Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Hayat düz bir çizgi aslında!

Bitti denilen yerde yeniden başlar oyun. Aslında her oyun bir öncekinin, bitti sanılanın devamıdır. Hayat denen kesintisiz yolculuk düz bir çizgidir. Bu düz çizgide yaşandığı var sayılan inişler çıkışlar dahi aslında düz çizginin yanılsamalarıdır. Bu düz çizginin sonunda hat kırılır ve bir bilinmezliğe, bir sonsuzluğa açılır kapılar.

İşte o sonsuzlukta belki adalet, belki huzur, belki sükunet vardır. Hayat, var eder her şeyi ya da hayat varsa her şey vardır. Yaşadığımız her yenilgi, yaşadığımız her acı, bizi göklere uçuran her sevinç bu düz çizgide kocaman bir yanılsamadan başka şey değildir.

Ne o maharetli elleriniz, ne o mahur bakışlarınız, ne o heybetli duruşunuz bu düz çizgide bir anlam ifade eder. Bütün kudretiniz, karşısında durulamayan azametiniz, inişleriniz, çıkışlarınız bu hayat denen oyunda dümdüz bir çizgidir.

Yaşarken fark etmezsiniz bu düz çizgiyi. Büyük bir hırsla sarılır, korkunç bir tutkuyla tutunursunuz hayata. Ancak ölüme yakın analarsınız ki tüm yaşadıklarınız düz bir çizgiymiş. Elinizde sadece pişmanlıklarınız ve son anda inanmak zorunda kendinizi hissettiğiniz tanrınızla yüzleşmek korkusu kalır. Yaşadıklarınızdan, yaptıklarınızdan utanmaya başlarsınız. Övündüğünüz her şey, sizi yücelttiğini sandığınız her şey bir yanılsamaymış.

Bir yanılsamada yaşamak ne korkunç bir histir, kim bilir! Düz çizgide ince bir nazla kırılırken hat, kalbiniz size doğruları gösterir. Ama vakit geçtir. Ardınızda bir çiçekten kopardığınız hayatlar, ardınızda memesinden kopardığınız bebekler, ardınızda aşktan kopardığınız gençler bırakmışsınız. O her nutukta kocaman anlamlar yüklediğiniz hayatınızın ne kadar boş, ne kadar anlamsız, ne kadar boktan olduğunu fark edersiniz. Ama hat kopmak üzeredir ve düz çizginin kırılması sizi tek hakikatle yüz yüze bırakmıştır.

Hayatta tek hakikat ölümdür, diyen Sokrat’ı bilmezsiniz, ama ölüm denen o hakikat gelip bulur sizi, hışımla kalbinize indirir yumruğunu.Düz çizginiz kopar, bir film şeridi olur hayat. Yorgunluklarınız geride kalır, düşleriniz geride kalır, kavgalarınız geride kalır, gücünüz tükenmiş, bedeniniz yenilmiştir. Doru taylar gibi koşturduğunuz anlar bitmiştir. Kaslarınızda sızı, nefesinizde hırıltı, ayak tabanlarınızda kaşıntı başlar.

O an ne milyar dolarlarınız, ne şakşakçılarınız, ne makamlarınız sizi kurtarmaya yetmez. Tek teselliniz belki de insanlığa sunduğunuz sevgi tohumlarıdır. Ne kadar aşkla ya da ne kadar nefretle anılacağınız o an önem kazanır. Yeni baştan yaşamayı dilersiniz. Hatalarınızı, kusurlarınızı, eksiklerinizi gidermek için, son bir şans dilersiniz. Ama vakit geçtir. Amel defterine her iki dünya için de yazılmıştır.

Her iki dünyada da amel defterine yaptıklarınız işlenmiştir. Unutulur mu sanıyorsunuz yaşattıklarınız? Ne canını yaktığınız karınca, ne kanadını kopardığınız kelebek, ne memesinden kopardığınız ceylan unutulur. Başını okşadığınız yetim, suyunu verdiğiniz fidan da unutulmayacak. Tarih diyorlar buradaki amel defterine. Suhuf diyorlar oradaki amel defterine. Hakk katında suhufunuzdan utanacaksınız. Tarih defterinde adınız anıldığında yerlere tükürecekler.

Hayat düz bir çizgidir aslında. İnişler ve çıkışlar birer yanılgı. Çizgi aşkla kırılır oyunun sonunda. Bazıları aşkla anılır çizgi sonrası, bazıları nefretle.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar