Okul diyalogları-(2)- (2019-2020)

Görevlimiz Recep, iş elbisesiyle öğretmenler odasına girdi. Hey, proleter kardeşim, söyle kim canını sıkmış? Ejder Hoca bana; Recep sana da bir iş elbisesi yaptırsın, giy. Yok, dedim. Niye ama dedi. Ben bizim köye, akrabaların düğününe giderken bana, Aydın Hocam halayda sen de şalvar giyer misin, dediler. Yok, dedim. Normalde hiç giymediğim için giymem, dedim. Yoksa gururla giyerim, mesele o! Sana Nobel Edebiyat ödülü verilse smokin de, frak da giyersin ama dediler. Ben, asla!  Zaten ne kimse bana Nobel’i verir ne de ben smokin veya frak giyerim. Milletin yurt dışında bile lobileri var. Bana gelince her önüme gelen bana çelmeyi takıyor. Ejder Hoca da biz hepimiz, Aydın Hoca’nın mezar kazıcılarıyız! Bu ülkede başka tavır da beklenmez! Bir Serkan Hoca (iyi bir şiir okuyucum) var, Aydın Hoca için lobi yapacak. Onun da etkisi sınırlı, dedi.

 

ORTA YERDE VE ÇEPEÇEVRE

 

Döndüğünde açık kollar bulamayacaksın/ Güllerle karşılanmayacağın da kesin/ Belki dostça da bakılmayacak sana/ Gözlerde vefa da olmayacak/ Aşkların zaten darmaduman/ Sen ne hayatlar yaşadın/ ‘İkinci bahar’ koca bir yalan/ Saçlarını savuramayacaksın rüzgârlara/ Kızlara artık taratamayacaksın/ Çıplak göğsünü geremeyeceksin güne/ Kurtaracak bir dünya hayalin de yok/ Çevrendeki o mert arkadaşların da/ Genel halkaya yerel zincirler de eklendi/ Ki yoksunlukların vurduğu insanlardır, korkulur/ Alçaklıklar katmerlendi/ Değmez artık bunlara, duygun büyüdü/ Direnme isteğini de yitirdin/ Yazdıklarını kitaplaştırmayacaksın/ İmza günün olmayacak bir daha!

 

Beni kendi dünyam vurdu!/ Bunu/ Kimlere/ Nasıl anlatsam?/ Hem ne diye?/ Yalnızlık korktuğum bir şey değildi/ Kalemim, yüreğimden yudumlardı şiirini/ Kalemim yine elimde/ Yüreğim de yerli yerinde/ Sonuçta kuşatılmışsın işte!/ Orta yerde ve çepeçevre!

 

Tufanlardan Artakalan (J&J Yayınları-Mayıs 2015)

 

Benim kompozisyon kâğıtlarımı Türkçe öğretmenlerim ortaokulda, lisede dosyalıyorlardı dedim. Mesut Hoca bana ‘’Hocam zor olmuyor muydu kompozisyon yazmak?’’, ‘’Niyeymiş?’’ dedim. Hani tabletlere o harfleri kazımak zor olur diye düşünüyorum (Çocukluğumun Taş Devri’nde geçtiğini ima ediyor!) Mesut Hoca, Aydın Hocamızın ayakları altı yanıktır. Dünya soğumadan yeryüzüne gelip yürüdüğü için, o dönemden kalma yanıklar vardır ayaklarının altında. Onun için Aydın Hocanın ölümünde mezarın üzerinden loğ geçireceğiz, hani toprağı sıkılaşsın da ne olur ne olmaz, bir daha çıkamasın!

 

Beni kızdıran bir anımı anlatırken, omuzlarımda olan saçlarım bile havalandı, dedim. Mesut Hoca bana, omuzlarındaki ve boynundaki saçların olmasın, dedi. (Kendince ilkel çağlardaki halimi ima ediyordu.) Bırayin Mesut, Allah büyük, dünya küçüktür. Seni kuytu bir yerde yakalarım, dedim. Acı acı, kıs kıs gülmeye başladı.

