SANATIN GİZİ! (2)

Sanattın gizini mercek altına tutma adına ben bildiğim alandan, şiirden, konuşmayı sürdüreyim. Diyelim ki herhangi bir şey, şairi taşırıyor ve dizeler yazılıyor! Evet, şiirin omurgası ortaya çıkmış gibidir! Ama şiir, emekle son biçimini alır. Fazlalıkların atılmasıyla şiir görünür hale gelir. Emek verilmeden açığa çıkan bir güzellik yoktur. Yetenek bile altı doldurulmazsa bir handikaba dönüşür!

“Büyük sanat yapıtlarından taşan rahatlık duygusu, dile getirdiklerinden çok, zorlu bir mücadele içinde varoluşun dışına çıkmış olmalarının ürünüdür. Umut, rahata ermemişler arasında bulunur.” Theodor w. Adorno

 

Çağlar yaşadığım hayatım, şiirlere akmıştır. Şiirin benden gizlisi saklısı kalmamıştır! Şiirle ilgili yaşamadığım bir şey yoktur. Vahiy gibi gelenler de vardır ve ilk dizelerden sonra emekle elmaslaşanlar da vardır. Sözgelimi hem öğretmenliğimin hem de herhangi bir işte çalışma hakkımın gasp edildiği 12 Eylül’ün o kahredici günlerinde yazdığım bir şiirin serüveninden söz edeyim. Emniyetle evden çıktığım ve emniyetle eve döndüğüm günlerden bir gün, ağzıma sigarayı aldığımda, biri çakmak tuttu. Sigaramı tutuşturana baktığımda, peşimdeki gölgelerin gülüşüyle irkilmiştim. Sigarayla birlikte yüreğim de yanmıştı. Kırmış boynumu, yürümüştüm; ama vahiy biçiminde ŞARKILAR ÜLKESİ adlı şiir de kafamda tamamlanmıştı.

 

ŞARKILAR ÜLKESİ

 

 

sigaranızı hiç gölgelerinizin yaktığı oluyor mu

herkesin anladığı bir dil vardır, ah ulan...

 

yüreğim yanmazsa bu surlar tılsımını yitirir

bir avize ışıksız ne hale gelirse öyle...

 

gözlerimin göründüğü yere artık itfaiyeler geliyor

kanatlar yelpazesi düşlerim de dünyayı ferahlatır...

 

hüzünler bir bir kendini bende sınadı

çalarken gonkların yüreğim, rengimizi almadılar mı

 

rüzgâr mı esiyor yalnız, yaprakları mı sürüklüyor

üstüm başım kahır tuttu, kara amed of...

 

ya ben savrulan bir şey olayım, artık olayım

ya bu lanet olsun, yeter ki olsun...

 

içli şarkılar ülkesi, kuşlar cenneti

ay ışığının sevgilisi, güneşin kenti...

 

Aydın ALP-Ateşin Kehâneti (Memleket Yayınevi-1989 Ankara)

Ruhlar Mahşeri (Toplu şiirler) (J&J Yayınevi-2015 Diyarbakır)

 

Sanatın Gizi(1)’de belirttiğim gibi, sanatsal ürünün son biçimiyle geldiği de söz konusu olabilir; ama başlangıcında güzergâhının sezildiği ürünün, emekle belirginleşmesidir işin özü. Sanatın doğası; başlangıcı beliren ürünün emekle açığa çıkarılmasını, tamamlanmasını gerektirir. Şiirde bu böyledir.

 

Sanat; önce yatkın olma, eğilimli olma özelliğiyle başlar. Eskilerin istidat dedikleri ve tartışılır olan yetenekten söz ediyorum. Ama “anadan doğma yetenekli olma” bile tek başına yetmez. Hatta yetenek, tek başına bir tuzak da olabilir. Yeteneğin de beslenmesi gerekir. Yeteneği kollayıp korumak, geliştirmek gerekir. Emek verilmezse yetenek de heba olur. Birkaç kıvılcımın ötesine geçmez. Varacağı yere varamadan kesilir.

 

Peki, yetenek doğuştan mıdır; yoksa koşullarla mı ilintilidir? Bana göre her ikisi de söz konusudur. Yani yeteneğin hem kalıtımla ilgili yanı vardır hem de şartlarla. İnsanın doğuştan getirdiği özellikleri de vardır. Koşulların da insana çok şey kattığı ve insandan çok şey götürdüğü bilinmektedir.

 

Ardını sürdüreceğim bu yazıda belirtildiği gibi, yetenekli insanların uygun koşullarda yeteneklerini özgürce geliştirebilmeleri adına sevgiler, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum