TARTIŞMAYA DEVAM, KIRAL ÇIPLAK!
“Ne Olacak Bu Müslümanların Hali?” başlıklı yazıma gelen iletilerden üç tanesi şöyle:
— “Mamoste merhaba,
Yazının başlığını görünce ‘bir cacık olmaz’ dedim. Sonra yazını bir solukta okudum. Tebrikler, yüreğine, zihnine sağlık.”
— “Yazar ‘kıral çıplak’, diyor.”
— “Değerli hocam, sizi tanımasam niyetinizin kötü olduğunu düşünürdüm. Ancak sizi tanıyorum, uzun yıllar birlikte çalıştık ve birçok sohbetimiz oldu. Sizin iyi niyetinize ve güzel değerlere sahip olduğunuza şahidim. Yazınızda haklılık payı çok fazla; ancak ‘hırsızın hiç mi suçu yok misali’ bu halde olmamızda Batı’nın hiç mi suçu yok! Bunu da yazınızda işlemenizi isterdim. Sağlıkla kalın. Çocukların gözlerinden öpüyorum. Benimkiler iyiler.”
“Eksik Olan” ve “Ne Olacak Bu Müslümanların Hali?”yazılarına tepkilerin geleceğini bekliyordum; ancak bu kadar fazla olacağını beklemiyordum. Okuyuculardan gelen iletilere önem verdiğim için üç iletiyi sizlerle paylaşmak istedim; iletileri seçerek aldım.
1. Birincisi: Köktenci, retçi anlayış,
“Müslümanlardan bir şey olmaz” anlayışı. Nedenini biliyoruz: Kaynak doğma ve eril. Kılıç zoru, gaza, fetih, ganimet dağıtımı ile zora dayanan bir din. Hz. Muhammed ve dört halifenin kılıçla savaştığı bir dinin siyasi ve devletçi olduğunu; dolayısıyla İslam’da dinle devletin iç içe olduğunu, kesinlikle birbirinden ayrılamayacağını ve bundan da demokrasi ile hukuk çıkmayacağını, bunun pratiğini bin yıldır yaşadığımızı düşünenler veya hadiseye böyle bakanlar.
2. İkincisi: Müslümanların durumu.
Durum ortada; saklayarak, gizleyerek, “kol kırılır, yen içinde” anlayışıyla artık İslam devletleri ve onların kapıkulu aydın/ulemaları bu şekilde varlıklarını sürdüremezler. Temiz İslam alimleri ve aydınları artık bunu görmeliler. Aklı, bilimi, bilgiyi, tekniği, teknolojiyi, sanatı, edebiyatı, matematiği, pozitif bilimleri ve felsefeyi öne çıkaran arayışlar içine girmeliler; İslam’ı siyasetten arındırıp, inanç olarak gönüllerde yerli yerine oturtmalı; dünya işlerini siyasetçilere bırakmalı, onlar da demokrasi ile hukuku benimsemeliler. Durum bu kadar açık, diyenler.
3. Üçüncüsü: Batı’yı suçlama yaklaşımı.
Bu iletide haklılık payı var; ama bana göre bu da sorundan biraz kaçmaktır. Suçu Batı’nın üzerine atmakla İslamcılar, kendileriyle yüzleşmeden çekiniyorlar diye düşünüyorum. Bunu biraz açmak istiyorum.
622 yıl süren koca Osmanlı Devleti’ne bakalım:
Neden üç kıtaya, dört denize hüküm eden ve önemli boğazlara hakim olan Osmanlı’da deniz ticareti gelişmedi ve denizaşırı ülkelere kaşifler yapılmadı veya yapılamadı?
Neden Osmanlı, dönemin önemli ticaret yollarını kontrolünde tutarken, bu coğrafyada sermaye birikimi oluşmadı ve burjuva ile işçi sınıfı gelişmedi?
Neden pozitif bilimlere önem verilmedi; bilimsel yaratıcılık teşvik edilmedi, buna bağlı olarak bilim, teknik, teknoloji ve sanat gelişmedi, neden bunlar küçümsendi?
Neden matbaa Batı’dan yüzlerce yıl sonra geldi?
Neden Kur’an’ın meali Osmanlıca basılmadı?
Okur yazarlık oranı artırılmadı?
Neden edebiyat ve felsefe gelişmedi veya gelişemedi; Osmanlıca edebi eserler yazılmadı; hadi Batı’yı bir tarafa bırakalım, Çarlık Rusya’sından; Lev Tolstoy, Fyodor Dostoyevski, Anton Çehov, Aleksandr Puşkin, Gogol, Turgenyev, Bulgakov ve Gorki gibi dünyaca ünlü edebiyatçılar çıkarken; önemli, edebiyatçı, düşünür, bilim insanı, felsefeci koca Osmanlı İmparatorluğu’dan neden çıkmadı?
Bunları Batı mı engelledi? Hayır. Osmanlı’daki sistem, zihniyet (inançtan kaynaklı) buna kapalıydı; yönetim ve ulema değişime açık olmadıkları için, var olanı koruma ve var olanla yetinme, bir anlamda kaderci oldukları için bilerek veya bilmeyerek tüm bu gelişmeleri engellediler.
4. Günümüz ve çözüm önerileri.
Bu konuları önemsiyorum, elbetteki çok önemli ve ciddi konular. Bu konuların uzmanları artık çıkıp konuşmalılar diye düşünüyorum. Bana göre İslam ülkelerinin yönetimlerinde köklü değişiklikler olmalı. Devlet merkezli İslam’dan vazgeçilmelidir. Din siyasetin dışında tutulmalıdır. Neden mi? Çünkü din görevlileri ve yönetici siyasiler, el ele petrol, doğal gaz ve arsa, inşaat sektöründen nemalanarak teokratik yönetimlerini sürdürüp insanları sömürüyorlar. Bu devletlerde: Ar-Ge, bilimsel çalışma, akla, zihne, düşünceye dayanan üretkenlik yok!
Bu durum da insanları dünya milletleri karşısında ikinci sınıf insanlar hâline getiriyor.
Bu da kin, nefret ve öfke patlamasına neden oluyor.
Oysa dünya milletleri ile medeni bir şekilde her alanda rekabet edip, barış içinde yaşayabiliriz.
Şöyle düşünebilirsiniz: “Hocam, kendini yorma, böyle gelmiş böyle gider. Bu bin yıldır böyle, bundan sonra da böyle gider!”
Bu düşünceye katılmıyorum. Neden mi? Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir. Değişimin iç ve dış dinamikleri vardır. Gönül rızasıyla içten ve rızası olmadan dıştan değişimin önünde hiçbir güç duramaz. Bana göre İslam ülkeleri bugün bu eşiktedir. Ya kendi iç dinamikleri ile dönüşecek, ya da dışarıdan müdahale ile dönüştürülecek. Müslümanların geleceği, var olan bu katı siyasi İslam devletleri ile ipotek altına alınamaz.
Sorunların üstünü kapatmak, yokmuş gibi davranmak veya görmemezlikten gelmekle sorun yok olmuyor. Sorunun varlığını kabullenip, sorunu yaratıcı ve eleştirel bir şekilde tartışmak ve sorunumuzu hep birlikte medeni bir şekilde çözmek hepimiz için doğru olandır. Eleştirel ve yaratıcı tartışmaya devam derim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.