Bu tüketimi halk mı yapıyor? İstisnalar dışında tabi ki hayır? Falanca belediye, Nairobi Belediyesi’yle kardeş kent projesi başlatıp Nairobi’ye milyon dolarlık lira bağışta bulunuyor. Tabi insanlık bunu gerektirir. Lakin yardım için ta Afrika kıtasına gitmene gerek yok. Önce kendi kentini ihya etsene a benim sözde vatansever kardeşim. Nairobi mi? Bırak şovu kardeşim bırak! Senin memleketinde cebindeki son bir TL ile intihar eden onlarca işsiz üniversite mezunu var. A benim duyarlı kardeşim dağıttığın para senin babanın malı değil. Çöpten çöp toplayıp iki kuruşa sattıktan sonra marketten aldığı suyun bile vergisini veren garibanın cebinden çıkıyor o para.

Çık dışarı bir solu yaşadığın kentin atmosferini. Herkes senin gibi yolunu bulup dört beş yerden hak etmediği yüklü maaşları almıyor. Oruç ayı merhamet ayıdır. Pagan kültürlerdeki pasif ritüellerle karıştırma lütfen. Ayrıca diğer 11 ay da hizmet ayıdır. Halka hizmet. Halkı aşağılama, halkı nankörlükle suçlama ayı değildir… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar