Ne Olacak Bu Müslümanların Hali?
İç içe iki bayramı birlikte kutladık. Kendi adıma bayram coşkusu ile kutladık diyemem; hüzünlü bir kutlama oldu.
İnsanların öldüğü, savaşın olduğu yerde coşkulu bir bayram olur mu? Olmaz!
İran-ABD/İsrail savaşı yayılarak devam ediyor. İran’daki molla rejiminin sivil ve askeri yöneticileri, deyim yerindeyse tek tek ABD ve İsrail tarafından avlanıp yok ediliyor. Üzülüyor muyum? Hayır, zerre kadar üzülmüyorum. Çünkü onlar kendi halklarına çok acımasız davrandılar, insanlara çok acı çektirdiler; her hafta onlarca genci ve siyasi muhalifi, çocuklarının ve yakın akrabalarının gözlerinin önünde vinçlerle astılar. Kızlar başlarını açmasın diye sokakta ahlak milisleri oluşturuldu. Kürt kızı Mahsa Amin işkenceyle öldürüldü.
Ama tüm bunlar, süren savaşın haklı olduğu anlamına gelmiyor. Pervasız ABD Başkanı Donald Trump ve ırkçı/milliyetçi Netanyahu, bölgenin enerji ve doğalgaz yataklarına çöreklenip bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Bunun için de İran’da da Suriye’deki şeriatçı Colani gibi, kendine bağlı Şii kukla bir yönetici bulmaya çalışıyor. ABD ve İsrail şu anda bunun arayışı içindedir.
Temiz inançlı insanlar, inancınızın en katı savunucusu durumunda olan İslam’ın iki güçlü katı mezhebinin düştüğü hazin durumu görüyor musunuz? Bunun nedenini düşünüyor musunuz? Bu inancınızın siyasallaşması, devletle siyasi İslam’ın bütünleşmesi değil mi? Bu hazin durumdan İslam’a ve onun inanan insanlarına bir hayır gelir mi?
Bu konuya daha geniş çerçeveden bakmak isterim.
Ortadoğu denilince ilk akla gelenler: İslam, İslam ülkeleri, Kürtler, Filistin ve özellikle petrol ile doğal gazdır.
Kürtlerle ilgili düşüncelerimi bir önceki Eksik Olan başlıklı yazımda paylaşmıştım. Benim için sevindirici olan, bu yazımın geniş bir okuyucu tarafından okunması ve paylaşılması oldu.
Gelelim “Ne olacak bu Müslümanların hali?” sorusuna.
Yeryüzünde 22 Arap, 35 başka etnisite olmak üzere toplam 57 Müslüman ülke var. Biz de dahil, 57 Müslüman ülkenin durumu ortada. Ortada olan demekle şunu kastediyorum:
Bu ülkelerin hiçbirinde demokrasi ve hukuk yok. Yöneticileri zengin, halkları fakir. İnsan hakları ayaklar altında. Bin yıldır bilimsel çalışmalar yapılmadığı için başarı da yok. Tüm İslam ülkelerinin insanlığa armağan ettiği bir tane bilimsel buluş veya patent yok. Bu ülkeler bilgide, bilimde, teknolojide, sanatta, edebiyatta ve mimaride son derece geri; felsefe dersleri yok. Felsefe dersleri olmayınca, düşünce, akıl yürütme ve “neden, niçin” sorusunu sorma da yok.
Ne zamandan beri?
Farabi, İbni Sina, İbni Haldun bir kenara atılıp, inançlı İbni Rüşt; aklı öne çıkarıp pozitif bilimleri, felsefeyi de öğrenelim dediği için yasaklandığı; siyasal olarak Nizâmülmülk, ideolojik/teorik olarak İmam Gazali kabul edildiği dönemden beri. Aklın, bilimin, bilginin değil; naklin ve ezberin benimsendiği dönemden beri. Devletin dini, dinin devleti etkisi altına alıp; devleti ve dini yönetenler birbirlerinden nemalandığı; dinle devletin iç içe geçtiği dönemden beri. Bunun temelini de hiç kuşkusuz; Büyük Selçuklu Devleti’nden günümüze Nizâmülmülk ve İmam Gazali atmıştır.
