Bağımlılık Haberleri ve Normalleşen Tehlike
Bu aralar neredeyse her gün benzer haberlerle karşılaşıyoruz: tonlarca madde ele geçirildi, onlarca kişi gözaltına alındı, büyük bir şebeke çökertildi. İlk bakışta bu haberler toplumda bir rahatlama duygusu yaratıyor; “mücadele ediliyor” hissi güçleniyor. Ancak bir ruh sağlığı uzmanı olarak, bu haberlerin bağımlılıkla ilgili algılar üzerindeki etkisine biraz daha yakından bakmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü mesele yalnızca yakalanan miktarlar ya da gözaltı sayıları değil; bu anlatının bireylerin madde kullanımına nasıl bir anlam yüklediği.
Bu tür haberler çoğu zaman caydırıcılık iddiasıyla sunulsa da, özellikle gençler ve risk grubundaki bireyler için bambaşka bir etki yaratabiliyor. Sürekli tekrar eden operasyon haberleri, farkında olmadan “her yerde var”, “ulaşılabilir”, “olağan” bir madde gerçekliği inşa ediyor. Yani amaç korkutmak ve uzaklaştırmak olsa da, ortaya çıkan tablo çoğu zaman madde kullanımını istisnai bir sorun olmaktan çıkararak gündelik yaşamın olağan bir parçasıymış gibi algılanmasına yol açıyor.
Bağımlılık psikolojisi açısından bakıldığında, bu durum şaşırtıcı değil. İnsan zihni, tekrar eden uyaranlara karşı duyarsızlaşır. İlk başta korkutucu olan bir haber dili, zamanla sıradanlaşır; hatta merak uyandırıcı bir hâl alabilir. Özellikle ergenlik döneminde risk alma eğilimi yüksek olan bireyler için bu tür anlatılar, “yasak ama ulaşılabilir” olanın çekiciliğini artırır. Burada sorun, mücadelenin varlığı değil; mücadelenin nasıl anlatıldığıdır. Sayılar, görüntüler ve dramatik başlıklar, bağımlılığın ruhsal, bedensel ve sosyal yıkımını görünmez kıldığında, caydırıcılık yerini alışmaya bırakır.
Bir diğer önemli nokta da şu: Bu haberlerde neredeyse hiç bağımlı bireyin iç dünyasına, tedavi sürecine ya da iyileşmenin mümkün olduğuna dair bir anlatı yer almaz. Oysa bağımlılık yalnızca adli bir mesele değil; aynı zamanda kronik, tekrarlayıcı ve tedavi gerektiren bir ruh sağlığı sorunudur. Sürekli “operasyon” diliyle karşılaşan toplum, bağımlılığı bir insanlık hâli olarak değil, yalnızca suç ve suçlu ekseninde düşünmeye başlar. Bu da yardım arama davranışını zayıflatır. Kullanan kişi, destek istemek yerine saklanmayı, inkârı ve yalnızlaşmayı tercih eder.
Bu noktada asıl soru şudur: Biz neyi artırmak istiyoruz? Korkuyu mu, farkındalığı mı? Sessiz bir kabulü mü, gerçek bir önlemeyi mi? Eğer amaç madde kullanımını azaltmaksa, haber dilinin de buna hizmet etmesi gerekir. Operasyonlar elbette önemlidir; ancak aynı görünürlükle tedaviye erişimi, iyileşme öykülerini, bağımlılığın bedelini ve korunma yollarını konuşmadıkça, bu haberler tek başına yeterli olmaz. Hatta tam tersine, bağımlılığı toplumun gündelik arka planına yerleştirerek normalleştirme riskini taşır.
Klinik Psikolog Kübra Özsat
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.