Sur için insan zinciri eylemi!

Diyarbakır’da tarihi sur taşlarının söküldüğü, iç ve dış dekor için satıldığı yönünde haberler okuyoruz, haber ajansları ve gazetelerden.

Tepki büyük, daha da büyümesi yönünde bir çaba var, olmalı da.

Olsun da zaten.

‘Zararın neresinden dönülürse dönülsün, hem insanlık hem de kent adına avantajdır’ dedikten sonra hakikaten çok kızgın olduğumu da söylemek, nedenini de anlatmak istiyorum.

Yıl 2015.

Hepimiz oradaydık.

Kent merkezinde korkunç bir savaş stratejisi uygulandı, trajedi yaşandı, santim santim yıkıma doğru gitti kent. Gözlerimizin önünde yakıp yıktılar, bugün sahip çıkılmaya çalışılan sur taşlarından çok daha fazla taşın kullanıldığı yüzlerce o güzelim Diyarbakır evlerinin bir çırpıda hokus-pokus olduğuna tanıklık ettik.

1 Kasım seçimleri için CHP’den Milletvekili adayıydım. Gazetecilik mesleğimin yanında Milletvekili Adayı olma avantajımı da kullanarak, sur içinin yakılması ve yıkılması ile ilgili açıklamaların yanı sıra UNESCO’ya Dünya mirası ilan ettiği alanlara sahip çıkması çağrısı yaparak, o kurumu Diyarbakır’a davet ettim. Bir takım görüşmeler yaptım, kentin duyarlı kesimine de bu konuda çalışmalar yapmak üzere bir platform oluşturma çağrısı yaptım.

Ne mi oldu?

Vallahi bu konuda benimle birlikte ya da benim dışımda bir tek adım atanı görmedim. Zaten o dönem UNESCO’da konuyla ilgili ne açıklama yaptı, ne de sahiplendi. 

Geçmişe dönük, ‘ben demiştim, ben yapmıştık, ben haklıyım’ gibi egolarımın olmadığını beni tanıyanlar bilirler. Bu yazıyı da böyle bir niyetle yazmıyorum. Sadece öngörüsüzlük yapmamak, sonradan pişman olmamak adına, bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Sadece kentimize sahip çıkacaktık, o kadar. Bu tür insani sahiplenmeleri savaşın, çatışmaların en hareketli zamanlarında da yapmak mümkündür. Kaldı ki, kent merkezinde, sur ilçesi dediğimiz etrafı 5,5 kilometrelik kale ile çevrili alanın sadece 2 kilometrelik kısmında çatışmalar yaşanıyordu, bu yıkım gerçekleşiyordu, biz seyirciydik.

Baş edemedik.

Çok zor be dostum, çok zor.

Şimdi de çok zor.

Çünkü o günlerde de bu kenti, Diyarbakır’ı, Diyarbekir ruhunu içinde yaşayan, yüreğinden beynine taşıyanlar yönetmiyordu, bugünde yönetmiyor.

O surlar, o taşlar sırlarını ne diye yabancıya fısıldasın ki!

Bize de fısıldamıyor zaten, çünkü koruyamadığımız, sahip çıkamadığımız için küskün. O da biliyor ki bizim/bizlerin çabası ‘Adet yerini bulsun’ diyedir. Kepçelerle sökülüp atıldığında sahip çıkamadık, tek tek sökülüp satılmasına nasıl engel oluruz, doğrusu benim hiçbir fikrim yok.

 ‘Çalıyorlar, söküyorlar’ gibi bağrışmaların etkisi birkaç gün sonra geçer. Sur taşlarının çalınmaması için, UNESCO’ya etkili bir mesaj göndermek için, bütün dünyanın dikkatini buraya çekmek için, kalkan balığını andıran 5,5 kilometrelik bir insan zinciri gerçekleştirebiliyor muyuz?

Sur ve tarih ile ilgili kurumlar, kentin hafızasına sahiplenenler, bilumum STK’lar, halkı da bu işe dâhil ederek, Sur’un içinde ya da dışında 5 kilometrelik insan zinciri oluşturabiliyor mu?

İşte o zaman UNESCO dize gelir,

Taş hırsızları, taşı alan ve satanlar dize gelir,

Belki o zaman küslüğüne son verir, fısıldar!

Sahiplenmenin büyüklüğünden herkesin gözü korkmalı, halkın gazabını hissetmeli, anlamalı zulmedenler. Adli tedbirler, gözaltı gibi durumlar, zulmedeni, arsızı, hırsızı, talancıyı, değer sömürücülerini caydırmaz, aksine azdırır. 

Zincir meselesi olursa, El Ele Ver Gidah Puruthanaya türküsü de söylenir icabında.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.