“Ölmek istemiyorum!” “anne, n’olur ölme!”

21. yüzyılda yaşadığını düşünen, ataerkil bir toplumun yürek yakan çığlıkları! Biliyorum, milyonlarca insan benim gibi ağlayarak lanetlemişlerdir bu cinayeti! Ne yazık ki milyonlarca insan da zerrece umursamamış ya da ayrımına bile varmamışlardır, bu insan olabilenleri kahredecek acının! İnsanlar arasına duvarlar örülmüş bir toplumuz; aynı zamanda empati yeteneği de körelmiş ya da köreltilmiş bir toplumuz! Bu vahşet hep son olsun diyoruz! Vahşetin yuvalandığı toplumsal yapımızda, bu vahşetlerin sonu gelmez! Bu eril zihniyetli ve ataerkil, bu gaddar, bu bağnaz, bu ırkçı ve kan dökücü toplumsal yapımız; daha nice vahşetlere gebedir! Toplum olarak nasıl olmuşsa olmuş, bir ölüm çemberine alınmışız: Ölme ve öldürülme ikliminde yaşıyoruz. Bütün okullarımızın, vapurlarımızın, neredeyse bütün kurumlarımızın  “Şehit” önadlı olduğunu bilmiyor musunuz? Kurban zamanlarında kandan oluşan dereleri görmüyor musunuz? Çocukluğumuzda sevdiğimiz kınalı kuzularımızın, gözlerimizin önünde boğazlanıp kanlarının da alınlarımıza sürüldüğünü yaşamadınız mı? Sivil yaşam yasak! Sevgiyle gülüşüp eğlenen bir topluluk bile sırf bu yüzden bazı insanlar tarafından kana boyanabilir!

Bizim toplumumuzda namussuzca bir namus anlayışı var! Çocuk yaşta evlendirilenler, ensest ilişkiler ve çürüme… Ahlâklı, kişilikli, dürüst yaşam yok; sadece ve sadece kadınları namussuz bir namus anlayışıyla suçlamak var! Kadınları kendi malı, kendi kölesi gören, çarpık bir bakış var! Ataerkil sömürü düzenleri, aynı zamanda cinsel sömürü düzenleridir de. Ondandır çocuk tecavüzlerinde, sakallı bir yaratığın, normaldir bu, bizde buna ‘bademleme’ denir, diyebilmesi! O aşağılık yaratık, salt bu cümlesiyle bile tedavi altına alınırdı uygar bir ülkede! Kadınları, birey olarak görmekten uzak, bir yığın yaratık var! Üstüne üstlük hak, hukuk, adalet de olmayınca, yaprak bile yeşermiyor! Çocuklarımız için elimiz yüreğimizde! Benim kuşak, zulümden başka bir şey görmedi! Peki, çocuklarımızın geleceği ne olacak? Evet, kızlar büyük tehlikede; ama erkekler de! Hangi insan büyüdüğünde katil olmak ister ki?

Yaşam özgürlükle, adaletle, bilimle, felsefeyle, sevgiyle güzelleşir! Bizim toplumumuzda bu kavramların hepsi yasak! Sadece ve sadece silahın, ölümün, kinin, nefretin baskın olduğu ataerkil toplumumuzda süren bu kadın cinayetlerini, çocuklara tecavüzü rastlantı mı sanıyorsunuz? Vahşet ölçüsünde işçi ölümlerine fıtrat mı diyorsunuz? Aşağılık bir zihniyet, ağlarını örmüş! Ve bu ağlarda çırpınıp duruyoruz! “Ölmek istemiyorum!” diyen annenin ölümüne tanık olan çocuk, nasıl bir psikolojiyle yaşayacak? “Anne, n’olur ölme!” çığlığı kafamızda yankılanıp dururken, o çocuk nasıl ayakta duracak? Biz bu olaya ‘tanık olduğumuz’ için daha bir sarsıldık! Bu vahşet yıllardır sürüyor, ama sürüyor!

