Selim Kaplan

Selim Kaplan

Çobanın kaval sesine kanıp mezbahaneye giden koyunlar

Çobanın kaval sesine kanıp mezbahaneye giden koyunlar

“Çocuğa 'Büyüyünce ne olacaksın?' diye soruyorlar. O da 'Bizim burada çocuklar büyümez' diyor. Gözyaşlarım aniden akmaya başladı."

Bu sözler, Filistinli bir çocuğun, sosyal medyadaki konuşmasını izleyen, Hong Kong asıllı aktör ve yönetmen, ünlü sanatçı Jackie Chan’e aittir.

Gazze'de her gün devam eden bombardımanlara işaret eden ünlü aktör, çocuğun bu cümleyi kurarken yüzünde hiçbir ifade olmamasının kendisini yıktığını belirterek, "Anladım ki, yaşlanabilmek bile bir mutluluktur" değerlendirmesinde bulunmuştur.

“Coğrafya kaderdir” demiş 14’üncü yüzyılın ünlü tarihçi ve devlet adamı İbn Haldun.

Kimi coğrafyalarda insanlar, ilerlemiş yaşlarına rağmen, bırakınız ülkesinin ve ailesinin sorumluluğunu almayı, kendisinin dahi sorumluluğunu almaktan aciz iken, Filistin ve benzeri coğrafyalarda, çocukluklarından itibaren, insanlar erken büyüyüp, sorumluluk almak zorunda kalırlar.

Jackie Chan’ in izlediği videodaki Filistinli çocuk, yaşla büyümeyi ifade ederken, Chan’i ağlatan husus, çocuğun fiziki yaşına rağmen, çok daha fazla büyümüş olmasıdır!

Bu erken büyümeyi Filistin Ulusal Yasası’nın 7’nci maddesi şöyle tarif ediyor:

“Filistinli kimliği ve Filistin’le maddi, manevi ve tarihi bağlar değişmez gerçeklerdir. Her Filistinliyi devrimci bir çocuk terbiyesi ile yetiştirmek ve anavatanına karşı derin bir manevi ve maddi yakınlık duygularını, anavatanlarının kurtuluşu için hem silahlı mücadeleye hazırlığı ve hem de maddi olanaklarını ve hayatını feda etme ruhunu damla damla onun içine yerleştirmek ulusal bir görevdir.”

Yüzyıldan fazla zamandır, devam eden işgale rağmen, Filistinlinin bağımsızlık ruhunu yaşatan da işte bu yaklaşımdır. Filistinliyi, dünyanın bütün zenginliklerine sahip olmalarına rağmen, emperyal devletlerin kölesi olan, diğer Arap toplumlarından ayıran da bu özelliktir.

Bu özelliği, ünlü Şairimiz Nazım Hikmet de “Laz İsmail” şiirinde “…Mesele esir düşmekte değil/Teslim olmamakta bütün mesele!” sözleri ile tariflemektedir.

Emperyal devletler, toplumları çok iyi okurlar. Hangi ülkenin vatandaşları esarete meyillidir, ya da hangileri bağımsızlıklarından ödün vermez değerlendirmesini iyi yapıp, tabiri caiz se, eti yenmeyecek kuşa ilişmez ve ondan uzak dururlar.

ABD’nin Venezuela’ya saldırması ve devlet başkanı ile eşini kaçırmasının mantığında da bu vardır.

ABD ekonomisi, son on yıldır çöküş sürecine girmiştir. Şimdiki ABD başkanının, başta Arap ülkeleri olmak üzere, egemenliğinde olan uzak doğu ve Avrupa ülkeleri ile sömürgeci antlaşmalar yapması, O’nun yarasına kısa zamanda merhem olmayacak ve ülkesini ekonomik krizden çıkarmayacaktır. Bunun için, çok kısa zamanda sıcak paraya ihtiyaç duymakta ve bunun da en kısa yolu, başta petrol olmak üzere, doğal kaynakları zengin olan ülkelere çökmektir.