Durum bu: Elinizde kendi ürettiğiniz bilgi ve teknoloji yok. Bilgi, para ve teknoloji karşı tarafın elinde, sizin ürettiklerinizin parçaları, patenti veya satın aldıklarınız da onların. Peki, bu savaşı nasıl kazanacaksınız?
Hiç düşünüyor musunuz sevgili Müslümanlar; sadece “iman gücü ile” diyorsanız, size kolay gelsin derim!
Mescid-i Aksa’da kamaraların önünde namaza durmakla veya “Allahu Ekber” sloganı atmakla, televizyon ekranlarında kuru sıkı yorumlar yapmakla bu savaşı kazanamazsınız, onu da size söyleyeyim. Ayrıca neden bu durumdasınız? Hiç düşünüyor musunuz? ABD emperyalizminin pervasızca davranmasında sizin hiç mi kabahatiniz yok? Elbette var. Hem de çok fazla var. Daha düne kadar bu emperyalist güçlerin bir dediğini iki etmeyip, koca Sovyetler Birliği’ni elbirliğiyle ortadan kaldırdınız. Sovyetler olsaydı, ABD bu kadar pervasız hareket edebilir miydi? Bunu hiç düşündünüz mü? Sovyet yönetimi çok iyiydi demiyorum, ama iyi kötü zalimin karşında, mazlumun yanında bir denge idi!
ABD 6. Filosu İstanbul’a geldiğinde, buna karşı çıkan devrimci ve solcu gençlere sopa ve silahla saldıran siz oldunuz; hatırlıyor musunuz?
Şimdi feryadı figan edip kamaraların önünde vicdanlı insanlardan yardım bekliyorsunuz. Çok geç, geçmiş olsun. Ne yazık ki geçmişte yapılan yanlış ve hataların acısını hep birlikte yaşıyoruz. Bayram tadında bir bayramı sevinç ve coşkuyla kutlayamadık. İçimiz buruk, hüzünlüyüz, acı çekiyoruz. Aynen ozanın dediği gibi: “Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime.” İçimiz kan ağlıyor, dışımızda da kan akıyor.
Bu yanlış ve kötü uygulamalardan arınabilir miyiz? Bence evet. Nasıl mı? Hem çok kolay, hem de çok zor!
Önce kendi halklarımız için, sonra tüm Müslüman ülkelere örnek olacak bir ülke oluşturabiliriz. Şu anda güç ve iktidar sizde; bu nedenle karar sizin. Bana göre bunun ilk adımı, sivil ve demokratik bir anayasadan, özellikle de zihniyet değişikliğinden geçiyor.
Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, ideolojiden bağımsız bir anayasa ve ideolojiden bağımsız bir devletten geçiyor; bu koşul olmazsa olmazımız olmalı.
Ey temiz Müslümanlar, unutmayın! Devletten ya da kamusal alandan dini özel alana çekmediğiniz, bir başka deyişle dünya işlerini siyasetçilere, inanç/manevi işleri din görevlilerine bırakmadığınız, seküler bir yaşamı benimsemediğiniz ve akıl ile bilimi ön plana çıkarmadığınız sürece; acı, açlık ve iç ile dış sömürü, bu perişan hâl ile birlikte devam edecektir. Maddileşen ve siyasallaşan bir din/inanç büyük halk kitleleri nezdinde saygınlığını yitirir. İnanç devleti ile ülkeler kalkınıp refah toplumu oluşmuyor. Örnek mi, 57 Müslüman ülke ile inancı en seküler şekilde yaşayan İskandinav ülkeleri Belçika, İzlanda, Danimarka, Norveç, İsveç ve Finlandiya’yı karşılaştırınız.
Geleceğimiz olan gençlere soralım, nerede yaşamak isterler acaba?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.