Zeynel Hebun Güler

Zeynel Hebun Güler

Mahalleden Arkadaşlar

“Dostluk gül olmaktır, yaprağı ile de dikeni ile de.”

Şems-i Tebrizi

 Yaz aylarında okuyacağım kitapları her yıl mayıs ayında kararlaştırırım. Bu kitapların her birinin farklı türlerde olması özellikle dikkat ettiğim bir noktadır. Ne kadar Dünya Klasikleri daha çok ilgimi çekse de farklı türleri okumanın ufkumuzu genişlettiğine inanıyorum.  Bu yıl seçtiğim kitapların içerisinde gerçekten okumak için sabırsızlandığım biri vardı: Mahalleden Arkadaşlar. Selçuk Aydemir’in muzip kaleminden çıkan bu eseri, geçtiğimiz günlerde bir solukta okudum.

 Daha önce yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Kardeş Payı dizisiyle tanıdığım Selçuk Aydemir, tüm eserlerinde bir yandan güldürürken bir yandan hüzünlendiriyor. Asıl mesleği mühendislik olan Aydemir, bana kalırsa hem sinema hem de edebiyat alanında kendine özgü bir tarz yakalamış. Mahalleden Arkadaşlar’ı okuduğumuzda sanki Selçuk Aydemir değil de kitabı biz yazmışız gibi geliyor. Onun çocukluğuyla benim çocukluğum kitapta birçok sokakta karşılaştı, sanki ben de kitaptaki bir karakterdim de şu an yaşadığım hayatı başka bir kitaptan okuyordum. Öyle içten bir dille çevreliyor kitap dört bir yanımızı. Henüz on yedi yaşına yeni adım atmış olan ben ve yazar arasında kuşak farkı varmış gibi görünüyor olsa bile; gözüm gibi baktığım kasetlerim ve Walkman'im, hâlâ büyümekte olan vcd film koleksiyonum ve eski yıllara dair daha birçok merakım ile bu kuşak farkını bir nebze de olsa kaldırdığımı düşünüyorum.

 Romanın kahramanı Selçuk, 90’lı yıllarda dünyaya gözünü açıyor. O yıllarda klasik bir Türk ailesi denecek bir ailede yaşıyor. Henüz mahalle ilişkilerinin ölmediği o yıllarda; esnafıyla, çocuklarıyla, harabeleriyle cıvıl cıvıl bir mahallede iki arkadaşıyla çeşitli maceralara atılıyor ya da en azından atılmaya çalışıyor. Bununla birlikte içerisinde hırs, intikam, sevinç, göz yaşı ve bir nebze de ihanet olan bir yolculuğa çıkıyor. Selçuk’la beraber biz de bu yolculuğa çıkıyoruz. Üzerinden uzun bir zaman geçmiş duyguları hatırlıyoruz; hayal kırıklıklarımızı, sevincimizi, çocukken ailedeki yerimizi, arkadaşlarımızın ihanetini ve daha birçok unuttuğumuz çocukluk duygusunu. “Keşke hep çocuk kalsaydım.” cümlesinin yerine “Artık daima içimdeki çocukla yaşayacağım.” cümlesini koydum kitabı okuduktan sonra. Çünkü bir daha anladım ki hiçbir şey çocukluk yıllarındaki kadar anlamlı ve kayda değer değil. Çocukken yaşadığımız her şey hatırımızdadır çünkü her gün farklı bir renktir ve belleğimizde rengarenk bir tuval oluşturur. Ama eğer duygularımızı ve heyecanımızı büyüdükçe kaybedersek (yaşça) yetişkin olduğumuz zaman tüm günler birbirinin aynı olur ve artık her tuval soluk ve cansızdır. İçimizdeki çocukla yaşamayı bir kez daha hatırlatıyor bu kitap. İçimizdeki çocukla, sevinciyle, hüznüyle...

 Velhâsıl kelam, Mahalleden Arkadaşlar çocukluk arkadaşınızı yıllar sonra kalabalık bir caddede fark etmeniz gibi bir şey. Görmemezlikten gelmeyip selam ederseniz belki de o eski dostluğunuz yeniden yeşerir. Nasılsa eski dosttan düşman olmaz, değil mi?

Ağustos 2020/Hazar Gölü

Zeynel Hebun Güler

Önceki ve Sonraki Yazılar