Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Kahredici bir yalnızlık

Kahredici bir yalnızlık bu. Asalak bir dünyada herkes zamanın dehlizlerine yarınlar sunarken neyin hesabındasın, sarhoş tependen kayıp geçen hayal uğultuları hangi rüzgârın heybesinde darmadağın, ıslak gözlerinde biriken cıvıltı hangi sevincin artığı, bilmiyorsun!
Tüm hayatlarımız korkuyla bezenmiş. Sıkı bir karantinada kıvranıyor ömrümüz. Üstümüzde biriken korkunun tortuları acemisi olduğumuz bir boşluğa savuruyor bizi. O boşlukta sessizlik, o boşlukta çaresizlik, o boşlukta kıvranan ömrümüzün keşkeleri çatışıyor. Oysa o an çocuğunun cesedini kargoyla alan bir annenin sevincini ve kederini soğuk yüzlü bir gazete sayfasına yakıştırmakla meşgulsün. Dünya yıkılıyor, bilmiyorsun!
Dünya aşkla yıkılıyor, aşktan değil diyorum, anlamıyorsun beni! Anlamak, yeryüzünün ilk eylemi olsa gerek, susmak ilk suçu. Bazen insan ki kendini anlamaz. Yol boyunda tuzaklanmış el yapımı bir patlayıcı sanki ömrümüz. Sıcak patikalarda yüreğimiz darmadağın kalır. Sonrası çığlıklar, nutuklar ve ayrılıklar, bilmiyorsun!
Kışkırtıcı bir yalnızlık bu. Hesabını tutuyorsun zamanın. Borçlarını, vefasızlıklarını, uzaklıklarını. Zamanın tozlarını, kirlerini, sende biriktirdiklerini temizleyen elektrikli bir süpürge olsa, içine sinmiş korkuları yok edecek bir derman, üstüne yakışmış yalnızlıkları susturacak bir aşk olsa… Varsa yoksa yalnızlık. 
Bilmiyorsun, zamanın çökmüş avurtlarına çağlayanlar akıyor. Toplayıp o çağlayanların sesini, nergislerin sesine katmalısın. Soluklan bir köşede, yum gözlerini bir serçe masumiyetiyle. Yıllanmış aşkların da bir ömrü varmış. Bu kentin kalbinde nergisler baharlar açtırır, benim de!
Kentler rezil uğultularda çırpınıyor. Hep bir yarış, hep bir ihanet, hep bir tanrı. Herkes ayıbının kahramanı, herkes ihanetinin yüz akı. Açlık çarpıyor kentin yüzüne, kirlerimiz akıyor ak sulara. Dağlara gömüyorlar yüreklerimizi, yüreklerimiz hep ihmal, hep ihlâl, bilmiyorsun!
Bilmiyorsun, saat kaç ve nereden gelip nereye gider insan. Minesi incelmiş bir diş gibi sızlıyorsun zamanın karşısında. Bu da kışkırtıcı bir şey, acının karşısında direnmeyi öğreniyorsun. Yaka yaka geçerek acılarından susmalara koşuyorsun. İnsan ki kısa bir öykü ve minik bir nokta. Zamanın bir yerinde.
Bir bütün olarak karantinada bütün dünya. Dehşetli bir korkuyla kendilerine bile şüpheyle dokunuyor insanlar. Günah çıkarıyor insanlık yaseminleri özleyerek, bir nergise dokunamadan geçen günlerine ağlıyor. Bıçak sırtı ağıtlardan, abdestsiz namazlardan geçiyorlar. Bir hiçliğe yazılıyorlar, bilmiyorsun!
Bir şeyler anlatıyor bize hayat, ertelediğimiz, yok saydığımız bir şeyler. Eteğinde aşk yeşerten gülistanı, bereketinde döl büyüten başağı, teninde huşu bulduğun kadınları, avuntusunda hevesini coşturduğun aşkları hatırlatıyor. Koşarak çıktığımız avlular kapalı, dolunaylı gecelerde firari olduğumuz evler hâşâ, bilmiyorsun! 

Islak dağlar hep kahredici bir yalnızlıkta, göğe bakıyor. 
Kentler rezil uğultularda çırpınıyor.
Sen dicle kıyılarında solgun bir nergise akıyorsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar