Nesrin Erdoğmuş

Nesrin Erdoğmuş

Ruhumuz; yangınlar ve ölümler

 Aslında hikayeler hiç de bana göre değildir. Fakat değişen dünyamızın, değişen insanlarının hikâyesi bu, belki de hepimiz kendimizden bir şeyler bulup hissedebileceğiz.
 Karanlıklar içinde yalnız kalmış insanların ruh halleri içinde kendimizi bir yerlere savurmak isteyeceğiz.
Ruhumuzun derinliklerinde yapayalnızlık uçsuz bucaksız kayalıklar olduğunu gördükçe belki de bu durumdan kurtulmaya çabalayacağız.
Belki de daha çok bu yapayalnız ruh halini benimseyeceğiz.
Gözlerimizi her sabah uykudan açtığımız da güneşin parlak yüzünü belki de hiç göremeyeceğiz.
Güneşin parlak yüzünü gören diğer insanları gördükçe onlara gıpta ile bakacağız.
Sizler de bu kalabalık şehirlerde yalnızlığı seçmiş iseniz, muhakkak geçmiş yıllarınız da ruhunuz da yüreğiniz de derin yaralar biriktirmişsinizdir.
Hani o ceraahatı irin bağlamış yaralar var ya,  o tarifi imkansız acılar veren,  sızladıkça içimizi geçiren yaralardan  bahsediyorum.
Etrafımız kalabalık olsa ne çıkar, önemli olan sizlerin yani bizlerin ruh hallerinin yalnız olmamasıdır.
Yaşanmış tüm yılların geçmişte var olup, geleceğin mimarini oluşturmak için zeminin kuvvetli olmasıdır.
Bu zemindeki aharcının çimentosundan cimrilik yapılmamasıdır .
Öyle derinden acılarımız var ki içimizdeki hüzün dış dünyanın katmansız etkileri gibi olur.
Büyür de büyür.
Her birimiz bu yaşımıza kadar dünya da,  coğrafyamız  da çok büyük doğal  afetler gördük.
Depremler gördük.
Tsunamiler gördük.
Yangınlar gördük.
Yokluklar hatta ekmeğin bile karne ile alındığı zamanları büyüklerimizden dinledik.
 Ama geçtiğimiz günlerdeki gibi on yedi ilde başlayan ve ağaçların, hayvanların hatta dört kişinin yanıp kül olmasına sebep olan yangınlar kadar büyüğünü daha görmemiştik.
Kahrolduk.
Üzüldük ağladık.
Böyle bir eş yangınları çıkaranlar her kimse diye beddualarla başlayan cümleler ağıtlara döküldü.
Bu yangınları kim çıkardıysa failleri bulunsun diye sosyal medyalarda tepkimizi en içten bir şekilde dile getirdik.
Ama ne yazık ki ne bu yangınları çıkaranlar bulundu.
Ne de o kadar yanan canlılara bir şeyler yapılabilmesi elden gelmedi.
Ağaçlar yandı kül oldu.
Hayvanlar yandı.
İnsanlar yanıp hayatlarını kaybetti.
Yıllar önce ekilmiş fidanlar yüzyıllık ağaçlar, ve tabiat ananın her bir hayvanın bu atmosferde farklı bir işlevi bulunduğu  yaşamda, her şey alev alev yanarak  kül olması tabiat anayı mahvetti.
Covid 19 virüsüyle tüm dünya aşılanıp biraz rahat nefes alınacağını bekleyen ülkemiz şuan da yangınların getirmiş olduğu facialarla uğraşıp, yeni sıkıntılarla her an karşı karşıya kalabilir.
Yangınları söndürme uçaklarımız yetersiz olduğu hep söylenildi.
Şimdi yangınlar olduktan sonra şu güzelim yurdum da ağaçlar fidanlar hayvanlar yanarak öldükten sonra, oksijensiz nefessiz bir atmosferde nasıl yapacağız.
Evet nefes alıyoruz doğru.
Hepimiz yaşıyoruz bu da doğru.
Ama betonermeyle her taraf çevrili bir ülkede yeşil alanlar olmayınca , nefesin anlamını o zaman daha bir fark edeceğiz.
Canlıların her birinin bu yeryüzünde her bir işlevinin farklı olduğunu o zaman göreceğiz.
Sevgili okuyucularım yanan ormanlarla su sıkıntısı veya başka sıkıntıların çok yakında baş göstereceğini duyar gibiyim.
Hatta gözümü kapattığımda hisseder  gibiyim.
Artik son günlerde çeşmelerden akan sularımızın da lütfen kıymetini bilelim.
Boş yere sularımızı tüketmeyelim.
Öyle bir gün gelecek ki suyu çeşmelerimiz de bile akarak göremeyebiliriz
Bu üç etrafı denizlerle çevrili olan güzel yurdumun lütfen her birey olarak kıymetini bilelim.
Bu güzel yurdumuza elimizden geldiğince sahip çıkalım.
Doğamızı korumak bizim hem vatandaşlık hem de insanlık görevimizdir.
Bunu beyinlerimize yerleştirelim.
Bizden sonra gelecek nesillere yaşanacak bir yeryüzü bırakmak bizim ilk vazifemizdir.
 
