Irkçılığın her tonu

Corona mı daha tehlikeli yoksa ırkçılık mı? Birinin aşısı için çalışmalar devam ediyor fakat diğerinin aşısı yıllardır bulunamıyor. Tedavisi yok…

Irkçılık üzerinden yayılan her türlü eylem apaçık barbarlıktır. Hastalıktan öte bir hastalık olan bu barbarlık, ne maskeyle önlenebiliyor ne de dezenfektan ile… Yıllardır kafatasçı bir zihniyetten hem insanlık adına hem de evrensellik adına çok şey beklemekteyiz. Bu yönümüzle kitlesel bir yanılgının daimi müdavimleriyiz. Taş atana çiçek atma gibi bir ahmaklığın doğruluğuna inanıyor ve bu uğurda nifak tohumlarının atıldığı bir bahçeden güller dermeye çalışıyoruz. Sürekli duyguları sömürülen bir millet olarak ağlayıp ağıtlar yakarak acılarımızı dindirmeye çalışıyoruz. Sorunu çözüm yöntemimiz en ufak olayda ağıt yakmak. Zaten o yüzden stranlarımız acıklı oluyor. Aslına bakarsak neden stran dendiği de açık. Hestr, str… Acı, başka bir şey yok acımızdan başka…

Çoğu zaman Batı’nın vahşi yönünü (ırkçılık) görmezden gelip o vahşetin bir parçası oluyoruz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyor yılan bizi sokunca da ağlıyoruz. Biz ilkesini ne ara benlik ilkesiyle karıştırmaya başladık ki? Neden yılan sokmadan benlik ilkesinden sıyrılıp biz lafını ağzımıza alamıyoruz? Bizi bizden ayrıştıran olgu ne?

Amerikan popüler kültürüne ilgi duyduğumuz kadar kendi iç meselelerimize ilgi gösteremiyoruz. Siyahi bir Afro-Amerikalı ırkçı bir saldırıya maruz kalınca solcusundan tutun da sağcısına kadar herkes insan olmanın gerektirdiği doğal tepkiyi göstermek zorunda hissediyor kendini. Olması gereken bu tabi. Ama yanı başımızda gerçekleşen insanlık dışı ırkçı saldırılara duyarsız kalıyoruz ki artık ağıt bile yakmıyoruz. Kapımızı kapatıp, perdeleri örtüyoruz…

Millet olarak o kadar ırkçı saldırıya maruz kalıyoruz ki kapı komşumuzu gözümüzün önünde linç etseler dönüp bakmayacağız bile. Güce boyun eğiyor, güçlendiğimizde zayıf yanımıza orta parmağımızı gösteriyoruz. Gidip vahşi Batı’nın çöllerine fabrikalar kurup çorak tarlaları yeşertiyoruz. Batıya asla tatil için gitmiyoruz. Ya fındık toplamaya, ya inşaatta çalışmaya ya da pamuk toplamaya gidiyoruz.

Sonuç olarak; para kazandırdığımız insanların gözünde lağım faresi gibi bir profile bürünüp, kimi zaman dövülüyor, kimi zaman tecavüze uğruyor, kimi zaman da vahşice

bıçaklanıyoruz. Sebep mi? Kendini üst kimlik zanneden bir grup zavallının diğer grubu yani bizi alt kimlik zannetmesi…

Batman’nın petrolü Batmanlıya yetmiyor mu? Diyarbakır Havzası, Harran Ovası, Van gölü… Güneydoğu insanına yetmiyor mu? Bir varil petrol mü birkaç dönümlük fındık mı? Hangisi bize insan olma kimliğini verecek? Ya da hangi yağmur yıkayabilecek ırkçılıkla kirlenen beyni, bedeni? Yazık gerçekten de yazık…

Tarık Aziz

Önceki ve Sonraki Yazılar