Yasemin Kürmancı

Yasemin Kürmancı

Suriçi’nden Adliyeye, Adliyeden Hikâyeye

Suriçi’nden Adliyeye, Adliyeden Hikâyeye

Kimi zaman bir mahkeme salonunda, bir cümlenin peşinden giden bir avukat…
Kimi zamansa masanın başına geçtiğinde kelimelerle bir dünya kuran bir anlatıcı.

whatsapp-image-2026-04-12-at-17-52-26.jpeg

Aynı insanın içinde iki ayrı yol gibi durur bu.
Ama aslında ikisi de aynı yerden başlar:

Suriçi’nden.

Çünkü bazı hayatlar bir şehirde başlamaz…
Bir hafızada başlar.

Dar sokakların birbirine değdiği, kapıların hikâye sakladığı o eski taşların arasında büyüyen bir çocuk, daha o yaşta şunu öğrenir:
Hayat, göründüğünden fazlasıdır.

Bir ev sadece dört duvar değildir.
Bir sokak sadece geçilen bir yer değildir.
Ve bir insan, sadece kendisinden ibaret değildir.

İşte tam da orada, o dar sokaklarda, bir çocuk önce dinlemeyi öğrenir.
Sonra anlamayı.

Belki de bu yüzden, yıllar sonra bir mahkeme salonunda konuşurken aslında sadece hukuku değil, insanı savunur.

Adliye koridorları uzun ve soğuktur.
İnsan bazen orada sadece bir dosya gibi hisseder kendini.

Ama bazıları vardır…
O koridorlardan geçerken bile içindeki sesi kaybetmez.

Çünkü bilir:
Adalet sadece kanun maddelerinde değil, vicdanda da aranır.

Ve vicdan, sustuğunda değil… konuştuğunda anlam kazanır.

Ama bir yerden sonra yetmez.

Söylenenler eksik kalır.
Yazılması gerekir.

İşte o an, masa başına oturur.
Kalemi eline alır.

Ve bu kez cümleler bir savunma değildir artık…
Bir hafızadır.

Aşkı yazar, çünkü bu topraklarda sevmenin bile bir hikâyesi vardır.
Özlemi yazar, çünkü bazı gidişler geri dönmez.
Kökleri yazar, çünkü insan en çok ait olduğu yerde sınanır.

Ve en çok da unutulanları yazar.

Çünkü bu coğrafyada en büyük kayıp, bazen yaşananlar değil…
Unutulanlardır.

Belki de bu yüzden, yazdıkları sadece bir hikâye değildir.

Bir yüzleşmedir.
Bir hatırlayıştır.
Bir direnme biçimidir.

Adliye koridorlarında aranan adalet, bazen bir romanın satırlarında daha yüksek sesle konuşur.

Ve insan bir gün dönüp kendine bakar.

Onca yolun, onca mücadelenin ortasında…

İçindeki o ilk sesi duyar yeniden.

Suriçi’nde büyüyen o çocuğu.

Belki de bütün mesele şudur:
İnsan, ne olursa olsun…
İçindeki o sesi kaybetmemeli.

Belki bazı hikâyeler yazılmaz.
Ama yazılana kadar insanı bırakmaz…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yasemin Kürmancı Arşivi
SON YAZILAR