Sevgili okuyucularım ;
Yazımızın konusu içimizdeki girdaplar dan , kalabalıklar içindeki yalnızlığımızdan açıldı.
Amma velakin konu dönüp dolaşıp son zamanda on yedi ilde eş zamanlı çıkan yangınlara geldi.
Eğer birileri bu yangınlar rant sağlamak istiyorsa, güzel yurdumun tüm insanlarının soluyamayacağí oksijenin, yaratacağı hastalıkların belirtisi olduğunu bileceğiz.
Ve rant için ormanları yakan her kimler ise önce Allah'a sonra da, bu ülkedeki hukuk sistemine güvenip  cezalarını çekmelerini bekleyeceğiz.
Ama geçtiğimiz hafta başka bir üzücü olayda yaşandı.
Konya ilimizde yedi kişilik bir aile hunharca öldürüldü yakıldı.
Öldürenlerin ırkçı oldukları sosyal medyada söylendi.
Ölenlerin Kürt veya Türk olmaları önemli değil, İNSAN olmaları önemlidir.
Bu yedi kişilik aileyi hunharca öldüren katillerinde en kısa zamanda bulunup cezalandırılması bizler için önemlidir.
Bu ülkede Türk Kürt alevi ermeni kardeştir.
Kız alınıp verilmiş bir ülkedir.
Asla dil din ırk ayrımına yer vermemeliyiz.
Provokasyona gelmemeliyiz.
Kardeşçe yaşanan bu güzel yurdumda herkese aş olduğunu unutmamalıyız.
Sevgili okuyucularımız
Yine gelelim ilk konumuza.
İçimizdeki, ruhumuzdaki eşsiz yalnızlığımıza.
Yüreğimizde ki yalnızlık savaşlarımız o kadar hasarlı olmuş ki.
Yalnızlığımızla mücadele bile ederken sessiz  girdaplarda boğulmamak için çırpınıp duruyoruz
Belki de battık batacağız
Tam boğulacağımız zaman içten bir sıcacık sevginin güzelliğine kapılıp, boğulmaktan bir anda kurtulmak da bizim elimizdedir.
Gençliğimizi, yüreğimizdeki sevgimizi, ruhumuzdaki umutlarımızı yeniden keşfetmeliyiz.
Geçmişe baktığımız da içimizdeki kocaman bir boşluk, yeri doldurulamayan bir yalnızlık var olsa bile yeni bir hayatın ilk kavşağında soluklanmayı seçmeliyiz.
Sevgisiz yaşanmaz dostlarım.
Sevgisiz insanoğlu yaşamdan hiç bir zaman tat alamaz..
Onun için ;
Sevgiyle var olup, sevgiyle yoğrulmak güzel bir duygu diyorum.
Haydi hep beraber karanlıklara karşı aydınlık yüzümüzün güzelliklerini gösterelim.
Sevelim.
Sevilelim.
Doğayı katletmeyelim.
İnsana insanca yaşam veren bir dünyada el ele, kardeşçe yaşamın zevkini tadalım.
Bir gün çok geç olmadan;
Sloganımız SEVGİ, KARDEŞLİK, DOSTLUK olsun.
Sevgilerimle

Önceki ve Sonraki Yazılar