Unutmanın Konforu, Hatırlamanın Sorumluluğu
Türkiye’de zaman çok hızlı akıyor. Dün manşet olan acı, bugün dipnot bile olamıyor. Depremler, seller, kazalar, ihmaller… Hepsi birkaç günlüğüne gündemi sarsıyor, sonra yerini yeni tartışmalara bırakıyor. Unutuyoruz. Daha doğrusu unutmamız isteniyor.
6 Şubat depremlerinin üzerinden yıllar geçti. İlk günlerde yükselen “hesap sorulsun” sesleri bugün daha kısık. Oysa bazı kentlerde hâlâ yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı binalar var. O binalar yalnızca beton yığınları değil; her gün önünden geçen insanlar için sessiz bir tehdit, birer açık dosya. Ne yargılandı, ne temizlendi, ne de gerçekten kapatıldı.
Unutmak kolay. Çünkü unutmak konforlu. Hatırlamak ise sorumluluk gerektiriyor. Hatırlamak; yetkililere soru sormayı, verilen sözleri takip etmeyi, “neden yapılmadı?” demeyi zorunlu kılıyor. Bu da rahatsız edici.
Toplum olarak reflekslerimiz zayıfladı. İlk anda öfkeliyiz, sonra yorgun. Oysa değişim, öfkeyle değil ısrarla gelir. Aynı soruyu tekrar tekrar sormakla… Aynı yaraya bakmaktan kaçmamakla…
Gazetecilik tam da burada devreye girmeli. Gündem yaratmak kadar, gündemi korumak da gazeteciliğin görevidir. Bir olay yaşandıktan sonra değil, üzerinden aylar geçtiğinde de yazabilmek cesaret ister. Çünkü o zaman alkış azdır, baskı fazladır.
Bu ülkede sorunlar “olmadığı” için değil, “unutulduğu” için çözülmüyor. Eğer hatırlamayı bir alışkanlık haline getirebilirsek; belki o zaman yeni acıların sayısı azalır.
Unutmayalım: Hafıza sadece geçmişi değil, geleceği de korur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.