Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Referandum ne dedi!

Referandum ne dedi!

 

Öncelikli olarak 16 Nisan'a kadarki iki aylık süreç hakkında bir kaç şey söylemeli.

Başından beri görüldüğü üzere "evet"in baskın, "hayır"ın mahzun durduğu, pek de demokratik bir referandum yarışı olmadı. 

Evet cephesi; devlet + siyasal iktidar birlikteliği üzerinden yaygın ve yoğun bir taarruzla sürecin ipini göğüsledi. Üstelik görülmedik boyutta karşıtlarını "hain" ve "terörist" göstererek...

Hayır cephesi ise "kırk yamalı bohça" görüntüsü sergiledi. CHP, HDP ağırlıklı ve AKP+MHP küskünleri ile diğerleri "daha çok demokrasi, daha çok özgürlük" eksenli bir blok olarak değil de, pokerde beş benzemezle muktedire "rest çekmek" gibi bir role soyundular.

Ve işin en trajik / travmatik tarafı muhtemel bir Hayır sonucu referandumdan sonra söz konusu olsaydı dahi iktidarın muktedirliğinin devam edeceği ve bu devam üzerinden Hayır cephesinin nasıl bir politika izleyeceğinin belirsizliği söz konusuydu!

Öylesine bir belirsizlik ki! CHP, hayır'ın ikinci büyük partneri HDP'yi gelecekteki "potansiyel" partner olarak değerlendirme şansını yakalamışken ve buna dair politika üretmesi mümkünken, "Evet çıkarsa ülke bölünür ve federasyon olur" diyerek / dedirterek elini zayıflatan tuhaf bir role büründü.

Öte yandan MHP, AKP küskünleri ile diğer geriye kalan Hayır bloku içinden final günü 16 nisan'a dair bir örnek vereyim:

16 Nisan referandum gününün en kendine yakışan "ideolojik" manşetini BirGün gazetesi attı. "Cumhuriyeti biz böyle kazandık" pankartını taşıyan bir kitle ile 'Böyle Kazandığını,' iktidar cephesinin kahkahalı fotoğrafının üzerine de 'Böyle kaybetme' sloganı oldu. 

Yani ez cümle "sol"un hâla özeleştirisi verilmemiş yetmişli yılların söylemini çağrıştıran ve dahi Kürdü öteleyen "Kemalizm, küçük burjuvazinin en radikal, en sol kesiminin ideolojisidir" kelamı ekseninde aslına rücu etmiş bir ruh hâldi sergilenen!

 

Bir başka nokta şu: Hayır muhalefet cephesinin HDP hariç hemen tümü, mevcut parlamenter rejimi bütün yetersizliklerine rağmen savunuyordu. 

HDP referandum sürecinde pek gündeme gelmese ve şimdi tartışma zemini bulamasa da; bizzat Abdullah Öcalan'ın 2013 söyleminde "Başkanlık sisteminin tartışılabileceği"ni dile getirmesi HDP'yi bu "parlamenter sistemde ısrar tercihi" dışında tutmayı gerekli kılıyordu. Ama tabii ki böyle bir "başkanlık modeli" değildi HDP'nin tercihleri elbette.

 

ABD ve Avrupa ise çok dillendirmemekle birlikte "batı"nın kendi başkanlık modellerine uymasa da sorumlu ve tam yetkili "bir kişi" üzerinden bundan sonraki süreci yönetmenin ve ilişkilenmenin daha işleri "kolaylaştıracak" bir kabul olduğunu düşündü gibi!

 

Bugün gelinen nokta açısından...

 

Bütün seçimler oylamalar sonrasında gündeme gelen itirazlar filan bir yana Türkiye'de artık yeni bir sayfa açılıyor.

 

1- Kürt sorunu olanca çıplaklığıyla orta yerde duruyor ve "çözüm süreci"ni dayatıyor. Dayatmakla kalmayıp bu şiddete dayalı "güvenlik eksenli" politikaların sürdürülebilir olmadığının altı çiziliyor. En hafifinden Kürt coğrafyasının onca kıyım, yıkım, kayyum, sürgün, hapislik uygulamalarına rağmen tercihin rengi böyle.

 

2- ülkeye haylidir dar gelen ve tartışılan parlamenter sistemin ve ez cümle 1923'ün adeta ruhuna fatiha okunmuş oluyor.

 

3- Muhtemelen mevcut haliyle ihtiyacı karşılayamayacak "başkanlık" sistemi önümüzdeki bir kaç yıl içinde yeniden elden geçirileceğe benziyor.

