Kadim Bir Şehrin Şiiri Olmak: İhsan Fikret Biçici

“Bu şehir Diyarbekir’dir
Zemini kayalıktır
İklimi serttir
İnsanları cesurdur, merttir, erkektir
Kötü tanıtmış o da felektir
Feleğin çarkını bozanlardanız”
19 Kasım 2013…
Bu şehir bir sesini daha uğurladı.
Bir kapı daha sessizce kapandı ardımızdan…
Bir akşamüstü daha eksildi hatıralardan…
Ama bazı sesler vardır…
Sustukları gün bile eksilmezler…
Çünkü onlar,
bir insanın değil…
bir şehrin hafızasında kalırlar.
İhsan Fikret Biçici…
O da gitti…
Ama bu şehirden hiç eksilmedi.
Tam bir Diyarbekir beyefendisi…
Bir Diyarbakır sevdalısı…
“Vay limin…”
Şimdi onun için konuşacağız…
Ama hiçbir cümle, onu anlatmaya yetmeyecek.
1934 yılında Diyarbakır’da doğdu.
Cumhuriyet İlkokulu…
Ziya Gökalp Lisesi…
Ve Ankara Hukuk Fakültesi…
Ama o, hiçbir zaman sadece bir hukukçu olmadı.
Yazdı…
Dergiler çıkardı…
Şiirler yayımladı…
Ve sonra döndü…
1966’dan itibaren Diyarbakır’da avukatlık yaparken,
aslında bir şehri yazdı.
O yıllar…
Şiirin, sözün, dostluğun
aynı masada buluştuğu zamanlardı.
Damla Meyhanesi…
Tüccar Kulübü…
Aydınlar Kulübü…
Bir masa etrafında:
Necip Başak…
Sezai Yılmaz…
Tahsin Hevedanlı…
İhsan Biçici…
Şiir okunur, geceler uzardı.
Bir şehir, kelimelerle yeniden kurulurdu.
Ama zaman…
O masaları dağıttı.
İsimler birer birer eksildi.
Ve sonunda, o masadan
bir tek İhsan Biçici kaldı.
Yalnız…
Ama vazgeçmeden…
Yazdı.
Hatırlattı.
Bir edebiyat neferi gibi
şehrin hafızasını ayakta tuttu.
Onun hasreti bir şiire dönüştü:
“Vay limin…”
Bu bir şiir değildi sadece…
Bir şehrin içinden yükselen sesti.
Ve bir başka çağrı:
“Bırak ellerimi lo…
Delilo başlar şimdi…”
Onun dizelerinde Diyarbakır
hem yara oldu…
hem merhem.
Bugün adı anıldığında
bir sokak canlanır…
bir hatıra uyanır…
Ve içimizden yine aynı söz geçer…
Biraz eksik, biraz kırık:
Vay limin…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.