Kadınları, erkeklerle eşit olmayan toplumlar; zavallı toplumlardır. Takvime baktığında 21. Yüzyılda yaşadığını sanan; ama ortaçağ karanlığında debelenen toplumlardır! Ne yazık ki o toplumlardan biri de biziz! Bu, sözünü ettiğim sorun, sadece bugüne ait bir sorun değil. Osmanlı İmparatorluğundan bu yana gelen bir sorun. Yer yer reformlar yapılsa da elit bir kesimle yetinildiği için, toplumun tüm katmanlarına yayılmadığı için, günümüz dünyasıyla buluşamamışız. Zaten birçok konuda da bu durumdayız!

Kadınların özgürlüklerine, haklarına karşı artan, bu şiddet eylemlerine yol açan çok etmen vardır. Öncelikle yasalarımızda ve zihniyetimizde süregelen ataerkillik. Eril zihniyet, dilimizde de çok belirgindir. Atasözlerimizden tutun da deyimlere, söz öbeklerine, sözcüklere; dahası argoya, bütün küfürlere kadar yaygın olan eril bir bakış açısı vardır dilimizde! Bu durum, dilin kendinde olan bir durum değil tabi. Dil, yaşam biçimine göre biçimlenir. Yüzlerce yıl süren erkek egemenliğin dilde bıraktıkları tortuların silinmesi, günümüz yaşam biçimine evrilmemizle temizlenebilir. Bu da üretim toplumu olmaktan geçer. Toplumsal yapımızın gitgide otoriterleşmesi, merkezileşmesiyle kurumlarımızın çözülmeye başlanması ve ekonomimizin de kötüleşmesi; son yıllarda kadınlara yönelen şiddette ciddi bir etkendir! Zaten biz epeydir sorun çözen değil, sorun üreten bir topluma dönüştük! Koca bir halkı bile yok sayabilen bir zihniyet, hangi kangrenleşmiş sorunu çözebilir? Sorunlar, hep göz ardı edilir. Toplumun yüreğini kanatan, insanı dehşete düşüren bu cinayete de sıradan adli bir vaka olarak bakılacak ve yeni bir vahşete kadar unutturulacak!

İngiltere’de bir dönem resteorantta çalışmış bir öğretmen arkadaşımın kadın, erkek eşitliğine yönelik anlattığı bazı anılar vardı ki ibret vericiydi. Diyordu ki hocam, biz herhangi bir yaramaz durumda erkeklere karşı kendimizi daha rahat savunabiliyorduk. Ki bazı İngiliz erkekleri, vahşi kavgalardan kaçınmaz tiplermiş! Öğretmen arkadaşım, bana kadınlardan daha çok çekindiklerini söylemişti de şaşırmıştım! Nedeni sorduğumda bana, bir kadına dokunmaya kalksan hem müthiş cezası vardır hem de yıllarca tazminat parası ödemek zorunda kalırsın ki mahvolursun, demişti. Arkadaşım kadınlara karışmak istediğinden değil; bazen sarhoş gelenler, taşkınlık yaptıklarında, kadınlardan nasıl çekindiklerini o vesileyle anlatmıştı.

Şimdi ben bu konuda somut olarak ne düşündüğümü söyleyeyim. Sorunun, bin bir yönü vardır. Ama kim ne derse desin sorunun temel çözümü, üretim toplumu olmaktan geçer. Ne yani biz sorunun çözümü için üretim toplumu olmayı mı beklemeliyiz? Tabi ki hayır! Yasalar; kadın, erkek eşitliğine göre düzenlenmeli! Kadına el kaldırmanın bedeli ağır olmalı! Ve her alanda; sanattan, edebiyata; dizilerden, filmlere; şiirden, öyküye her alanda toplumun özgürlüğünün, kadınların özgürlüğünden geçtiği gerçeği içselleştirilmeli! Bu konuda, hepimizin vebali var. Biz, bu topluma göre biçimlenmişiz ve bu konuda hassas olmayı bilmeliyiz. Ve bu durum, dikkat edin bütün bir toplumun sorunudur diyorum. Ve duyarlı erkekler de bu işi omuzlamalı. Hanzoluğu oluşturan bütün güçlere karşı duyarlı insanlar; kadınlarla erkekler, omuz omuza mücadele vermek zorunda! Kadınlara zalimlik yapan erkeklerin, beyinleri de dâhil, sadece kaslı oluşlarından gelmiyor! Ne yazık ki yasalarımız da bu ‘kasları’ tahkim ediyor! Ben, kadınlar da erkekler gibi kaslansın, erkekleşsin demiyorum. Kendileri olarak ve kendileri için de mücadele etsin diyorum. Ve bu mücadele, erkeklere karşı bir mücadele değil, olmamalı da. Duyarlı erkeklerle birlikte eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam için mücadele edilmeli diyorum.

