Güler  Koçyiğit

Güler Koçyiğit

PEPPU ! KEKKU!

Pepûk!

Kê kuşt, min kuşt,

Kê şûşt min şûşt.

Kê veşart

Min veşart

Pû pû pû pû pepûk pepûk

/

Pepo, kardeş

Kim yaptı? Ben yaptım

Kim öldürdü ? Ben öldürdüm

Kim yıkadı ? Ben yıkadım

Kim gömdü? Ben gömdüm.

 

Pepûk kuşu Türkçe adıyla guguk kuşu. Rivayete göre çıkardığı ses nedeniyle Pepûk Kuşu deniliyor. Bir de istenmeyen ve hayret verici bir olay yaşandığında halk arasında söylenen bir nidadır: “Pepûûûk!”

Bu kuşun farklı versiyonları da olan bir de hikâyesi var…

Efendim derler ki: Çok yoksul iki kardeş varmış. Bu iki kardeşin anneleri ölünce, babaları başka bir kadınla evlenmiş. Üvey anneleri bu iki çocuğa her türlü zalimliği yapıyormuş ama bununla yetinmeyen kadının asıl amacı çocuklardan kurtulmak olduğu için her gün yeni şeyler çıkarıyormuş.

 Bir gün üvey anneleri bir torbayla bıçak vermiş ellerine. “Gidin Kenger toplayın” diyerek dağa göndermiş çocukları. Kim bilir belki bu defa istediğim olur,  çocuklar dağda kaybolur,  eve geri dönemezlerse ben de amacıma ulaşmış olurum diye…

İki kardeş üvey annelerinin bu niyetinden habersiz koyulmuşlar yola… Görev bölümü de yapmışlar, erkek kardeş kengeri çıkarıp kız kardeşine verecek, kız kardeş de kengerleri temizleyip boynuna taktığı torbada toplayacakmış.

Bir hayli kenger toplamışlar. Erkek çocuk çıkardığı kengerleri kız kardeşine veriyor, kız kardeşi de temizleyip boynundaki torbaya atıyormuş…

Akşama doğru hem çok yorulmuşlar hem de acıkmışlar. Bir yerde oturmuşlar, çok acıkmalarına rağmen, üvey annelerinin korkusundan anca bir kengeri paylaşıp yemişler.

Fakat bir aksilik varmış, torbada bir tanenin dışında kenger yokmuş. Meğer üvey anne torbanın altını delmiş. Kengerler bir bir dökülmüş. Erkek kardeş bunu bilmiyormuş tabi. Kız kardeşine “Tüm kengerleri sen yedin” demiş.

Kız, “Vallahi, billahi ben yemedim.”

“Hayır, ben yemediğime göre sen yemiş olmalısın” demiş erkek çocuk. Kız kardeş çok ısrar etmesine rağmen inandıramamış abisini. Çaresiz kalarak ne diyeceğini bilememiş artık ve “Tamam, al bıçağı karnımı deş. Benim yiyip yemediğimi göreceksin” demiş.

Çocuk kabul etmiş, bıçağı almış ve kız kardeşinin karnını deşmiş. Kız kardeşinin karnında sadece yarım kenger varmış. Bunu görünce nasıl bir kötülük yaptığını anlayıp başlamış ağlamaya. Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan çocuk, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış: "Allah'ım beni Pepûk Kuşu yap bu dağlara sal ki, dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!”

O gece, çocuğun dileği kabul olmuş. Pepûk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup kardeşi için seslenip durmuş. O gün bu gündür bu çocuk, Pepûk Kuşu olarak dağlarda oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur. Her bahar mevsimi, kengerin yerden bitmesi ile beraber Pepûk Kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

 

Pepûk!

Kê kuşt, min kuşt,

Kê şûşt min şûşt.

Kê veşart

Min veşart

Pû pû pû pû pepûk pepûk

 

Bütün çocukluğum annemin bildiği birkaç masalı, yalvara yakara tekrar tekrar anlattırıp dinlemekle geçti... Bayılırdım…

Bazen, “ dün anlattım ya !” deyip anlatmak istemezdi...

Bense; bir şey olmaz yine anlat diye ısrar ederdim. Aynı masaldı anlattığı ama her anlattığında ben o masallarla ilgili yeni şeyler düşünür, keşfederdim. Duygu dünyama ve anlatı yeteneğime çok şey kattığını düşünüyorum...

