Diyarbakır Turizmi Üzerine
Geçen haftaki yazımda Diyarbakır turizmi üzerine bir analiz yapmıştım. Şimdi devam edelim.
Diyarbakır’ın turizmde neden sıçrayamadığını görmek için karmaşık analizlere gerek yok. Sahaya bakmak yeterli.
Diyarbakır Surları dünyanın sayılı yapılarından biri.
Hevsel Bahçeleri bir kültürel peyzaj harikası.
Eğil’deki Peygamber türbeleri neredeyse dünyanın hiçbir yerinde yok.
Hilar Mağaraları deseniz dünyanın ilk yerleşim yerlerinden biri.
Saymakla bitmeyecek kadar çok tarihi ve kültürel miras…
Ama bu devasa değerlerin etrafında kurulan ekonomik yapı, bu büyüklükle orantılı değil.
Sorun nerede?
Önce en temel hatayla başlayalım:
Turizm, mekân üzerinden değil, akış üzerinden yönetilir.
Diyarbakır’da ise hâlâ “günü kurtarma” anlayışı var.
Yani turist gelsin, gezsin, gitsin.
Oysa modern turizmde mesele şu:
Turisti ne kadar süre tutuyorsun, ne kadar harcatıyorsun, tekrar gelmesini nasıl sağlıyorsun?
Diyarbakır bu üç konuda da zayıf.
- Konaklama süresi kısa.
- Harcama düşük.
- Tekrar ziyaret oranı yetersiz.
Bu üçlü, turizmin başarısız olduğunu net biçimde gösterir.
Daha somut konuşalım.
Sur içinde dolaşan bir turist düşün.
Karşılaştığı tablo şu:
- Parçalı işletmeler
- Standart dışı hizmet
- Tutarsız fiyatlar
- Yetersiz yönlendirme
- Diyarbakır’ın kültürel ve tarihi mirasının yetersiz anlatımı
Bu bir turizm deneyimi değil.
Bu, kendi kendine bırakılmış bir keşif.
Ve turizm, “kendi kendine keşif” üzerine kurulmaz.
Kurulursa da büyümez.
Şimdi daha rahatsız edici bir yere gelelim:
Diyarbakır’da turizm, koordinasyonsuzluk yüzünden değer kaybediyor.
Yerel yönetim ayrı konuşuyor.
Esnaf ayrı hareket ediyor.
STK’lar kendi projelerini yapıyor.
Ama bunların hiçbiri tek bir stratejiye bağlı değil.
Sonuç?
Herkes bir şey yapıyor ama ortaya bir şey çıkmıyor.
Bu şehirde turizmle ilgili onlarca küçük girişim var.
Ama büyük bir etki yok.
Çünkü etki, parçaların toplamından değil, organizasyonundan doğar.
Bir diğer kritik mesele:
Markalaşma eksikliği.
Diyarbakır neyi temsil ediyor?
- Gastronomi mi?
- Tarih mi?
- İnanç turizmi mi?
- Kültürel miras mı?
Cevap: Hepsi.
Ama turizmde “her şey” demek, aslında “hiçbir şey” demektir.
Çünkü odak yoksa algı da yoktur.
Bugün Gaziantep denince gastronomi akla gelir.
Mardin denince mimari ve atmosfer.
Peki Diyarbakır?
Net bir cevabı yok.
Bu da şehri rekabetin dışında bırakıyor.
Ve belki de en kritik sorun:
Kaliteyi zorlayan bir baskı yok.
Turizmde kalite kendiliğinden oluşmaz.
Denetimle, rekabetle, standartla oluşur.
Diyarbakır’da ise ortalama yeterli görülüyor.
“İdare eder” kültürü hâkim.
Ama turizm idare ederi affetmez.
Turist bir kez hayal kırıklığı yaşarsa, ikinci şansı vermez.
Şimdi meseleye daha yapıcı bir teşhis koyalım:
Diyarbakır turizmde başarısız değil.
Diyarbakır turizmi ciddiye almıyor.
Çünkü ciddiye alsaydı:
- Eldeki verilerle strateji oluştururdu
- Performans ölçerdi
- Başarısız olanı değiştirirdi
- Esnafla koordinasyonu sağlardı
- STK ları organize ederdi
Bunların hiçbiri sistematik biçimde yapılmıyor.
Ve en tehlikeli yanı şu:
Şehir hâlâ kendini “potansiyel” üzerinden anlatıyor.
Potansiyel, eyleme dönüşmediği sürece bir değere sahip değildir.
Hatta çoğu zaman bir oyalama aracıdır.
Son bir soru:
Diyarbakır turizmi gerçekten büyütmek mi istiyor, yoksa sadece “değeri var” demekle mi yetiniyor?
Eğer birincisiyse, bu şehir:
- Dağınık yapıyı merkezileştirmek
- Turizmi profesyonelleştirmek
- Kaliteyi zorlamak
- Ve en önemlisi, duygusallığı bırakıp ekonomi konuşmak zorunda
Aksi hâlde gerçek değişmeyecek:
Diyarbakır anlatılmaya devam edecek,
Ama az kazanacak ve markalaşamayacak. Devamı haftaya…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.