Ali Haydar Üzülmez

Ali Haydar Üzülmez

TÜRKİYE’DE SERVETİN SERMAYEYE DÖNÜŞMESİ SORUNU

TÜRKİYE’DE SERVETİN SERMAYEYE DÖNÜŞMESİ SORUNU

Bu sorun tüm İslam ülkelerinde ve büyük çoğunlukla kimi Doğu ülkelerinde de devam etmektedir.

Ağustos ayının ilk haftasında “Doğu’nun Servet Düşkünlüğü Ve Zihinsel Tembelliği” başlıklı bir yazı yazıp, iletişim halinde olduğum gazetelerde yayımlattım.

İki hafta içinde, ileri sürdüğüm düşünceleri ve yaptığım tespitleri doğrulayan gelişmeler oldu. Bunları sizlerle paylaşmak istedim. Bu yazıyı okumadan önce adı geçen yazımı yeniden okumanızı öneririm.

Ayrıca, düşüncelerine önem verdiğim değerli arkadaşım Salih Şimşek ve değerli ağabeyim Müslüm Üzülmez’den konuyla ilgili eksiklerimi tamamlayıcı ve yazımı/düşüncelerimi Türkiye’ye uyarlayan iki ileti aldım. Bu iki iletiyi de sizlerle paylaşmak istedim. Kendilerine ve düşüncelerini ileten tüm okuyuculara teşekkür ediyorum.

“Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 7 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası rezervinin 178,4 milyar dolar olduğunu, ancak vatandaşın yastık altında tuttuğu dolar ve altın miktarının bu rezervden büyük olduğunu belirtti. ‘Yastık altı’ olarak tanımlanan dolar ve altını bilançolara yansıtamadıklarını ifade eden Yılmaz, ‘Keşke bunlar daha fazla sisteme girse, o zaman Türkiye’nin risk primi de çok daha aşağılara inecektir.’ dedi.”(07.08.2026/ T24)

“Süleymancılara yönelik operasyonda servet çıktı! 200 kilo külçe altın bulundu.Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, tutuklu örgüt lideri Alihan Kuriş’in kardeşi firari Hilmi Tuna Kuriş’e yönelik yapılan arama çalışmalarında, tek bir adreste 1,34 milyar TL değerinde 200 kilo külçe altın ele geçirildi.”(16.08.2026/ T24)

Sistemin dışında kalan, sermayeye dönüşemeyen kaçak servet.

“Merkez Bankası’ndan ‘yastık altı altın’ kararı.Milyarlarca liralık altının finansal sisteme çekilmesi amacıyla hayata geçirilen uygulamada yeni bir döneme girildi. TCMB, dört yılı aşkın süredir yürürlükte olan düzenlemeyi sona erdirdi.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), fiziki altınların finansal sisteme kazandırılmasına ilişkin düzenlemeyi kaldırdı. 22 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan yeni tebliğin yürürlüğe girdiği belirtildi. Yeni tebliğin hükümlerini TCMB Başkanı yürütecek.”(22.08.2026/Milliyet)

Servetin sermayeye dönüşmesi için Merkez Bankası’ndan yeni düzenleme.

Gelen iletiler;

01.08.2026 tarihli Salih Şimşek arkadaşımın iletisi;

“Sevgili dostum, ellerine sağlık. Doğru ve yerinde bir tespit.

Doğu toplumlarında taşınır-taşınmaz mülkiyete bağlılık biçimindeki servet mülkiyetine tapınma derecesindeki bağımlılığın, çoğunlukla miras ve rant yoluyla devasa servetler edinip bu servetlerini bir sermayeye dönüştürerek üretime dâhil etmemelerinin ana nedeni, bence yaşadıkları ülkelerde yaşanan demokrasisizliktir.

Ekonomik, ekolojik, kültürel ve siyasal demokrasilerin olmadığı ülkelerde yaşamın hiçbir alanında hiçbir güvence olmaz.

Her gece, ‘Sabah uyandığımda devlet katında kayıtlı bulunan mal varlığıma el konur mu?’ endişesini yaşayan sermaye sahipleri, ister istemez varlıklarını kendi kontrollerinde olabilecek serveti yeğliyorlar diye düşünüyorum.

Eğer bu Doğu toplumları da Batı ülkelerinde olduğu gibi demokrasilere kavuşurlarsa, kuşkusuz o mülkiyet güvencesine dayalı olarak servetlerini büyük ölçüde üretime yönlendirerek sermaye sahiplerine dönüşürler diye düşünüyorum.

Sevgiyle.”

01.08.2026 tarihinde verdiğim yanıt.

Değerli hocam, düşüncenize aynen katılıyorum. Daha önceki yazılarımda Doğu-Batı anlayışını ve zihniyetini; Doğu’da sermaye birikiminin azlığı ve din ile devlet yönetiminin, özellikle İslam ülkelerinde, iç içe geçmiş olmasının; zihniyet/inanç olarak nas ve faiz sorunu ve de hukuk, özgürlük ve demokrasi eksikliğinin nedenlerini açıklamaya çalışmıştım.

Aslında yazılarım biraz da birbirinin devamı. Katkılarınızdan ötürü teşekkür ederim.

Tüm arkadaşlara selam, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

01.08.2026 tarihli Müslüm ağabeyimin iletisi;

“Kardeşim,

‘Doğu’da Servet Düşkünlüğü Ve Zihinsel Tembelliği’ başlıklı yazın güzel ve önemli bir konuyu ele almışsın.

Yazın genel olarak Doğu-Batı toplumlarını esas alarak yazılmış. Bence biraz daha içini doldurabiliriz. Genel olarak Türkiye’yi, özel olarak da Kürt coğrafyasını ele alıp konuyu biraz daha somuta oturtabiliriz.

Genel olarak Doğu toplumlarında olduğu gibi Türkiye’de de kapitalizm kendine ait kural ve kaidelerine göre gelişmemiştir. Kurucu irade, devleti hep baş tacı edilecek şekilde biçimlendirmiş. Devlet de her şeye müdahale eder bir işlev içinde olmuştur. Yani demokrasi ve hukuk olmayınca insanlar sermayeye değil, servete yönelmiştir.

Düşünsene: Darbelerin sayısını, sıkıyönetimleri, İstiklal Mahkemelerini, sıkıyönetim mahkemelerini, olağanüstü hâl durumlarını, siyasi partilerin kapatılmalarını vs… 100 senelik Cumhuriyet tarihinin yarısından fazlası sıkıyönetimlerle geçmiştir. Böylesi bir yerde kapitalizm normal bir şekilde gelişir mi, sermaye oluşur mu?

Bugün bile mahkemeler insanlar veya kurumlar hakkında kesin karar vermeden, gözaltılarla birlikte hemen şahıs veya kuruluş/şirket mallarına el koymakta veya kayyum atamaktadır.

Kürtler ise 100 senelik Cumhuriyet döneminde hiçbir zaman özgür olamadılar. İsyanlar, iskânlar, köy boşaltmalar, göç, baskının her türü kaderleri oldu. Böyle bir durumda Kürt burjuvazisi nasıl gelişsin?

Bölünmüşlüğü kalıcı kılmak için aşiretçilik, ağalık, şeyhlik, yandaşlık ve koruculuk teşvik edilmiş genellikle. Bu anlayış sonucu ve de Kürt bireylerin kişisel geleceklerini garantiye alma istemeleri nedeniyle sermayeye değil, servete ilgi olmuş ve olmaktadır. İnsanlar kendilerini güvende hissetmediklerinden, bu da normal davranışları oluyor.

Yazında da belirttiğin gibi, bu durumun oluşmasında tabii ki dinin ve ‘zihniyet’ denen şeyin de etkisi çok fazla var. Birde bu işin Cumhuriyet öncesi var: Osmanlı İmparatorluğu. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde padişahlar Yavuz Sultan Selim’den sonra hepsi “Halife-i rûy-i zemin”dir. Yani yeryüzünün halifesidir, temsilcisidir. Mülk Allah’ındır, halife bu mülkü yönetmekle sorumludur. Yani mülkün sevk ve idaresi padişaha bağlıdır. İmparatorluk dahilindeki insanların tümü padişahın kuludur. Mülkün idaresi ve sahipliği bir elde toplandığında, insanların da ‘kul’ olduğu bir coğrafyada özgürlük gelişmez ve sermaye oluşmaz.

Şimdilik aklıma bunlar geldi. Başka şeyler de gelirse yazarım.

Kardeşimi öpüyorum.

AbenMüslüm01.08.2026”

Teşekkürler Ağabey!

Durumumuz ortada. Bu önemli konuya kafa yorup tartışmalıyız, derim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Haydar Üzülmez Arşivi
SON YAZILAR