Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Yozlaşan kültürel kodlarımız ve benim insanım

Yozlaşan kültürel kodlarımız ve benim insanım

Son zamanlarda özelinde Diyarbakır, genelde bölgemizde çok can sıkıcı, moral bozucu ve insanımızın genetiğine, kültür ve inanç dünyasına aykırı bazı gelişmeler meydana geliyor.

            Kadın cinayetleri, üç kuruş alacak veya birkaç metre tarla için kardeşlerini katledecek kadar gözü dönmüşlük, küçük yaştaki çocuklara bile uyuşturucu satan açgözlülük...

            Onurlu bir tarihin mirasçıları olan bu kentin, binlerce yıllık geçmişinde fedakârlık, kahramanlık, merhamet var. Benim insanımın kültürel ve inanç yapısında zulmetmek, haksızlık yapmak, yakıp yıkmak yok; var etmek, yaşatmak, güzelleştirmek, kolaylaştırmak var. Peki, ne oldu da bu toplum değişti!

            Toplumların geleneksel kültürel kodları vardır. Bu toplumsal kodlar, o toplumun binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikiminden süzülerek onu diğerlerinden ayırt edici niteliklere kavuşturur.  Toplum kültürel kodlar sayesinde, simgeler sahibi olur. Toplum olarak bölge insanımızın hangi değeri, diğer toplumlardan ayırt edici nitelik taşıyor? Yoksa davranışlarımızla ferasetini ve vakurunu kaybetmiş bir ruhsuzluk içinde başkalarına benzeşmeye mi başladık?

            Ünlü dilbilimci ve iletişim araştırmaları uzmanı Lippman'a göre; insanların yaşam çevresi hem çok büyük hem çok hızlı ve karmaşıktır. Bireyler bu yapıyı kolayca çözebilecek kombinasyona sahip değildir. Oysa insanı anlamak ve dünyayı anlamlandırıp biçimlendirmek arzusunu taşır. Bu yüzden bireyleri, toplumsal örgünün yapı taşları olarak tanımlayan basit haritalar üretmek ihtiyacı hissetmiştir.

            Kültürel kodlar, bu tür haritalardır. Bireyleri tek tek anlamlandırmak ve anlamak çabasından kurtararak, bu harita yardımıyla hızlı ve kolayca tanımlama olanağı sunar. Peki, son zamanlarda bölge insanımızı gerçekten tanıyabiliyor muyuz? Haberlerde özellikle Diyarbakır ile ilgili haberlerden hicap duymuyor muyuz? Bizi kolayca tanımlayacak değerimiz ne acaba?

            Kültürel kodlar, kalıplaşmış anlam simgeleri olarak bir tümevarım tanımlama yöntemidir. Kullandığımız alfabedeki harflerden, yaşadığımız şehir adlarına; dini inanışlardan, tuttuğumuz spor takımlarına kadar insan yaşamındaki her şey bu toplumsal uzlaşımın etkisi altındadır. Bu tümevarımda, insanımıza hangi sıfatları yakıştırıyoruz? Sakın kimse, üç beş kişinin yaptığını topluma mal edemeyiz, demesin! Toplum, yapılan çirkinlik ve çirkeflere susuyor, prim veriyor, hatta sessiz bir onay ve uzlaşım içindeyse ne diyebiliriz!

            Nietzche kültürel kodları "İyinin ve kötünün dili" olarak tanımlar. Çünkü toplumlar arası ilişkilerde kültürel kodlar uzlaşımlar yoluyla tanınma kolaylığı sağladığı gibi, özünde bir çatışmayı, bir karşıtlığı da taşımaktadır. İslam dünyasının sembolünün hilal, Hristiyan dünyasının sembolünün hac olması onlara birbirlerini kolayca tanıma olanağı sunmaktadır.

            Daha basit bir tanımla "zehir" kavramının insan zihninde oluşturduğu tehlike kavramı "yılan" sembolüne gönderme yapar. hoşlanmadığımız birine "yılan" dediğimizde zehirden kaynaklı tehlikeli kavramını öncelemiş, ifade etmiş oluruz. Birbirimizi kolayca tanıyabiliyor, birbirimize güvenebiliyor muyuz, yoksa aydınlarımız, yazarlarımız, din adamlarımız, öncülerimiz de dahil olmak üzere çoğumuz "yılan"laşıyor muyuz?

            İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilmek ve anlaşabilmek için kullandığı sözcükler, davranışlar, kullanılan trafik işaretleri, müzik, resim, tiyatro, reklam, film metinleri, afişleri, sunumları, kentlerin yapısal nitelikleri, bireylerin giyim tarzları, davranışları kısacası mesaj anlamı taşısın taşımasın her birim bir göstergedir ve kültürel kod olarak tanımlanır.

            Bir bütün olarak emek ve özgürlük mücadelesi verdiği iddiasında olan insanımızın köklü olan bu inancında neden kültürel kodlarına aykırılık görülmeye başlandı? Adalet, hak, hukuk, paylaşım, aşk kavramlarını nasıl oldu da bunca şiddete, sinsi fırsatçılığa bulaştırdık? Kapısına sığınan düşmanına merhamet gösterdiğine inandığımız bu toplum, nasıl bir acımasız ruh haline büründü ki, öz kardeşlerini, ailesini gözünü kırpmadan katledebiliyor?

            Dewrêşê Evdî ile Adul, Siyabend ile Xecê, Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Zuleyha aşklarını huşuyla ezberleyen, her dinlediğinde yüreği kanayan güzel insanım, ne oldu da gözünden sakındığı eşini, yoldaşını, kız kardeşlerini cadde ortasında hunharca katledecek kadar kimliğinden, insanlığından soyutlandı?

            Kültürel kodlar; bir toplumun kimliği, kişiliğidir. Çok acil bir biçimde özümüze, kimliğimize,bizi tanımlayan kültürel kodlarımıza dönmeliyiz.

            Bilinsin ki, benim insanıma barış, aşk ve merhamet yakışıyor. Bilinsin ki, kavgayı güzelleştiren aşk, aşkı güzelleştiren merhamettir. Bilinsin ki, davası büyük olanın kavgası da büyük olmalıdır!

 

           

Önceki ve Sonraki Yazılar
Abdurrahim Kılıç Arşivi
SON YAZILAR