Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Bak yaz geldi

Bakın yaz geldi. Kendimizi sokaklara atıyoruz. Kırlarda ayak izlerimizden işaretler bırakıyoruz. Dağların yamaçlarına sevinçlerimizi, doruklarına hüzünlerimizi serpiyoruz. Işıltılı mayıs, kibar nisan geride kaldı.

Bakın yaz geldi. En ücra köşeleri keşfedilmiş bir hayata gülümseyerek bakıyoruz. Mevsimi gelince değişen dolaplar gibi açılıyor kapılarımız. Serin bir rüzgara, serin bir bardak suya bakar gibi bakıyoruz hayata.

Bakın yaz geldi. Reyhan, nane, papatya kokuları dolduruyor ortalığı. Köşe başında sarmaşıklar duruyor, yan sokakta ortancalar sırıtıyor duvar dibinde öpüşen aşıklara. Sessizlik yeni bir dil buluyor kendine.

Yaz kendinden de soyunur. Yeni renkler arar kendine. Sabahın rengi tutmaz akşamın alacasını. Öğlenin kederini bilmez akşamüstünün hüznü. O hüzün ki kaç yıldır yoldaşım olur, bırakmaz beni.

Bir pınarın yamacında duruyorum, bakın yaz geldi. Şiirler okuyorum karanlık sokaklara. Saygısız adımlarla tutuyorum ellerinden, uysal ellerimde eski bir alışkanlık, ürkek bir veda ısınıyor.

Belki de çok beklemişim bir pınarın kalbinde, çok kırılmışım bir dağın yamacında. Dicle gibi akmaktan, şiir gibi bakmaktan yorulmuşum. Sarhoş adımlarla peltek düşlerin ardında koşmuşum. Hep geç kalmışım sana, hep geç kalmışım kapılara.

Yaz geldi, seninle geldi. Hep gelirdi yaz, bahçelerde gözlerimin telaşı, çok uzaklara bakmaktan yorulmuş gözlerimin telaşı, çok sevmekten titreyen ellerimin, dokunmaktan korkan ellerimin telaşıyla geldi.

Sen geldin, pınar oldun, sen geldin çağla oldun, sen geldin kır çiçekleri, pırnallar, yaban gülleri oldun. Bir kelebek ürkekliği, bir lalenin zerafeti var üzerinde. Akşamların o dar sokaklarında tutunduğum sokak direkleri, o sarı lambaların sıcaklığı, gökyüzümü donatan ışık oldun.

Özlemenin bir adı vardır, her ayrılığın bir adı. Her ölümün bir gerekçesi vardır, bakın yaz geldi.masada bırakılmış bir vazo kadar mağrur duruyoruz hayatın kıyısında. O vazodaki bir çiçek kadar küskün bakıyoruz içimizdeki odalara.

Sokaklara açılmanın, aşkla kıvranmanın vaktidir yaz. Bakın yaz geldi. Duvarları süsleyen menekşeler, odaları süsleyen portreler gibi açılıyoruz hayata. Ama sen içini açma sokaklara, ama sen kalbini dökme bulvarlara, ama sen sesini bırakma kalabalıklara.

Çok bekledim orada, çok bekledim olmadığın sokaklarda. Çok bekledim istasyonlarda. Orada yağmurlar serin ve nazenindi, sokaklarda ihtiras, sokaklarda yalan, sokaklarda şen şakrak kahkahalar çınlıyordu, istasyonlar hep ayrılık kokar. O kokularda aradım seni. Bak yaz geldi, bak o istasyonlar ışıklarını kapatmış, bak o istasyonlar kapana kısılmış. Hiçbir koku sana ait değildi.

Yazın kokusunu alıyorum, o kokuyu yazıyorum. Dağın kokusunu alıyorum dağı yazıyorum. Ayrılığın kokusu var mıdır? Özlemenin kokusu var mıdır? Bir pınar nereye akar, bir pınar bir denizin gövdesinde mi büyütür kendini? Ben o denizim işte, bak yaz geldi, büyüt beni.

Bir pınar nereye akar, bir çölün çatlağında mı tüketir kendini? Ben o çatlaktayım işte. O çatlakta yeşert beni. Bak yaz geldi, bak ayçiçekleri ve serçeler sarmaş dolaş, bak bir sırda eritiyor kendini kum ve çakıl. Gel kum ve çakıl olalım o sırda!

Önceki ve Sonraki Yazılar