Venezuela, tam da böyle bir ülkedir.

1500’lü yıllardan itibaren, üç yüz yıl boyunca İspanyol sömürge ülkesi, sonrasındaki iki yüz yıl süre ile de dikta rejimleriyle idare edilen ve son otuz yıldır, doğal zenginlikleri siyasiler ve yöneticiler tarafından sömürüldüğü için, yüzde 60 binlere varan enflasyon ile ekonomik kriz yaşayan, doğal zenginliklerine rağmen halkı fakir ve milli bilinci gelişmemiş bir Venezuela’nın zenginliklerine çökmenin zor olmayacağı açıktır.

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini korsanvari, aşağılayıcı bir yöntemle kaçırdıktan sonraki demecinde, bu davranışın nedenini pervasızca ifade ederken, olayı yorumlamak isteyenleri fazlaca zahmete de sokmamıştır.

Trump’ın, kaçırma olayından sonra, medyada yer alan demeci şöyledir:

"Altyapılarını yeniden inşa etmek için çok para alacağız. Çok büyük miktarlarda petrol satacağız, ayrıca ülkeyi yönetmek için Venezuelalılarla birlikte çalışacak bir Amerikan yetkililer ekibi olacak. Ülkeyi düzgün ve profesyonelce yöneteceğiz, en büyük petrol şirketleri milyarlarca dolar alacak. Para Venezuela'ya geri dönecek. Yıllar önce almamız gereken petrolü geri alacağız ve onlar da bize harcadığımız her şeyi geri ödeyecekler."

ABD Irak, Libya ve yakın zamanda Suriye’yi işgal ederken de, ülke halklarını diktatörlerin zulmünden kurtaracaklarını, ülkeye demokrasi getireceklerini, ülkeye ait zenginlikleri halkın hizmetine sunacaklarını vb. argümanları kullanmıştı!

Trump’ın demecinde dile getirdiği pervasız sözlerin, Venezuela halkının istikbali ile ilgili anlamının en manidar ifadesini, günümüzden altı bin yıl önce var olmuş, Sümer medeniyetine ait veciz bir söz ile paylaşmak isterim.

Çobanın kaval sesine kanıp yaylaya gittiğini zanneden koyunlar, mezbahaneye gittiklerini hiçbir zaman anlayamadılar

Bu sözün sahibi Sümer medeniyetinin coğrafyasına komşu, günümüz İran’ı, ABD işgali endişesi yaşayan, bir başka ülkedir.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ülkesinin dört bin yıllık devlet tecrübesi ile son iki haftadır, halkının fakirlik ve adaletsizlikten dolayı, ülke yönetimine yönelik, yüzbinlerce kişinin katıldığı protesto olaylarının nedenine değinirken, her fırsatta sorunların sebebini ABD’ye havale eden ülkesi yöneticilerine şu uyarıda bulunmuştur!

“Halkın memnuniyetsizliğini ortadan kaldırmak için, hükümetin etkili hizmetler sunması, kaynakları doğru yönetmesi ve sosyal sorunlara pratik çözümler bulması” gerektiğini ifade edip, “insanlar memnun değilse, bu bizim hatamızdır. Suçu ABD veya başkalarında aramayın. Sorumluluk bizdedir” demiştir.

Halkının sefaletini ABD’ye havale eden Venezuela yönetimi ile halkına ait sorunlarda sorumluluk alan İran Cumhurbaşkanının yaklaşımıyla birlikte, Filistinli çocuklarla Trump’a ülkelerini işgal etme cesareti veren Venezuela halkının bilinçlerini değerlendirirken, ülkemiz, halkımız ve kendimize ilişkin nasıl bir değerlendirme yapılacağını, okuyucularımızın takdirlerine sunuyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Selim Kaplan Arşivi
SON YAZILAR