Peygamberi Cengiz Han olan liderler
"İleri, Hristiyan askerler / Savaşa gider gibi yürüyün / İsa'nın çarmıhı önde gidiyor!" sözleri, Şimdilerde pek etkili olmasa da, 19’uncu yüzyıldaki Hristiyan askerlerini, savaşlara hazırlık eğitimlerinde, motive etmek için kullanılan bir ilahi idi.
Yahudiler ’in Firavunun zulmünden kurtuluşunun anlamı olan Pesah Bayramı’nın kutlandığı, Müslümanlar için Ramazan Ayı’nın manevi ikliminin sürdürüldüğü ve Hristiyanlar için; İsa Peygamber’in, çarmıha gerildikten sonraki 3. Günde, yeniden dirilişinin kutlandığı paskalya bayramının yaşandığı Nisan ayında, Ortadoğu Coğrafyasında, İsa’nın çarmıhı değil ama Yahudi zulmünün simgesi, Davud’un yıldızı işgallerine devam etmektedir!
Bu ayda, temel kanunlarının din kitapları olan Tevrat’tan esinlenerek yazıldığı, Yahudi inançlı İsrail Devleti’nin işgali altındaki topraklarda, Müslümanlar, kendileri için ilk kıble ve üçüncü Mescidi Haremeyn kabul edilen, Mescid-i Aksa’da namaz kılamıyorlar.
Yahudi Devleti, Müslümanlara getirdiği yasaklarla kalmayıp, Hristiyanların Paskalya bayramı öncesinde, İsa Peygamber’in çarmıha gerilip yeniden dirildiği yer olduğuna inanılan, Kutsal Kabir Kilisesi’ni de kapatarak, Hristiyan din adamları ile vatandaşlarının bu kutsal mekânda ibadet etmelerini engellemiştir.
Sekiz milyarlık dünya nüfusunun, yaklaşık yarısına yakını için kutsal olan bir ayda, bu insanlarca kutsal sayılan mekânlara girişlerinin yasaklanması ile kalınmayıp, yine bir Müslüman ülke İran’a, güya Hristiyan ve Yahudi ittifakı gibi görünen, dünyanın en gelişmiş savaş teknolojileri ile hedef gözetilmeksizin saldırılmaktadır.
ABD ve İsrail’in, nükleer silah ürettiği bahanesiyle saldırdığı ve fakat birincil sebep olarak İran’ın Çin’le petrol ticaretinde Yuan kullandığı, ikincil neden olarak ABD’nin İran petrollerine çökmek olduğu değerlendirilen, Müslüman bir ülkeye saldırının, İsrail açısından bambaşka bir amacı daha vardır!
Bu amaç, zamanın Deccalı olan İsrail’in Başbakanı Netenyahu’nun kendi sözlerinde şöyle yer almaktadır!
Netenyahu, İran’a yönelik saldırıların değerlendirildiği, yakın zamandaki bir basın toplantısında: ”Bu dünyada ahlaklı olmak yetmez. Adil olmak yetmez. Haklı olmak yetmez… Tarih, ne yazık ki ve üzücü bir şekilde, İsa Mesih’in Cengiz Han’a karşı hiçbir üstünlüğü olmadığını kanıtlıyor’… Çünkü yeterince güçlü ve acımasız olan çoğu zaman üstün gelir… İsrail şu anda Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte tam olarak bunu yapıyor.” ifadelerini kullanmıştır!
Netenyahu bu söylemiyle; 13’ncü yüzyılda, Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar, milyonlarca kilometrekare topraktaki, değişik inançlara sahip ülkeleri işgal ile yakıp yağmalayarak, insanları öldürüp medeniyetleri yok eden, Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ı, Allah’ın izniyle insanları iyileştiren ve hatta yeniden dirilten, onları Allah’a inanmaya çağıran, merhamet timsali ve Allah’ın peygamberi Hz İsa’ya eşit konumlandırarak, Hristiyan inancına hakaret edip, Hristiyanları aşağılamıştır.
Netenyahu bu ifadeleriyle ayrıca; eğer yeterince pervasız, acımasız ve güçlü iseniz; kötülüğü iyiliğe, saldırganlığı hukuksuzluğa, savaşı ise barışa üstün kılabilirsiniz demiştir!
Ve Netenyahu mealen; ne benim peygamberim Musa, ne de Trump’ın ki İsa’dır, ikimiz de cengiz Han’ın tebaasından ve O’nun inancına tabiiyiz, işgallerimiz, yapılmış olanlarla kalmayıp, gücümüzün yettiği yere kadar devam edecektir, demiştir!
İsrail’in 1948’den bu yana işgale, yağmaya, asimilasyona, öldürmelere dayalı uygulamaları ile ABD’nin iki binli yıllardan sonraki işgal, yağmalama ve yok etme politikalarına dayalı eylemleri de bunun göstergesi değil midir?
Günümüzde, gücünü veya yetkisini, Trump ve Netenyahu gibi buyurgan bir tavırla sınırsız kullanan, kendisine karşı çıkılmasını hoş görmeyen kişi ve yönetimlerin; ulusal ve uluslararası hukuku görmezden geldikleri ve ikinci dünya savaşından sonra kurulan “küresel kurallara dayalı düzen ile ülkelerindeki demokratik sistemlerin” değişmesini teşvik ve istismar ettikleri hususunu da, okuyucularımızın değerlendirmesine sunuyorum.
Kendisi de bir lider olan ve halkının fikrine ne kadar katıldığı bilinmiyor olsa da, 2022’deki darbe ile Afrika ülkesi Burkina Faso’da iktidarı ele geçiren, İbrahim Traoré’nin, düşüncesini en şeffaf ve delikanlıca dile getirmesini, samimi bulmamak ta elde değildir.
İbrahim Traoré, Burkina Faso devlet televizyonuna verdiği demeçte, “gerçeği söylemeliyiz, demokrasi bize göre değil” deyip, Burkina Faso halkının demokrasiyi unutması gerektiğini açıklıkla ifade etmiştir!
Sayın Traoré, fikrinin doğru veya yanlış olduğuna bakılmaksızın, harbi söylemleriyle; ulusal ve uluslararası hukuk ile demokrasiyi “mış gibi” uygulayıp, emellerine ulaşmada bir araç olarak kullanan ve Cengiz Han’ı kendine peygamber edinmiş politikacılar ile liderler için, ibretlik bir liderlik örneği sergilemiştir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.