Ah, bir de beynimizde ve yüreğimizde yer eden alçaklıkları, vahşeti nasıl unutabiliriz? Unutmamalıyız da! Gel gör ki içimizdeki acılar da gitgide katmerleniyor!

“UNUTAMADIKLARIM/Ormanların, köylerin yakıldığı; şehirlerin bombalandığı bir ülkede vicdanı olan insanın unutmadığı, unutamayacağı o kadar çok şey var ki! Bunların dışında da kafamda yer eden bazı olaylar var. Malatya Çocuk Yuvası’nda çalışan ve sorunlu olduğu anlaşılan bir kadının çocuklara dayak atarken, dayak yiyen küçücük bir çocuğun ellerini açarak kadına: “Anne, ne olur, biraz sev beni!” demesini unutmuyorum. O görüntü, alevli gözyaşları damlalarıyla yüreğime işlendi. Aydın’daydı, küçük bir çocuğun açlıktan öldüğü saptanmıştı doktorlar tarafından. Unutmuyorum. Sanırım yine Aydın’daydı. İşsiz baba, çocuğun suratına yumruk vurmuştu. Çocuğun ölmeden önceki son sözleri: “Baba, canım çok yanıyor!” olmuştu. Unutmuyorum! Suriyeli bir çocuğun, kafa kesen o aşağılık katil sürüsüne: “Sizi Allah’a söyleyeceğim!” lafını da unutmuyorum. Hayvan kesimevinde çalışan birinin bana anlattığı: “Hocam, ön sıradaki hayvanlar kesilirken, sırada bekleyen hayvanlar tir tir titriyor ve gözlerinden oluk oluk yaşlar akıyor,” lafını da unutmuyorum. Silvan olayları yaşanırken küçücük bir kız çocuğu, Silvan’dan ayrılmak üzere olan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’a sarılıyor ve ağlayarak panik içinde: “Ne olur gitmeyin!” diyordu. Başkan gittiğinde, öldürüleceklerini düşünüyordu.” AŞKI OLMAYANIN ŞİİRİ OLMAZ (GAZETE VE EDEBİYAT DERGİLERİ YAZILARI 1994-2018) J&J YAYINLARI 2018

Unutamadığımız o kadar kahredici olaylar ve cinayetler var ki yazmaya kalksak, içimizdeki bütün ışıklar bir bir söner! Zaten biz burada bir de kayyum cinayetiyle kahrolmuşken, bu kanlar içindeki yüreğimizi alıp nerelere fırlatalım?

Feministlerin unutmadığım muhteşem bir sözü var: “ Siz çözümden yana değilseniz, bu sorunun bir parçasısınız demektir!”

Kadın cinayetlerine tepkiyle yazdığım başka bir yazıma da bu dizelerle son vermiştim. Ah, bir daha böyle bir vahşetin yaşanmaması dileklerimle:

 

KADINLARIN OLMADIĞI BİR OYUNA DANS MI DENİR?

 

 ‘’ve kadınlar vardır yürekleri sıcacık

taşları bile eritir

ve sevdikleri için ılık bir rüzgâr...’’

 

 

‘’ hem kadınların olmadığı bir oyuna dans mı denir

elleri kalktı mı göğün derinlerine ulaşır

sevginle yücelt onları, onlarla yücel

alnı açık yaşanmadıkça kanamaya devam eder dünyamız

kavra yüreklerini, tut ellerinin üzerinde

dayatmakla olur imkânsız denilen

ve bir bakarsın, işte güller nergislerle beraber...

 

BU sanrı DEĞİL

elleriniz kalktı mı göğün derinlerine ulaşır...’’

 RUHLAR MAHŞERİ(Toplu Şiirler) J&J YAYINLARI 2015

Özgür bir toplumda ve özgürce yaşayacağımız günler dileğiyle sevgiler, saygılarımla…

Aydın ALP Ağustos 2019

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.