Annemin bildiği ve benim tekrar tekrar anlatması için ısrar ettiğim masallarden biri de “Peppuk Kuşu’nun” bu masalıydı işte...

Şimdi bu da nerden çıktı diyen okuyucularımız olacaktır belki…

Efendim aylardan sonra ilk kez cumartesi günü kurulan semt pazarına gittim. Ve pazardan “Kenger “ aldım. Hani az önce efsanesini paylaştığım, uğruna Kekko’nun Kız kardeşi Peppu’ yu öldürdüğü meşhur Kenger...

Bizim buralarda bahar çabuk geçer, gerisi kavurucu sıcaklar. Baharda kendiliğinden biten otlar da ışık hızıyla sararır tazeliğini yitirir. İnsanlar tarafından tüketilebilecek evresi çabuk sona erer.

Bir hafta önce yeşil olan yerler, bir hafta sonra sapsarıdır artık.  “Ya daha geçen hafta buralar yemyeşildi n’oldu?” dersiniz.

Her yıl her yıl aynı şeyi söyleriz. Yeşile hasretliğimiz ondandır zaar, baharı tadında yaşamadan bitmesini kabullenemeyiz...

Kenger’ de bu bölgeye has bir ottur. Mart ayında çıkar, dağlarda kendiliğinden olur. O yüzden ömrü çok kısadır.

Ben bu sene ilk kez alabildim pazardan, malum çıkamıyorduk artı bunu toplayanlarda getiremiyordu zaten.

Bunu bildiği için pazarda satan kişi de, “ Abla zaten sondurrr. Aldın aldın mevsimi bitiyor.” dedi son derece kendinden emin... ;))

Doğrudur mevsimi geçti geçecek bu saatten sonra Kenger artık büyür kangal olur. O vakitte onu insanlar değil eşekler yer. Çünkü artık çok dikenli bir ot olmuştur.

Hatta şöyle de bir tekerlemesi mi manisi mi vardır.

Ölme eşşek yaz olur,

Kangal biter güz olur.

Şeklinde...

Gerçekten de Kenger bitti mi bahar da biter yaz olur. Kangal da biterse yaz biter artık mevsim değişir, sonbahar olur.

Hani dedim ya bizim buralarda iklim değişik otların yetişmesine engeldir, bu yüzdendir ki çok ot çeşidi yoktur. Var olanlar da mevsimseldir, yetiştiği mevsimde aldın aldın sonra biter, şansını bir sonraki seneden yana kullanırsın... :))

Efsanelere konu olan meşhur kengerin Diyarbakır’da “meftunesi, boranisi, bir de yumurta ile yağda kavurarak” pişirilmek üzere benim bildiğim üç çeşit yemeği yapılır.

Pardon ya turşusunu yapan, temizleyip yıkadıktan sonra doğramadan una ve yumurtaya bulayıp balık gibi yağda kızartanlarda var ...

Unutmadan temizlemesi, dikenli ve çamurlu olduğu için çok zordur...

Benim bu ota zaafım efsanesinden kaynaklanır.

Sanki Peppu ile Kekko ‘yu hissederek alırım kengeri.

Yoksa yemezsem ölürüm dediğim bir tat değildir...

Ha bir de annem nerden öğrenmiş bilmiyorum (doğrudur ama ;)) özellikle bağırsakları temizlediğini söyler. Hafif dikenlidir ya hani ...

Ne kadar temizlersen temizle, haşla, pişir vs. yine de yerken dikenlerini hissedersin gerçekten de ...

Küçükken Annem bu masalı anlatırken hem ağladığımı hatırlıyorum hem de üvey anneleri olacak o cadıya türlü beddualar ettiğimi... :))

Kim bilir hâlâ zalimleri sevmememde bu masalın etkisi vardır... Hele de zalimlikleriyle insanları çaresiz bırakanları...

İyi ki bir pazara gidip Kenger aldım değil mi ?..

Elimde değil, ne zaman Kenger alsam, bu efsane gelir aklıma.

Kürt Sözlü Edebiyatının önemli efsanelerinden biridir…

Bilenlere hatırlatmak, bilmeyenlerle de paylaşmak istedim sadece…

Sevgiyle ... :)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum