‘Oğlun bu torbada!'

Diyarbakır 49 yıl önce de benzer acı bir tabloya tanıklık etmiş, bir babaya oğlunun işkencede parçalanmış vücudu teslim edilmiş, ‘işte oğlun’ demişlerdi.
*
18 Mayıs 1973
Oğul, İbrahim Kaypakkaya
Baba, Ali Kaypakkaya
Babaya oğlunu torbada teslim ettiler.
Yer, Diyarbakır
*
29 Ağustos 2022
Oğul, Hakan Aslan
Baba, Ali Rıza Aslan
Yer, Diyarbakır.
Yine bir babaya oğlunun kemiklerini torbada teslim ederek, ‘işte oğlun’ dediler.
*
Kim/Kimler suçlu?
Babalar ve oğulların hazin diyaloguna tanık olan Diyarbakır mı?
Babalara çocuklarını torbada teslim edenler mi?
Sistem mi?
1973 yılında Sosyalist gençlik liderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın cesedini bir torbada teslim alan babası Çorum’un Sungurlu ilçesine götürdü.
Yıl 2022; Sur ilçesindeki çatışmalarda yaşamını yitiren Hakan Aslan’ın kemikleri bir torbada teslim edildi, babası Erzurum’un Karayazı ilçesine götürdü.
Kemiklerin teslim şekline tepkiler var, ‘Kişi hatırasına hakaret’ olarak yorumlanıyor.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken yansıyan görüntü, kişi hak ve hürriyetleri açısından da tepkiyi hak ediyor. Ölü ya da diri, kişi haklarının önemsendiği bir yüzyıldayız ki, toplum olarak da en fazla saygıyı ölenin ardından gösteriyoruz.
1973-2022, 49 yıl aralıkla babalara teslim edilen ‘Oğullu torbalara’ tanıklık ediyor Diyarbakır.
Şimdi gösterilen tepki 1973 yılında mümkün olmadı.
Ser verip sır vermemişti, işkencede katledilmişti İbrahim Kaypakkaya.
Döneminin diğer gençlik lideri sosyalist arkadaşları da idam edilmiş, öldürülmüş, cezaevlerine kapatılmışlardı.
Onlar, sistem tarafından bir şekilde yok edilirken, ‘komünist’ denilerek ötekileştirilirken, bugünlerimizi yönetecek olanlara zeminler hazırlandı. Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı oldular, ülkeyi kafalarına göre yönetmeye başladılar, hepimizin tanıklığında batırma noktasına getirdiler.
Sistem; vatan ve Millet için hayatını hiçe sayan gençleri ortadan kaldırırken, bilerek ya da bilmeyerek vatanı ve milleti batıracak olanları yaşatıp bugünlere taşıdı.
Ve tablo çok vahim!
Bir şirketi ya da ülkeyi beceriksizlik nedeniyle yönetememeyi anlayabiliriz, ancak, hem yönetemeyip hem de satarak, soyup, soğana çevirmek meselesini anlamak elbette ki mümkün değil.
Bu ülkenin gerçek sahipleri kim?
*Çocuklarının cesetlerini torbada teslim alan babalar mı?
*Cumhuriyet değerlerini tek, tek yok ederek satan, özel hesaplarına aktaranlar mı?
*Rüşvetçi siyasetçi, danışmanlar mı?
Geldiğimiz aşama artık çok şeffaf.
Oğullarını torbalarda teslim alanlar, o oğullar, o oğulların arkadaşlarının, onların takipçilerinin, dostlarının ülkenin, vatanın gerçek sahipleri olduğu ödedikleri bedellerle netleşti.
Var mı başka diyeceğiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.