 

4- Türkiye usülü bir başkanlık modelinin hayata geçiyor olmasına rağmen yeni sistemin mimarları her hâlûkâr'da iki kişiden birinin hayır dediği ve hayır diyenlerin "azınlık" olmadığı en azından evet diyenler kadar olduğu meselesini dikkate almak durumunda kalmak zorunda!

 

5- Artık başkanlığı halk oyuyla onaylanmış olan mevcut cumhurbaşkanının ve tüm siyasi, bürokratik kadrolarının rahatlıkla "gelecek kaygısı" olmadan siyaset yapacakları bir dönem başlamış oluyor.

 

6- Süreci kendisi başlatmış olmakla birlikte MHP artık zamana yayarak tarih sahnesinden rolünü tamamlamış olarak çekileceğe benziyor. Ya da farklı formatta ve hayli etkisizleşmiş bir marjinal parti olarak siyasete devam...

 

7- AKP içinde ciddi bir hesaplaşma söz konusu. Özetin özeti; çatlak ses çıkaran "AKP'lilerin" "ipinin çekilmesi" ve Akparti'nin sistemin "efendi"si Başkanı'nın başkanlığında daha steril bir parti ile süreci götüreceği.

 

Ve son birkaç vurgu; bunlardan biri 16 Nisan referandumunun gelecekte bugünün tarihi yazılırken KAPAK olmaya aday: 

 

TBMM'de grubu olan dört siyasi partinin liderlerinden üçü medyanın görsel gücünün gözleri önünde tören edasıyla oylarını kullanmış oldu. Biri ise(aslında eşbaşkanlık nedeniyle 2'si) mahpusta medya tarafından görülmeden / görüntülenmeden oyunu kullanmış oldu.

 

Ankara, İstanbul ve İzmir gibi üç şehirde Hayır oyları öne çıktı...Bu üç büyük ilin tercihinde önemli bir kavşağı işaret ediyor...

 

Belki bir kaç cümlelik kelam da Diyarbakır ve bölge için etmeliyim...

 

Diyarbakır ve bölgede çıkan sonuçlara baktığımızda HDP'nin kendi tabanı açısından oylarını koruduğunu ifade etmek gerek. Sadece 7 Haziran ve kısmen 1 kasım 2015 seçimleri baz alınarak çeşitli faktörlerle HDP'ye oy veren kesimlerin tekrar geldikleri yerlere döndüklerini dile getirmeliyim. 

Elbette bu kısmi oy kayış / kaçışı içinde bölgede yaşanan / yaşatılan Hendekli, Barikatlı, Sokağa çıkma yasaklı hâl nedeniyle alışkın olduğu hayatı ve ticareti "sekteye" uğrayan "orta sınıf"ın tercihleri de önemli bir faktör oldu...

 

Şubat 2017'den bu yana referandum konusu ile ilgili iki yazı yazmıştım. Yazılarımda hiç sonuç okuması yapmadım. Sadece fotoğraf çektim.

Ama hayli çok özel sohbetlerimde hep şunu dedim. "Benim İstanbul büyükşehir belediye başkanlığından beri izlediğim Recep Tayyip Erdoğan asla kaybedeceği bir seçime girmez. Hele hele bu denli muktedir iken, bu denli iktidarın bütün kurumları elinde iken! 

Dolayısıyla sonuç yüzde 52 evet, yüzde 48 hayır olur" demiştim / dedim. Sonucun Evet çıkacağını rakamsal olarak da tahmin etmeme rağmen "umuyor ve diliyorum ki makas çok açık olmaz yüzde 60-40 gibi"yi de eklemiştim. Bu olursa kırılmalar çok daha keskin olur!

Sonuç düşündüğüm ve beklediğim gibi de çıktı nitekim.

 

Son cümle; evet dün gece ve bundan sonraki geceler şimdiye kadar fiili, bugünden sonra da yasal yeni başkan artık hayli rahat başını yastığa koymuş olacak. 

 

Ama adını ne koyarsa koysun "Kürt Sorunu"nun olanca azametiyle "ben buradayım" dediği ve hâla çözüm için sonuç beklediği de aşikâr...

 

Not: Bu yazı 16 Nisan 2017 pazar akşamı saat 20.40 itibariyle yazıldı, düzeltmeleri ise 17 Nisan sabahı yapıldı.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şeyhmus DİKEN Arşivi
SON YAZILAR