Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Boşlukta sallanan o avuntuyla gidersin

Gidersin bazen, oyun bitmiş ve yenilmiş hissedersin kendini. Böğründe kesik bir sancı, bedeninde bir rüzgar sarhoşluğu, köpüklü sularda boğulur gibi sadece gidersin.  Buruşmuş kağıtlar, yakılmış ağıtlar kadar içli atarsın kendini boşluğa. O boşlukta ürkek kumruların masumiyeti, yaralı serçelerin telaşını kucaklarsın. Hesabın zamanladır artık, sarınıp düşlerine ve yüreğine zamanın ve ölümün sıcak kucağına inmek istersin.

Her adımda geçtiğin sokaklar kanamaya başlar, gökyüzü renk değiştirir. Suskunluğuna anlam biçen aşk çerçilerine merak olursun, utanmayı bilmeyen hüzün bekçilerine soru. Heyecanı dorukta savaş bayrakları gibi kalırsın meydanın orta yerinde. Kalırsın yanıtsız bir soru gibi kendine. Yanıtların yanılsamalı, yanıtların kanamalı içine dökülür. Ne şairlerin ilham çağlayan dizeleri, ne aşıkların efkar ağlayan türküleri karşılar duygularını. Kendinle kalabalık, kendinle karmaşık sadece gidersin.

Kar yağıyor kentin üstüne, ilmek ilmek örülen beyaz bir dua örtüsü gibi saçlarına konuyor damlalar, arınıyorsun kendinden, arınıyorsun seni kirleten yüreğinden, arınıyorsun hep uzaklara çırpınan gözlerinden. Kar kelimesinin kâr kelimesiyle karışması ne büyük bahtsızlık. Sonra düş ve düşmek, hatırına düşüyor. Bir de yar ve yâr var değil mi deyişin var. Ah bahtsız kelimelerin, ah her sızıya akran kelimelerin! Alıp kelimelerini kapıları çarpa çarpa gidersin.

Yolun ortasında iki tekerlek izi gibiyiz sevgili, diyorum. Karda ne güzel görünüyor baksana! Hem birbiriyle uyumlu hem beyazın ortasında bembeyaz duruyoruz. Aynı yöne aktığımız, aynı yöne yandığımız kesin ve kıskandıran bir uyumun senfonisiyiz. Her çağın kendine özgü hastalıkları var diyorsun. Çağımız abartı çağı, aşk abartıdır, aşk kesin hem de sınırsız abartıdır, öylece, elini göğsüne koyup gidersin.

Gölgelerimiz yansıyor karların üstüne, bu her adımı yalan, her anı bela kentin üstüne yakışmıyor gölgemiz. Genzimizi yakan aşk yutkunmaları, ruhumuzu aldatan daracık sokakları, bir fahişe gibi rengarenk bulvarları karışıyor birbirine. Buğulu gözlerimizde yanılmaların, düşen göz kapaklarımızda yenilmelerin yorgunluğu dayatıyor kendini. Vefasızlık bir kimliği artık bu kentin. Dedim ya, karda iki tekerlek izi gibiydik sevgili, bilmezdim her iz er geç bir kavşağa çıkar. Kavşaklar ki ayrılıkların simgesidir. İnsanlar ki durmadan kavşak ararlar. Sen o kavşaklarda bulutları izlemeyi seversin, çiçeklere dokunmayı seversin, koparıp bir çiçek demetini o kavşaklardan bir boşluğa gidersin.

Kar daha çok dağlara yakışıyor, daha çok aşklara. Kent üşümektir, kirlenmektir. Sahi neden telaşlıdır kar yağan kentler, neden kapalıdır! Boşlukta sallanan firari bir gelin gibidir kar bu kentte. Kendini değersiz, kendini anlamsız bulursun. Bahse tutuştuğun pazarlar, arasında nefessiz kaldığın yaşanmışlıklar, son anda kaçırdığın fırsatlar hepsi koca bir anlamsızlıkta kaybolur. Hesabın zamanladır, boşlukta sallanan o avuntuyla gidersin.

Gidersin, zaman bir avuntudur!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               

               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               

               

               

               

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar