La Fontaine

Varlıklı bir ailenin, papaz yetiştirilmek istenen çocuğu La Fontaine; 17. yüzyılın fabllarıyla ünlenmiş ve hukuk tahsili yapmış Fransız yazar ve şairidir. Fransız Akademisi üyesidir. Hayvanlara insan özelliği kazandırarak (teşhis) ve onları insan gibi konuşturarak (intak) onlar aracılığıyla insanlara ahlâk dersi verme amacını gütmüştür. Ezop Masalları’nın, Beydaba’nın Kelile ve Dimne’sinin ardılı La Fontaine; fablları aracılığıyla insanlığa ibret dersi vermiştir. Öğütleri, insanlığın kulağına küpe olmuştur.

La Fontaine’in ışığından biz de yararlanalım diyorum.

Öküz Olmak İsteyen Kurbağa

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, öküz olmak isteyen bir kurbağa çıkmış karşımıza:
Kurbağa bir öküz görmüş çayırda. O kadar hoşlanmış ki bayılmış boyuna bosuna. Kendisine baksanız, boyu yumurta kadar, ama kurbağa bu anlamaz ki. İlle de öküze benzeyecek. Öküze bakmış kabarmış, kabardıkça şişmiş, gerilmiş. Bir görseniz gerginlikten nefes alamayacak hale gelmiş. Eşine sormuş:
- Nasıl hanım, öküz kadar oldum mu?
Hanımı bir sağdan, bir de soldan bakmış:
- Nerdeee, demiş.
Kurbağa daha bir hırslanmış.
- Al öyleyse demiş. Şimdi nasılım? Bunu söylemiş ya, iyice şişmiş. Hanım gülmüş:
- Vazgeç bu sevdadan demiş.
Bizimki iyice hiddetlenmiş.
-Sen dur hele bakalım demiş. Şişmiş, biraz daha, biraz daha! Biraz daha şişmiş. Derken çat diye çatlamış.

Amiyane bir tabirle kaza öykünen tavuk, deforme olur demek!

Kurtla Kuzu

Kim daha güçlüyse hep odur haklı: İnanmayan dinlesin bu masalı.
Kuzunun biri su içiyormuş. Pırıl pırıl bir dereden. Aç bir kurt çıkagelmiş yukardan. Av peşinde besbelli.
— Vay, demiş öfkeyle. Sen kim oluyorsun da suyumu bulandırıyorsun benim? Şimdi anlatırım ben sana!
— Aman efendim, demiş kuzu: Kızmayın da bir bakın neredeyim? Ben nasıl bulandırırım suyunuzu? Akıntı benden yana.
Siz yukardasınız.
Ben yirmi adım aşağıda.
— Onu bunu bilmem, demiş canavar. Bulandırıyorsun işte, o kadar.
Hem dahası var, hımbıl:
Sen bana küfretmişsin geçen yıl.
— Nasıl olur Devletlim, demiş kuzu: Geçen yıl dünyada yoktum.
Süt kuzusuyum, baksanıza.
— Sen değilsen kardeşindir, ukala.
— Kardeşim yok ki küfretsin size.
— Seninkilerden biridir öyleyse: İşiniz gücünüz beni çekiştirmek. Çobanlarınız, köpeklerinizle birleşerek. Hepsini anlattılar bana.
Size artık haddinizi bildirmeli.

Bahane araya bahane mi yok? Çok zaman geçti dünyamızın üstünden, çok rüzgârlar esti, çok sular aktı köprülerin altından! Dünya eski dünya değil! Eski çamlar bardak oldu! Dünya küçüldü, cep telefonlarıyla ceplere sığdı! Artık her şey gözler önünde ve güneş balçıkla sıvanmıyor!

 

Karga İle Tilki

Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı,
Ona nağme yapmaya başladı:
“-Ooo! Karga cenapları, merhaba!
Ne kadar güzelsiniz, ne kadar şirinsiniz!
Gözüm kör olsun yalanım varsa.
Tüyleriniz gibiyse sesiniz,
Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın.
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını, düşürdü nevalesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim,
Size güzel bir ders vereceğim:
Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir
Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.”
Karga şaşkın, mahcup, biraz da geç ama
Yemin etti gayrı faka basmayacağına.
( La Fontaine’den Çeviri: Orhan Veli )

Kargaların da, tilkilerin de canı cehenneme! Sesi güzel olanlar, şarkılarıyla dünyamızı güzelleştirmeyi sürdürüyorlar!

ADİL PAYLAŞMA
Aslan, kurt ve tilki arkadaş olup avlanmaya çıkmışlar. Günün sonunda, bir öküz, bir keçi ve bir de tavşan avlayan kafadarlar avlarını bir mağaraya getirmişler. Aslan kurda dönerek “Hadi bakalım!” demiş. “Şu hayvanları paylaştır da karnımızı doyuralım.” demiş.
Kurt ezile büzüle: “Ey büyük sultanım.” demiş. “Şu öküzü siz buyurun, keçi benim, tavşan da tilki kardeşin olsun.” demiş.
Aslan birden çok kızmış. Ve “Bre küstah!” demiş. Sen kim oluyorsun? Ben varken sana pay etmek düşer mi?” Sonra da bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş. Bu kez tilkiye dönüp “Öyle aval aval bakma da paylaştır şu avları bakalım.” demiş.
Tilki “Pay etmek haddim değil, ama madem emir buyurdunuz söyleyeyim. Tavşan sabah kahvaltınız, öküz öğle yemeğiniz olur. Keçiyi de akşam yersiniz.” demiş.
Aslan bu paylaştırmadan çok hoşlanmış ve tilkiye, bu kadar adil bir paylaştırmayı nereden öğrendiğini sormuş. Tilki de: “Yüce efendim!” demiş. “Şu haddini bilmez kurdun halinden öğrendim.” demiş.

La Fontaine’in kötülüğü göstererek imlediği, üretimin ve paylaşımın gerçekten adil olacağı bir hayat mümkündür.

ASLAN İLE FARE

Pençesi dibinde bir aslanın, dalgınlıkla bir fare çıkıverdi. Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın. Bir büyüklük gösterdi ve fareye dokunmadı. Bu iyiliği boşa gitti sanmayın. Kimin aklına gelir ki bir an, fareye işi düşer aslanın? Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan. Gitti tutuldu bir ağa. Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa. Bay fare koştu; dişiyle aslanın ağını, öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet. Sabırla zamanın yaptığını; ne kuvvet yapabilir, ne şiddet. “İyilik eden iyilik bulur.” “Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.” “İyilik iki baştan olur.” Jean de La Fontaine (Çeviri: Orhan Veli Kanık)

Hiçbir canlı türünün incinmeyeceği bir hayat diliyorum. Sevgiler, saygılar, sağlıcakla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.