Bêjdar Ro Amed

Bêjdar Ro Amed

İNSANIN KENDİNE VE VARLIĞA İHANETİ

İNSANIN KENDİNE VE VARLIĞA İHANETİ

Enerjiden Kopuş

Enerji, yaşam bütünlüğü içinde insana olması gereken her şeyi zaten verdi. Vermediği ne kaldı? Seni eksik, yarım ya da tamamlanmamış bir varlık olarak bırakmadı. Aksine, seni pırıl pırıl, canlı, algılayan, hisseden ve varlığıyla temas kurabilen bir enerji yoğunluğu hâline getirdi. Üstelik bu oluşum bir anlık, geçici ya da rastlantısal bir süreç değildi. Milyarlarca yıl boyunca, adeta nakış nakış işlenerek meydana geldi. Evrenin bütün özellikleri, enerjinin bütün potansiyelleri sende toplandı ve eşsiz bir canlı formda vücut buldu.

İnsan, bu bütünlüğü yitirdiği anda yalnızca bir şey kaybetmez; bütün cazibesini, çekiciliğini ve anlamını da yitirir. Çünkü kıymet, sonradan eklenen süslerde değil, kendin olabilme hâlindedir. Bir güneş, yalnızca güneş olduğu için kıymetlidir ve güzeldir. Başka bir şeye dönüşmeye çalıştığında değil, kendisi kaldığında ışık saçar. Havva, toprak, tohum, ağaçlar, ormanlar ve nehirler de böyledir. Onları güzel ve değerli kılan, herhangi bir role girmeleri değil, kendi doğalarını bozmadan var olmalarıdır.

Kendisi Olmak Ve Değerin Kaynağı

Kendisi olmamış bir güneşin ne kıymeti olabilir? Işık vermeyen, ısıtmayan, bütünlüğü olamayan bir güneş, yalnızca boş bir cisimdir. Bozulmuş bir hava yaşam üretmez; sadece zehir üretir ve temas ettiği her şeyi zehirler. Aynı şekilde, kendisi olmaktan kopmuş bir toprak ya da bir tohum, doğurganlığını yitirir. Artık içinde hayat taşımaz, yalnızca şeklen vardır.

İnsan da bu yasadan muaf değildir. Doğal düzenin dışında, ondan kopuk bir varoluş mümkün değildir. Doğa kendisi olarak kaldığında üretir; insan kendisi olmaktan uzaklaştığında ise tükenir. Burada mesele ahlaki bir suç değil, varoluşsal bir sapmadır. Çünkü varlığın özü, kendi doğasına sadık kalmaktır.

Yapay Işık Ve Hakiki Işık Ayrımı

Işık, yalnızca parlaklık değildir. Işık yön verir, açığa çıkarır ve dönüştürür. Bu nedenle her parlayan şey hakiki değildir. İnsanlığın en büyük yanılgılarından biri, parlak olanı ışık sanmasıdır. Oysa hakiki ışık ile yapay ışık arasındaki fark, yalnızca kaynakta değil; etkide ve sonuçta belirginleşir.

Hakiki ışık yaşam üretir. Yapay ışık ise dikkat çeker. Hakiki ışık özgürleştirir; yapay ışık bağımlı kılar. Güneşin var olmak için kimseyi çağırmaya ihtiyacı yoktur. O, kendisi olduğu için bütündür. Isıtmak, aydınlatmak ve dönüştürmek için çaba göstermez.

Kendisi olan insan da böyledir. Işığını sergilemez, parlamaya çalışmaz, cazibe üretmek zorunda kalmaz. Hakiki ışık, temas ettiği kişiyi güçlendirir; ona tutunmasını istemez. Sessizdir, sade ve derindir. İnsan onun yanında kendine yaklaşır.

Yapay ışık ise bir eksikliğin ürünüdür. Kendi başına var olamaz; sürekli ilgiye, onaya ve beslenmeye ihtiyaç duyar. Florasan ışık gibi titreşir: Parlak görünür ama ısıtmaz. Göz alır ama yaşam vermez. Bu nedenle kimi kelebekler güneş yerine florasan ışıklarının etrafında döner. Bu bir yanılgıdır; fakat sonuçları gerçektir.

Peşinden gittiğin kişiler ya da yapılar sana yapay ışıklar sunabilir. Yapay mutluluklar, cazibeli söylemler ve parlak vaatlerle seni kendine bağlayabilir. Ancak bu ışık seni beslemez; seni kendine bağlar. İnsan, kendi bütünlüğünü yitirdikçe başkasının ışığına tutunur.

Yapay Kişilikler Ve Sahte Merkezler

Kendisi olan bir insanın yapay ışıklara ihtiyacı yoktur. O zaten ışıktır. Bu yüzden başkalarını etkilemek, ikna etmek ya da parlatmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Kendisi olmayan ise sürekli bir merkez kurmak zorundadır. Yapay kişilikler, yapay yaşamlar ve yapay ilişkiler bu nedenle cazibe alanları yaratır.

Bu alanlar ilk anda çekici görünür; fakat zamanla yorgunluk, boşluk ve yön kaybı üretir. Yapay ışık hızlı etkiler; hakiki ışık zamana yayılır. Yapay olan heyecan üretir; hakiki olan derinlik kazandırır. Yapay ışığın yanında insan tetikte olur; hakiki ışığın yanında ise sakinleşir.

Bu ayrımı yapamayan insan, parlak olanın peşinde koşar ama güneşi kaçırır. Sahte merkezlerde dolaşırken kendi merkezini yitirir.

Sahte Zihinlerin Bedeli

O hâlde şu soru kaçınılmazdır: Bu evren senden neyi eksik bıraktı da sen başkasının peşinden gidiyorsun? Bütün cazibeni, güzelliğini ve çekiciliğini bir kenara bırakıp; derinliği olmayan, hakikatten beslenmeyen ve yalnızca sorun üreten yapay zihinlerin peşine neden takıldın?

Hadi gittin. Ne kazandın? Mutlu mu oldun? Sevgiyle dolu bir hâle mi ulaştın? Yaşamın huzurlu, neşeli ve dengeli bir bütünlük kazandı mı? Yoksa daha ağır dramlar, daha huzursuz ilişkiler ve kendisiyle baş başa kalamayan sancılı anlar mı birikti hayatında?

Doğayla Kopuş Ve Affedilmeyen Yabancılaşma

Belki de doğayla, enerjiyle ve yaşamın bütünlüğüyle temas kuramayışımızın nedeni budur. Enerji ve doğa bizi affetmiyor olabilir. Onların dili bizim alışık olduğumuz kelimelerle konuşmaz; fakat mesajları nettir: Kendinden kopan her canlı, eninde sonunda kendini yitirir.

Bu kopuş sıradan bir hata değildir. Bu, varoluşa yönelmiş en büyük ihanettir. Enerjiden, doğadan ve kendi bütünlüğünden kopmanın ihaneti, hiçbir ihanetle kıyaslanamaz. Çünkü burada terk edilen bir kişi ya da düşünce değil, bizzat varlığın kendisidir.

Gerçek İhanet Ve Geri Dönüş İmkânı

Gerçek yabancılaşma tam da burada başlar. İnsan, kendisi olmaktan vazgeçtiği anda başkalaşır. Başkalaştıkça özünü kaybeder. Özünü kaybeden bir varlık ise ne sevgi ne de huzur üretebilir. Ortaya çıkan yalnızca karmaşa ve sürekli yeniden üretilen acıdır.

Bu yüzden insanın meselesi kendini düzeltmek ya da başkasına benzemek değildir. Asıl mesele, kendisine geri dönmektir. Enerjiyle, doğayla ve varlığın bütünlüğüyle yeniden temas kurmaktır. Çünkü insan ancak kendisi olduğunda anlamlıdır; tıpkı güneşin, toprağın ve tohumun kendisi olduğunda değerli olması gibi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bêjdar Ro Amed Arşivi
SON YAZILAR