HEM KÜRT HEMDE TÜRK YANIMIZ

Aidiyet hayatın mihenk taşıdır. Ait olduğumuzu hissettiğimiz zemin, alan, aile, toplum, halk, halklar, aidiyeti belirleyen unsurlardır. Aidiyet kişinin kendini güvende hissetmesi için önemli bir ihtiyaçtır. Toplumsal ve bireysel alanlardaki açılımlarına göz attığımızda; Özelde ailede, genelde bayrağı altında yaşadığımız ülkede aidiyet hissi kaybolmaya başlamış ise, kopmalar, uzaklaşmalar devreye giriyor demektir.

Aidiyet hissi ile hareket eden insanların bireysel anlamda özgürlüğü ve özerkliği baskı altına alınmaya başlandığı, ‘bana aitsin gibi’ bir dayatma devreye girdiği andan itibaren karşılıklı uzlaşma, diyalog yolları da tıkanmaya başlamış demektir. Bu tespite denk gelen ve gösterilmesi gereken en doğru adres ailedir.

Her birimizin ait olduğu, toplumun en küçük organizasyonu olan aile içinde uzaklaşma, kopma gibi durumları hayatın bir gerçeği olarak yaşamadık dersek, doğru olmaz.

Aileden yola çıkarak ait olduğumuz, toplumda var olma ihtiyacımızın tezahürü olan aidiyet hissimizi emanet ettiğimiz toplum, ülke, toprak, dil, din, bayrakla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, aidiyet duygularımızın zedelenmemesi için ne yapmalıyız?

Bugünlerde bu zedelenmeleri yaşıyoruz ve ruhumuz, bedenimiz, beyin algılarımız acıyor. Hem Türk, hem de Kürt yanı olan bizim toplumumuzda bu acı ikiye, belki de sayılarla ifade edilemeyecek düzeyde ucu açık bir acıya dönüşüyor. Zaten var olan ağır travmaların devam edeceği hissi aidiyetimizin ne olacağına dair bir sorgulamaya davet ediyor bizi.

Bir bireye ‘bana aitsin, benim gibi ol veya olacaksın’ dayatması ne kadar doğru bir yaklaşım değilse, aynı yaklaşımı bir topluma, bir halka dayamakta o oranda doğru değil.

Yüzyıllardır birlikte yaşamış, aynı kaderi paylaşmış, aynı cephede savaşarak ortaya yepyeni bir devlet oluşumu çıkarmış iki halk, Türkler ve Kürtler arasında aidiyetini arayan o kadar çok birey var ki. İşte asıl sıkıntı burada başlıyor. Bu aidiyeti ortak bir noktada buluşturma refleksleri bir türlü devreye girmiyor. Hem Kürt, hem de Türk aidiyetimiz, yani bu iki yanımız da acıyor. Bu acının şiddeti ise giderek artıyor, canımızı yakıyor.

1-Bireysel özgürlük ve özerklik ne kadar önemli ise,

2-Toplumsal özgürlük ve özerklikte o kadar önemlidir.

Birincisinde birbirimize çok görmediğimiz, tanıdığımız hakları, ikincisinde de hayata geçirmemiz bizi birbirimizden koparır mı, yoksa daha çok buluşturur mu?. Aile organizasyonundaki hoşgörüyü, sabrı, uzlaşıyı, diyalogu, devlet ve ülke organizasyonunda sağlayabilirsek, ortak aidiyeti yakalamak o kadar zor olmasa gerek. Ortak aidiyet, Türk yanımızın da, Kürt yanımızın da acılarını tamir edebilir

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.