Barbar Biziz: Beka Rejiminin Aynası
Bu yazıyı, J. M. Coetzee’nin Barbarları Beklerken romanındaki hayali düşman inşasını, bugünün “beka” laboratuvarlarına ayna tutmak amacıyla kaleme aldım.
Biri sınırın ötesinde, biri ekranın içinde, biri de zihinlerde yaşayan o barbarların, aslında nasıl bir iktidarlar mekanizmasına dönüştüğünü deşifre etme vaktidir.
Coetzee’nin romanı, sıradan bir sınır kasabasını sahneye çıkarır. Kasaba halkı, yaklaşmakta olduğu söylenen barbarlardan korkar. Oysa kimse onları görmemiştir.
Ve Coetzee şu cümleyi kurar: “İnsan, korktuğu şeyi yaratır, sonra onunla savaşır.”
Tanıdık geliyor mu?
Pandemide aniden gelen yasaklar, seçim dönemlerinde bitmeyen “milli birlik” çağrıları, ekranlarda sürekli dönen “ülke elden gidiyor” temaları… Hepsi aynı hikâyenin farklı versiyonlarıdır.
İktidar, toplumu diri ve itaatkâr tutmak için sürekli bir tehdit icat eder.
Barbar, bu tehdidin sahnedeki adıdır.
Bugünün barbarları artık sadece sınır boylarındaki kabileler değildir.
“Yerli ve milli olmayan medya”,
“dış güçlerin maşası” ilan edilen faiz lobisi,
“terörist” yaftasıyla susturulan muhalifler…
Liste uzar gider.
Coetzee’nin uyarısı burada yankılanır: “Hiç yoktan var edilmiş öteki düşmanlığı, her türlü insani ve ahlaki değeri yok saymayla sonuçlanır.”
Modern siyaset, büyük ölçüde korkunun yönetimi üzerine kuruludur.
Dünyadan birkaç sahneye bakalım:
Rusya, Ukrayna işgalini “Nazilerden arındırma” söylemiyle meşrulaştırdı. Kremlin yanlısı medya, olmayan bir “Nazi tehdidini” aylarca dolaşıma soktu.
ABD’de ise her seçim döneminde “göçmen istilası” senaryosu sahneye konur.
Barbar; Doğu’da tankla üretilir, Batı’da yasayla.
Ama her iki durumda da amaç aynıdır: korku üretmek, korkuyla yönetmek.
Türkiye’ye döndüğümüzde, ekonomik kriz derinleştiğinde iktidarın görünmez düşmanlar icat ettiğini görürüz:
“faiz lobisi”,
“döviz terörü”,
“ekonomik sabotajcılar.”
İnsanın ister istemez aklına şu soru gelir:
Enflasyonu artıran gerçekten bu gizemli lobiler mi?
Yoksa ekonomiye lazer tutan uzaylılar mı?
Bu noktada mizah bile çaresizdir. Çünkü karikatür, artık bizzat siyasetin kendisine dönüşmüştür.
Gerçek sorunları konuşmak yerine, görünmez düşmanlarla kavga ediyoruz.
Ve bu sahnede artık yalnızca iktidar yoktur; muhalefet de aynı oyunun içindedir.
Farklı rollerde, aynı metnin figüranları…
Bir taraf “beka” der, diğeri “daha iyi beka”.
Aralarındaki fark, yalnızca sloganların yazı tipi kadardır.
Bugünün sınır kasabası artık dijital bir alandır.
Sosyal medya yeni karakoldur, algoritmalar ise bize sürekli kendi barbarlarımızı gösteren aynalardır:
öteki parti seçmeni,
öteki inanç,
öteki kimlik.
Ve yargıç artık insan değildir.
Belli kodlara sahip bir sistemdir.
Beğeniler,
retweetler,
engellemeler…
Hepsi modern infaz biçimleridir.
Coetzee’nin sözü burada ürpertici biçimde güncellenir: “Yargıç, artık insan değil; sistemin kendisidir.”
Dijital çağın barbarları artık biziz.
Asıl barbarlık; iktidar uğruna ahlakı, adaleti ve insanlığı feda etmektir.
Bir ülke sürekli “beka nöbetindeyse”, aslında kendi içinden çürüyordur.
Coetzee’nin uyarısı burada son bir kez çınlar: “Korkunun hüküm sürdüğü yerde, adalet susar.”
Romanın sonunda beklenen barbarlar hiç gelmez.
Çünkü barbar, zaten içimizdedir.
Adaletin sağırlaştığı,
yargının körleştiği,
vicdanın sustuğu her yerde barbarlık vardır.
Gerçek tehlike sınırın ötesinde değil; iktidarların içindeki o denetimsiz hırsta saklıdır.
Bir gün, “haksızlığa ve adaletsizliğe karşı koymanın mantıksal sonuçlarından” korkmadan konuşabildiğimizde,
belki de barbarları beklemeyi bırakırız.
Ve belki o gün,
asıl kurtuluşun ötekinden değil, kendimizi değiştirmekten geçtiğini anlarız.
Barbarları Beklerken, J. M. Coetzee Çevirmen Dost Körpe, Can Yayınları, 2019
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.