Gerçeğin ötesi: Dil

Heidegger, İnsan dünyaya fırlatılmıştır, der.Dünyaya bir hayvan olarak gelen insan için insanlaşma ve ontolojik var olma / olmama serüveni ise kendi dışındaki nesne ve öznelerle kurduğu ilişki üzerinden belirlenir. Var olma/olmama sürecinde insana en yardımcı olacak argüman “dildir” desek, sanırım yanılmış olmayız.Henüz dille yeni tanışan insan için “dil “bir iletişim-ilişki kurma aracından ziyade kendi yaşamasal devamlılığını sürdürmek için duru bir menfaat aracı olarak kullanılmaktadır. Zaman içinde dil daha fonksiyonel bir araç haline gelecektir. Dilin bu fonksiyonel skalasını belirleyen en önemli kıstas ise yaşadığı evdir diyebiliriz. Tam da bu noktada da tekrar Heidegger’e dönmekte fayda var.Heidegger, Dil insanın evidir , der Biz de Heidegger’in bu sözünden dilin toplumsal işlevi , dilin arka planındaki sakladığı gerçek ve son olarak dil-yabacılaşma ilişkisi üzerinde duracağız 

İlk olarak Heidegger in dil-ev ilişkisi  üzerinden gitmekte fayda var. Heidegger, Dil insanın evdir derken dil ve ev arasında metaforik bir benzetme mi yaptığı yahut dilin sosyolojik var olma sürecinde evin önemine mi atıfta bulunduğuna bakmamız lazım öncelikle “ev” sözcüğünün etimolojik açıdan incelediğimizde “ev”sözcüğün alt anlamları arasında : mekan , Ocak , aile yurt vb ifadelerle karşılaşırız bu alt anlamlar içinde ‘aile’ kavramı Heidegger’in  dilin var olma sürecinde ilk temel taşın aile de atıldığına vurgu yapmaktadır. Bu söylem bizlere, insanın mutlak ölçüde kullandığı dilin şekillenmesinin yaşadığı aile ve kültürle belirlenmiş olduğunu söylüyor.Bu çıkarımımızdan hareketle dille ilgili ikinci bir okumayı da dilin gizil işlevi üzerinden yapmamız gerekecektir.İnsan içine fırlatıldığı toplum içinde kendi arzusu ve toplumsal bütünlük arasına sıkışmış bir hücre topluluğudur. İnsan bu sıkışmışlık içinde sosyolojik varlığını korumak için dilin üzerine maske takma ihtiyacı hissediliyordur. Zira bu maske insanın gözlerini dünyaya açtığı ilk yerden yani “evinde” takılmaya başlandı. Dilin sanal ve gerçek boyutları arasına sıkışmış insan için , dil hem bir var olma hem de insan için bir kaos sürecidir.Bu kaos süreci insanın kendi özüyle arzusuna esir olduğu öteki arasında daha da bir çıkmaz haline gelecektir. İşte bu çıkmazda insan yeni bir olgusal durumla karşılaşacaktır. Bu duruma “Yabancılaşma “diyebiliriz. Bu yabancılaşma süreci dille daha derin bir duruma itilerek, insanın  kendini oluşturduğu ilk mekana “eve” dönme arzusu taşıyacaktır.Fakat bu arzu ve toplum içinde var olma isteğinde olan insan için tam bir kısır döngü meydana gelecektir.Bu kısır döngü içinde olan insan gerçek ve sanal dili arasında kaosu yaşamaya devam edecektir.”Dil”bu kaosta insanın kendine yabancılaştığı gibi toplumu da insana da yabancılaşacaktır.

Toparlayacak olursak,  insanı bir arada tutan mutlak durum insanın yetersizliğidir.İnsanın kullandığı dil de dilin oluşturduğu kültür sayesinde  insan içinde yaşadığı evrende hakim canlı kılmıştır  Fakat insan tekrar tekrar bilmelidir ki gerçek, mananın ardında bir sırdır. O sırra ulaşmak için ihtiyaç duyduğu “Dil” değil bedendir. Zira dil yalan söyler ama beden asla ... 

 

 

Bu yazı toplam 2505 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.