 

Kahveyi süzerek içen Hintli Öğretmenimize, kız kahve mi içiyorsun, rakı mı yudumluyorsun anlaşılmıyor, dedim. Bana, estağfurullah hocam ben rakıyı ağzıma bile sürmem! Kız ben önceleri kalan rakıyı kafama dökerdim deyince Simla Hocamız, demek ondan başınız engelsiz, dedi. Yani saçınız ondan yok demeye getirdi. Menderes Hoca da kafa öyle sağlam ki saç bile çıkmıyor, dedi. Hava da soğumuş, dedim. Ahmet İdiş Hoca; sana kalp pili lazım, kalp pilin azalmış olabilir, dedi. Simla Hocamız; Aydın Hocam merak ediyorum, tahammülünüz biterse ne yaparsınız, dedi. Ben de, onları kuytu bir yere götürüp kulaklarına şiir okurum, dedim. Türkçe hocamız Ahmet Benice yerinden sıçradı. Daha önce bunu söyleseydin, valla kimse sana karışmaya cesaret edemezdi, dedi. Sonraki gün Menderes Hoca bayağı süzülmüştü. Bana karşı özellikle kibar davranıyordu. Hayırdır Bırayin Menderes, kafana saksı mı düştü, dedim. Bana, senden özür diliyorum hocam, dedi. Dün rüyamda bana şiirler okuyordun ve ben kan ter içinde kalıyordum! Sonra aksakallı bir bilge geldi, beni senin ellerinden aldı! Bundan sonra boynum sana kıldan ince, emrine amadeyim dedi. (Burada yükselen kahkahalar…)

 

Sabah öğretmenler odasına girdiğimde duvar saatimizin durduğunu gördüm. Ulan bir saate bakıp zamanımızı biliyorduk, o da bozulmuş, dedim. Menderes Hoca bana, baktığın her şeyi kurutuyorsun, dedi. Ejder Hoca, gitmeyi bilmek önemlidir, dedi. Ne diyorsun, dedim. Aydın Hocam, sen aşk şairi değil misin? Evet, dedim. Bir düşün Aydın Hocam, aşk böyle güzelse sen aşkı yaratana gideceksin, kim bilir o ne kadar güzeldir, dedi. Yerinde bir mantıkla benim dünya değiştirmemi bana da onaylatmak istedi.

 

Sevgili Müdürümüz: “ Aydın Hocamızın bu karne gününde de yüzünde sıyrıklar yoksa işler yolunda, dedi. Siz de mi müdürüm, dedim. (Koro halinde kahkahalar…)

 

MASUMİYETİN YAKTIĞI ATEŞ

 

Köşkler ve güller vardı/ Yediveren gülleri, pıtrak gibi/ Günebakanlar, günden alırdı rengini/ İç açıcı ve sarı/ Ve çiçekler, çiçekler/ Bozkır çiçekleri/ Buram buram, burcu burcu/ Anadolu karması, bir renk cümbüşü/ Halen de rüyalarımda açar / Ve akasya ağaçları, akasya ağaçları/ Leylaklar ve o kuşlar/ Gün boyu savaştığımız arılar/ Dallarında tomurcuk olduğumuz dut ağaçları/ Çırılçıplak ışıyan güneş/ Ve göklerde, ulaklarımız uçurtmalar/ Ah, deli yürek gençliğim!/ Ve emrimdeki bıçkın çocuklar/ Kim bilir, neredeler şimdi?

 

Seni, ah seni!/ İlk o çiçekler arasında kucaklamıştım/ Ve renklerle bezenmiş o doğal halıda/ Öpmüştüm, öpmüştüm/ Hayat, çiçekler ve sen kokuyordu/ Sonra dünya renklerinden soyunmuştu/ Sadece sarıya çalıyordu/ Ah, hazla dalgalanıyordu!

 

Başım dönüyordu, sende eriyordum/ Ve hayat, akşama akıyordu!

 

Ve derken karardı dünya/ Ne o köşkler ne o yediveren gülleri/ Ne o çiçekler ne de o çok gençliğimiz/ Ne o kuşlar ve ne de o savaştığımız arılar/ Ne o güzelim akasya ağaçları ve leylaklar/ Ne o çırılçıplak güneş ve dut ağaçları/ Ve o göklerdeki çığlıklarımız uçurtmalar/ Ve ne o doyulmazlık/ Ah, o ay damlası yağmurlar!/ Gözü sulu yağmurlar/ Çocukluğumuzun çok yağmurları/ Bir ara neredeyse boğulacağım yağmurlar/ Belki de o/ Ve eminim ağlaya ağlaya/ Aldı götürdü çocukluğumuzu…

 

Deli dolu yaşadığımız hayat/ Güzelliğimiz ve o pırlanta çocuklar/ Masumiyetin yaktığı ilk ateş ve sen/ Ağlamak, dövünmek boşuna!/ Geri gelmez bir daha!

 

YÜREĞİNİZİN KAPILARINI KIRACAĞIM (J&J Yayınları-Eylül 2019)

 

Ağız tadıyla yaşadığımız günler güzelliğinde bir hayat dileğiyle sevgiler, saygılar…

 

Not: Bu yazıyı daha önce yazmasaydım, şimdiki koşullarda (deprem, yangınlar, salgınlar…) asla yazamazdım. Umarım insanlık, bu badireyi de atlatır! 

 

Aydın ALP Ocak 2020

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.