BİR AVUKATIN KENDİ DURUŞMASI
Cümlenin Düştüğü An
Gece, şehrin sesini geri çektiği bir saatteydi. Avukat masasının başında oturuyordu; dosyalar kapanmış, ekran kararmıştı. Gün bitmişti ama zihni susmamıştı. O an, hiçbir yerden gelmeyen bir cümle belirdi: Kimse kimsenin hayatını ve ömrünü bitirmiyor; her insan kendi hayatını ve ömrünü tüketiyor ya da buna izin veriyor. Cümle zihnine çarpıp geri dönmedi. Olduğu yerde kaldı. Bir düşünce gibi değil, bir hüküm gibi.
Yıllardır başkalarının hikâyelerini savunuyordu. Duruşma salonlarında, dilekçelerde, ifadelerde hep aynı cümlelerle karşılaşmıştı: “Beni bitirdi.” Her dosyada bir fail, her anlatıda bir “suçlu” vardı. O gece ilk kez, bu cümlenin kendi hayatında yankılandığını fark etti. Ve bu fark ediş, rahatlatıcı değil, sarsıcıydı.
Suçun Hep Dışarıda Aranması
Mesleği ona şunu öğretmişti: İnsan, başına geleni birine bağlamak ister. Bir eşe, bir ortağa, bir aileye, bir düzene… Çünkü suçlu varsa, yük hafifler. Avukat da bunu yıllarca dinlemişti. Ama artık şunu görüyordu: Hayatı tüketen çoğu şey, yapılanlardan çok, sessizce kabul edilenlerdi.
Bir davranış, ona verilen anlamla büyüyordu. Bir cümleye sessiz kalmak, bir sınırı çizememek, yok sayılmayı olağanlaştırmak… Bunların hiçbiri başkasının zoruyla olmuyordu. Ömür, büyük darbelerle değil; küçük ama sürekli izinlerle eksiliyordu.
Kendi Dosyasını Açmak
İlk kez kendisi için bir dosya açtı. Sayfaları çevirdikçe sevgi sandığı bağların içinden bağımlılık çıktı. Sadakat dediği yerde suskunluk, sorumluluk dediği yerde kendini yok sayma vardı. Kimse onu zorlamamıştı. Ama kimse dur dememişti de. Ve o, dur demeyi kendine hiç yakıştırmamıştı.
Kendi hayatını başkalarının eline tutuşturduğu anları hatırladı. Bir ilişkide, bir işte, bir beklentide… Her seferinde biraz daha geri çekilmişti. Su gibi buharlaşarak. Şimdi anlıyordu: “Beni bitirdi” dediği her yerde, asıl tüketen kendi sessizliğiydi.
Açılan Kapılar, Büyüyen Boşluklar
Başkasının insanı incitebileceğini biliyordu. Ama içindeki derin boşluğa kimsenin zorla giremeyeceğini de artık inkâr edemiyordu. O boşluk, ancak kapı açıldığında doluyordu. Ve kapıyı açan el, çoğu zaman kendisinindi.
İzin vermek her zaman bilinçli bir karar değildi. Bazen eksiklikten, bazen terk edilme korkusundan, bazen sevgiyi yanlış anlamaktan doğuyordu. Ama sonucu değişmiyordu. İzin verilen her şey, insanla birlikte yaşıyor ve onunla birlikte tükeniyordu.
Tükenişi İzlemek
Tükenmek, bir anda çöküp kalmak değildi. Daha çok, kendini yavaş yavaş seyretmekti. Hayattan çekilmek. Sorumluluğu başkasına devretmek. Avukat bunu uzun zamandır yapıyordu. Oysa hiçbir ömür vekâleten yaşanmıyordu. Kimsenin elinde başkasının zamanı yoktu.
Bu düşünceyle birlikte, yıllardır taşıdığı yükler yerinden oynamaya başladı. Başkalarına yüklediği suçlar, sessizce omuzlarından düştü. Geriye sadece kendisi kaldı. Ve bu, ürkütücü olduğu kadar gerçekti.
Şimdi
Masadan kalktı. Dosyalar hâlâ yerindeydi, hayatı dışarıdan bakıldığında değişmemişti. Ama içerde bir şey netleşmişti. Kimse kimsenin ömrünü bitirmiyordu. İnsan ya kendi ömrünü tüketiyor, ya da onu kendi elleriyle başkasına teslim ediyordu. Zaman, yaşanmadığı sürece hep geride kalıyordu. Ve o an anladı: zaman şimdiydi. Henüz geç değilken.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.