Diyarbakır’ın Turizm Yanılsamaları
Diyarbakırlı olarak kendimizi anlatmayı seviyoruz.
Surlarını, tarihini, binlerce yıllık hafızasını…
Gerçekten de anlatacak çok şey var: Diyarbakır Surları, Hevsel Bahçeleri, Eğil Türbeleri, Malabadi Köprüsü, Hilar Mağaraları ve nice medeniyetlerin izleri. Saymakla bitmeyecek kadar çok aslında.
Ama asıl soru şu:
Bu anlatının ekonomik karşılığı nerede?
Çünkü turizm sadece “anlatmak” değildir. Turizm, sistem kurmaktır.
Ve Diyarbakır tam da burada tökezliyor.
Bugün şehirde turizm var gibi görünüyor ama aslında yok.
Var olan şey, düzensiz ziyaretçi hareketliliği. Yani sürekliliği olmayan, planlanmamış, kesik bir akış.
Bir turist kafilesi Diyarbakır’a geliyor.
Bir gün geziyor.
Fotoğraf çekiyor.
Sonra gidiyor.
Peki, ne bırakıyor?
Ne yerel ekonomiye kalıcı bir katkı sağlıyor, ne de şehre tekrar gelmesini gerektirecek bir deneyim yaşıyor.
Çünkü ortada ciddi bir “turizm ekonomisi” yok.
Parça parça işletmeler var ama bunları birbirine bağlayan bir sistem yok.
Şimdi daha rahatsız edici sorular sorayım:
- Neden Diyarbakır’da turizm 12 aya yayılamıyor?
- Neden gelen turist şehirde daha fazla zaman geçirmek istemiyor?
- Neden yerel esnaf bu kültürel değerden ciddi bir gelir elde edemiyor?
- Neden Diyarbakır turları Mardin’in gölgesinde kalıyor?
Cevap basit ama acı:
Çünkü Diyarbakır turizmi yönetemiyor, sadece izlemekle yetiniyor.
Şehir kültürünü bir değer olarak görüyor ama bu değeri ürüne dönüştüremiyor.
Deneyim tasarlayamıyor.
Marka oluşturamıyor.
Standart koyamıyor.
Turizmde başarı, sadece “görülecek yer” ile gelmez.
“Yaşanacak deneyim” ile gelir.
Diyarbakır’da ise deneyim bölük pörçük, düzensiz ve çoğu zaman amatör.
Rehberlik zayıf.
Yönlendirme eksik.
Hikâye anlatımı yetersiz.
Hizmet kalitesi standart değil.
Sonuç?
Gelen turist hayran kalıyor ama gerçek bir bağ kurmuyor.
Bu da en büyük kayıp.
Çünkü turizmde asıl değer, ilk ziyaret değil, tekrar gelen ziyaretçidir.
Diyarbakır ise henüz kendini tekrar ziyaret ettirecek bir şehir hâline getirebilmiş değil.
Daha ciddi bir gerçek var;
Diyarbakır kültürünü pazarlıyor ama aslında onu tüketiyor.
Çünkü sürdürülebilir bir model kuramadıkça, bu değer zamanla sıradanlaşır.
Bugün övündüğün şey, yarın sıradan bir dekor hâline gelir.
Şehrin en büyük hatası şu
Kültürü “yeterli” sanmak.
Oysa kültür sadece ham maddedir.
İşlenmediğinde değer üretmez.
Turizm dediğin şey; planlama, koordinasyon, eğitim ve vizyon ister.
Diyarbakır’da ise bunların hiçbiri sistematik değil.
Herkes turizmden bahsediyor ama kimse turizmi yönetmiyor.
Ve en kritik soru:
Bu şehir gerçekten turizmden para kazanmak istiyor mu, yoksa sadece turistik bir şehir olarak anılmak mı istiyor?
Çünkü ikisi farklı şeyler.
Eğer gerçekten kazanmak istiyorsa, romantik anlatıyı bırakmak zorunda.
Veriyle konuşmak, sistem kurmak, kaliteyi oluşturmak zorunda. Burada da devletin ilgili kurumlarına, belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarına, esnafımızas ve halkımıza ciddi görevler düşmektedir.
Aksi hâlde Diyarbakır, turizm konusunda sadece bir durak yer olmaya devam edecek. Devamı haftaya…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.