Nesrin Erdoğmuş

Nesrin Erdoğmuş

Annelere münhasır

Çocuktuk. İki odalı evimizde pazar sabahları uyandığımızda annem muhakkak kahvaltımızı hazırlamış olurdu.
Siyah beyaz televizyonumuzda pazar günleri kovboy filmleri olurdu. Şöyle bir atın üstünde yakışıklı, şapkalı kovboylar dört nala adeta uçarlardı. Pazar günü bizim olmazsa olmazlarımızdan olan; Ünal pastanesinden alınmış o sıcacık poğaçalar soframızdan eksik olmazdı.
Annem çayı demler, kahvaltımızı yumurtasından, peynirinden, reçelinden her çeşitle hazırlardı. Eğer kışsa muhakkak uyandığımızda sobayı yakmış olurdu.
Öyle lüks değildi hayatımız. Ama o zamanki şartlarda iyi imkanlara sahiptik. Zaman kurulmuş değildi şimdiki gibi. Zamanı biz kurardık. Zamanın bizim üzerimizde bir hükmü yoktu. Biz yaşamımızı planlardık. Pazar günleri muhakkak öğleden sonra bir gezmemiz olurdu.
Annemin çok sevdiği ahbaplarından birine gidilmesi önceden kararlaştırılmış olunurdu.
Kahvaltımızı hep o siyah beyaz televizyonlarımızın karşısında yapardık.
Annem muhakkak ablama babamın öğle yemeğini hazırlamasını öğütlerdi.
Çünkü kahvaltıdan hemen sonra bizde gezmeye gidecek olmanın telaşı başlardı. O gün icin en şık kıyafetlerimizi giyer, saat bir dedik mi evden çıkardık ama babamın yemek vakti, yemeğinin hazır olması gerekirdi. Gezmelerimizde annemin tercihi çok sevdiği Yaşar Teyzeler olurdu çoğunlukla.
Gezmeye gittiğimizde eğer kışsa o çok sevdiğimiz Yaşar Teyzemiz bize ikram edilmek üzere hedik yapardı ya da dolma veya Siverekli oldukları için çiğköfte yaparlardı.
O tadına doyulmaz sohbetlerimizle ikramlarımızı yer, sonra çaylarımızı içerdik.
Çayın yanında da muhakkak bir tatlı bir tuzlu olmak üzere iki çeşit pastalarımız olurdu.
Sohbetlerimizde birbirimizi görmenin sevinci olurdu çoğu zaman. Heyecan vardı.
Büyük bir saygı vardı.
Sevgi vardı. Hoşgörü vardı. Hürmet vardı.
Yapmacık olmayan bir içtenlik vardı.
Bir fincan kahvenin kırk yıl değil, bir ömre bedel dostluğu olurdu ilişkilerimizde.
Ve bugün pazar...
Günlerden Anneler günü.
Hüzünleniyorum birden.
Çocukluğumu anne mi baba mı, o kalabalık evimizi, o sıcaklığı arıyorum.
Ama hiç biri yok.
Çağımızın hastalığı pandemi covid 19 virüsüyle beraber herkes evinde.
Dışarı çıkma yasağı var.
Büyüklerimizi sadece telefonlarla arayabiliyoruz
Buğulu bir sessizlik hakim etrafımızda. Annem yok.
Babam yok. Her bir kardeşim farklı şehirlerde. Dostlarımızla artık pazar günleri buluşamıyoruz.Öyle bir virüs ki, bizleri çok sevdiğimiz insanlardan uzaklaştırdı.
Oysa bizim zamanımızda tatil günü deyince aklımıza kalabalıklarla bir arada olmak gelirdi.
Dost meclislerinde, akrabalarımızla birlikte olmak isterdik. Şimdi öyle laflar ediliyor ki akraba akrepmiş. Dost kazığı varmış diye söylemler çıkmış. Katılmıyorum dostlarım, hiç katılmıyorum bu sözlere.
Akraba da candır.
Dost da candır.
Yeter ki her kim olursa olsun fitne, fesat, dedikodu, menfaat araya girmesin. Öyle dikkat edelim ki bizler affedici olalım. Yaradan bize akıl, fikir, dil, göz vermişse biz bu organlarımızı görmediğimiz duymadığımız fesatlıklara harcamayalım.
Ve bugün pazar...
Anneler günü.
Bende bir anne olarak çocuklarımın sesini duymak istiyorum
Aslında bir nevi duygu yoğunluğundan çocukluğuma dönmek istiyorum. Kalabalıklara karışmak istiyorum.
Annemin ve tüm annelerin ellerinden doya doya hasretle öpmek istiyorum.
Bu özel günde ;
İlk olarak rahmete giden Annelerimizi babalarımızı anıyorum. Mekanlarının cennet olması için yüce Rabbime niyaz ediyorum.
Sonra ;
Tüm Annelerin, Anne adaylarının,.  biyolojik anne olmayıp da bir anneden daha fazla anne vazifesini yerine getirenlerin, hem anne hem baba rolü üstelenenlerin, hem de her ne koşulda olursa olsun her çocuğun başını okşayıp anne şefkatini esirgemeyen tüm insanların bu özel günlerini kutluyorum.
Kendi özel bir günüm ve kendimi de kutlamayı ihmal etmeyerek tüm dostlarıma kucak dolusu sevgiler saygılar selamlar güller gönderiyorum.
Sevgilerimle.

 

Bu yazı toplam 761 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar