1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus DİKEN

  3. Devran, yoksullukla yüzleşmenin çıplak hâli
Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Devran, yoksullukla yüzleşmenin çıplak hâli

A+A-

Selahattin Demirtaş’ı büyük kalabalıklar siyasetçi kimliği ile tanıdı / tanıştı. Daha azı Hak Savunucusu kimliği ile İHD’li bir

yönetici-aktivist olarak tanıdı. Daha daha azı da bütün bu kimliklerinden önce ya da bunlarla birlikte neredeyse yirmi önceki yazar kimliği ile tanıdı.

İlk kitabı “Seher” üzerine yazdığım yazımda da söz etmiştim. Bir kez daha vurgulayayım. İkibinli yılların başında Diyarbakır’da günlük olarak yayınlanan Gün Gazetesinin ikinci sayfasında karşılıklı olarak köşe yazıyorduk. O günlerden kalma duyarlı kalem ve üslubunu bilirim.

Ve şimdi! İkinci kitabı Devran’la* yeniden edebiyatın okuruyla buluşuyor. Bu kez İletişim Yayınları evsapliği ediyor. Hem de hayli güçlü sağdan bol sıfırlı bir ilk basımla.

Demirtaş, ilk öykü kitabında kadın hikâyeleri üzerinden bir okuma yapmıştı. Bu kez Yoksulluk ve yoksulluğun-yoksunluğun Çaresizlikle örtüşen izdüşümüne çentik atmış. Yoksulluk hayatlarla yüzleşerek puzzle’ın parçaları gibi yerli yerine oturuyor öykülerde.

Yoksulluğun gençlik üzerinden hikâyelerinin derin çaresizliği; yoksul insanların “duygu dünyaları zengin, yürekleri bonkör”lük hallerinin edebiyata vuran metinleri Devran.

Ocak veya Şubatta çıkması planlanan ama yazarın tercihiyle açlık grevleri (ölüm oruçları) ve sonra yerel seçimler nedeniyle basımı Nisan’a bırakılan Devran 14 hikâyeden oluşuyor.

İlk öykü olan “Gün olur devran döner” bir mekân ve insan hikâyesi.  Adına “Karayazı” denen yerleşke öyle bir tarif edilmiş ki; sahiden alına yazılmış bir kara yaz(g)ı gibi. Yüzleşmenin insanın iliklerine kadar işleyen hâli. Yıllar evvel (25 yıl) işkence sonucu adeta toplu infazla katledilene, dolaylı sessizlik hatta imzasıyla onay veren bir ilçe savcısının yıllar sonra vicdanıyla muhasebesi üzerine mağdurun evine bir gecelik konukluğu ve dönüş yolunda trajik sonu.

“Ardiye”de yoksulluğun çıplak hâli gözönünde. Finali öç alış. Bir kaç dal odunun esirgendiğinin bir bebeğin soğuktan ölümüne sebebiyeti. Ve odun ardiyelerinin yakılışı.

“Sultan Reşat’ın Torunu” hemen çoğumuzun hayatının bir evresinde şöyle bir hayatına dokunan bir çeyrek altın ve gençlik aşkının yüzleşme hâli. Hikâyenin ince ironisi ve hayatı ti’ye alışı var. Bir sultanın adından müsemma, torun çeyrek otogarda kucağında bebeğiyle dilenen dilencinin kısmeti olur. Gençlik aşkı eski sevgili, düğününe gidilen arkadaşa yar olur. Asli kahraman ise  şehrine dönüp hayata kaldığı yerden tutunmaya çabalar.

“Kapkaç” öyküsünde bir ilk kapkaçla yola çıkıp kentin sokaktaki yaşamı üzerinden tercihin değişiminin yüzleşmesi çıkıyor bu kez okurun  karşısına.

Bir diğer öykü, “Direnmek Güzeldir”de Söz, bir devrimci slogan gibi okunsa da aslında bir fizik yasası olduğunu bir kez daha gündelik hayata dair yeniden hatırlatıyor hikaye. Direnmek Güzeldir, Kapkaç ve İnsan Kalabilmek öyküleri ile aynı izleği sürdürüyor. Her üç öyküde de  Kürt coğrafyasında son kırk yıldır yaşanan mekân ve insan harabiyeti ile göçünün olanca çıplak hâliyle edebiyata düşen yüzü var. “Devrimci oldukları için fakirler, ya da fakir oldukları için devrimciler” sözü bir kez daha öykünün arka planı olarak okura göz kırpıyor.

“Baran’ın Beşiği”i dibe vurmuş bir yoksulluk öyküsü. Hemen her baharda ya da yaz başında onlarcasına gazetelerin üçüncü sayfaları ya da televizyonların sıradan tabir edilen trafik kazaları haberleri olarak verileninin, aslında ötesi ve arka planı. Yakın plan bir kent yoksulluğu tragedyası. Şarkıda varlık bulduğu gibi; “yakarsa dünyayı, yoksullar yakar”.

Taş Ocağı, AVM, Kobay, Cenaze Levazımatçısı öyküleri Kara mizahın tipik örnekleri.

“Dedemin Krallığı” içinde birkaç öykünün biraradalığının filmografik (sanki şimdilerin dizileri gibi) öyküsü. Adı konulmadan Ara Güler’in Dacat beyinin cenazesine yetişen meyve kuruları göndermesi. Diyarbakır pavyonuna düşen bir sevgili. Kocası alnından vurulan eski sevgiliden doğan ve kimliği uzun yıllar gizlenen gayrımeşru çocuğun hikâyesi ve dedenin öte yakaya giderayak anlattıkları...

Devran, kurgu-kurmaca öykü motiflerinden beslenmekle birlikte hayatın içinden, gündelik hayatın sıradan insan hikayeyelerini çekip çıkararak fotoğraflarını çeken sonra da o fotoğrafların okumasını çok iyi yapan arka planını deşen  ve kahramanlarını amca, sevgili, abi, dayı, dede, bey gibi içselleştiren ve dahi kendisi de birinci tekil şahıs kimliğiyle bizzat hikayenin içinde olan bir gözlemcinin öyküleri...

Yazar Demirtaş’ın Devran’ı haftaya 14 Nisan’da okurla buluşuyor. Bu kitabıyla bir kez daha Selahattin Demirtaş edebiyatın gündemine oturacak...

*Selahattin Demirtaş, Devran. İletişim Yayınları. İstanbul 2019

Bu yazı toplam 1519 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.