Bêjdar Ro Amed

Bêjdar Ro Amed

SARKAÇIN DURDUĞU YER

SARKAÇIN DURDUĞU YER

Zihin, bir oyun sahasıdır. Kuralları belirsiz, sınırları bulanık bir oyun. Her şey başta basit gibi görünür: acıdan kaçmak istersin, seni yoran, tüketen şeyden uzaklaşmak… Ama işte tam da burada başlar çelişki. Kaçtığını sandığın şey seni başka bir biçimde, başka bir kılıkta yeniden bulur. Bu defa onun yokluğu can yakar. Onun eksikliği, en az varlığı kadar ağır gelir. Zihin bu ikilikte sıkışır: kalmak da gitmek de aynı ölçüde yorar.

Ve her savruluş, içinde yeni bir boşluk yaratır. Kimi zaman bir insandan uzaklaşırsın, kimi zaman bir fikrin gölgesinden. Kaçtığını zannettiğin duyguların en beklenmedik anda geri döner. Acı bir yerini terk eder, ama bir başkasına yerleşir. İçini kemiren şey değişmiş değildir, sadece yer değiştirmiştir.

Denklem Bozulmazsa, Boşluk Derinleşir

Denklemler vardır. Yaşamın içine gömülmüş, fark edilmeyen ama bütün eylemleri yöneten denklemler. Bu denklemler bir tür içsel yasa gibidir. Ve onları fark etmeden yaşamak, sürekli aynı döngüye düşmek demektir. Aynı hatayı başka suretlerle tekrar etmek, aynı duyguyu başka zamanlarda yeniden yaşamak…

Zihin, bu denklemlerin içinde bir o yana bir bu yana savrulur. İnsan bir kişiyi kaybeder ama ardından yalnızlığına tutunamaz. Tam tersi de olur: biriyleyken özgürlüğünü kaybetmiş hisseder, yalnızken bir başkasının sıcaklığına muhtaç kalır. Her iki hâl de çelişkili, her iki hâl de eksik… Boşluk derinleşir, çünkü çözüm hep denklemin içinde aranır. Oysa o denklem zaten sorunun ta kendisidir.

Kopuş Sanrısı ve Dönüş Yanılsaması

Kopmak bazen bir zafer gibi yaşanır. “Artık özgürüm” der insan. “Kendi yolumdayım.” Ama biraz zaman geçince fark eder: yalnızca başka bir boşluğun içine adım atmıştır. Öncekiyle aynı türden bir huzursuzluk, aynı türden bir eksiklik orada da vardır. Bu defa yokluk acı verir. Kopuşun getirdiği hafiflik, zamanla derin bir kayıp duygusuna dönüşür.

Zihin ise bu döngüyü kutsar. Bir tarafı doğru gibi gösterir, diğerini yanlış. Ayrılığı özlemle karıştırır, özgürlüğü yalnızlıkla. Ve insan kendini hep aynı çemberin içinde bulur. Çıkış aradıkça daha derine gömülür. Duygu değil, düzenek sorunludur aslında. Bu düzenek çözülmeden hiçbir şey tamamlanmaz.

Boşluk bir tuzak gibi görünür. Oysa doğru bakıldığında bir fırsattır. Boşlukta ne ilişki vardır, ne beklenti; ne kaçış ne de kavuşma… Sadece kendinle baş başasındır. O yüzden boşluk acıtıcıdır. Çünkü artık bir başkasına tutunamazsın. Zihnin, dışsal bir nesneye bağlanma arzusu boşa çıkar. Kalırsın: yalın, çıplak, savunmasız. Ama belki de gerçek fark ediş tam da bu noktada başlar.

Boşlukta sessizlik vardır. Ve o sessizlik, konuşulmamış tüm gerçekleri açığa çıkarır. Kendinden sakladıkların, bastırdıkların, görmezden geldiklerin bir bir yükselir. O zaman anlarsın: kaçış yoktur. Sadece yüzleşme vardır. Sadece derin bir farkındalık. Ve o farkındalıkta şekillenen yeni bir varlık hâli…

Sarkaçın Durduğu Yer

Her şey bir çelişkiyle başlar: bir yanda özlem, diğer yanda yük. Bir yanda kalmak, diğer yanda gitmek. Sarkaç işte bu ikilikte salınır durur. Ama bir gün gelir, artık ne özlem yorar ne de hatıralar. Ne birlikte olmanın yükü ağır gelir ne de yalnızlığın sessizliği… Sarkaç durur.

İşte o duruş, bir bitiş değil, bir başlangıçtır. Artık hiçbir şeyin seni savurmadığı bir yerdesindir. Ne geçmişin gölgesi üzerindedir ne de geleceğin hayali seni yönlendirir. Her şey şimdi’dedir. Her şey, olduğu yerde ve olduğu gibi… Bu öyle bir özgürlüktür ki, artık ne birine bağlanma ihtiyacı duyarsın ne de birinden kopma arzusu hissedersin. Çünkü içindeki denklem çözülmüştür. Çözümün kendisi olmuşsundur.

Sarkaç durmuştur. Ve belki de gerçek yaşam, tam orada başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bêjdar Ro Amed Arşivi
SON YAZILAR