Türkiye’nin Suriye’de Pirus zaferi yaşama riski
Bankayı soymak ve seslerini dünyaya duyurmak için, Liderlik ettiği 26 kişilik çete ile el bombası, dinamit ve silah kullanarak, dönemin İstanbul’daki İngiliz-Fransız ortak sermayeli bankasına baskın düzenledi. Baskında dokuz kişi öldü. Çetesiyle kaçma fırsatı bulamadan, polisin müdahalesi ile bankada kısılı kaldı. Rusya’nın araya girmesiyle, Fransa’ya gönderilmek üzere sınır dışı edildi ve fakat burada da cezalandırılmadı.
Osmanlıda iktidar değişikliği olunca, affedilip yeniden İstanbul’a döndü!
Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Erzurum milletvekili olarak yer aldı. Birinci dünya savaşının patladığı ilk yıllarda, Osmanlı Devleti’ne karşı, Van’daki Ermeni isyanında yer aldı. Rusların 1917’de Doğu Anadolu’dan çekilmesi ile Rus desteğini kaybettiğinden, canını kurtarmak için kaçtığı Ermenistan’da da, ABD’nin Ermenistan elçisi yapılmıştır.
Ermeni teröristliği ve banka soygunculuğundan, ABD elçiliğine terfi eden Pastırmacıyan Karekin’in, yukarıda paylaştığımız hikâyesinden, yüz yıl sonraki günümüzde, benzer bir hikâyeye bakalım!
Yirmi bir yaşında El Kaide’ye katılarak, Irak’ta yönetime karşı terörist faaliyetlerinde bulunduğundan, yakalanınca, ABD’nin Irak’taki cezaevinde beş yıl misafir edilerek, eğitildi.
Suriye’de yönetime karşı isyanların başladığı 2011 yılında, ABD cezaevinden serbest bırakılınca, El Nusra Cephesi adlı selefi terör örgütünü kurdu. Terörist Örgütün lideri olduğundan, ABD Dışişleri Bakanlığınca, sözde “Özel olarak belirlenmiş küresel terörist” ilan edilerek, başına 10 milyon dolarlık ödül kondu!
Irak’tan Suriye’ye geçerek, Suriye’nin ABD ve Türkiye korumasındaki İdlip bölgesinde, diğer bir kısım örgütlerle birleşerek, lideri olduğu HTŞ terör örgütünü kurdu. Esad’ın Suriye’den kaçtığı 2024 yılına kadar, yedi yıl süre ile iki milyon nüfuslu İdlip bölgesini yöneterek, ülke yönetimi konusunda tecrübe kazandı.
Kasım 2024’te, arka planda kendisini destekleyen emperyal güçlerin desteği ile Şam’ı işgal edip, Suriye Geçici Cumhurbaşkanlığı’nı alınca, terörist kıyafetlerini çıkarıp takım elbise giydi. Terörist olarak kullandığı Muhammed Colani adını terk edip, Ahmed Hüseyin eş Şara adını kullanmaya başladı.
Terörist olmasından dolayı, ABD tarafından başına konan ödül kaldırılarak, Suriye Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ABD Devlet Başkanı tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı!
Yüz yıl önceki olaylarını paylaştığımız, teröristlikten ABD diplomatlığına terfi eden Ermeni Pastırmacıyan Karekin’in hikâyesi ile teröristlikten Suriye Devlet Başkanlığına terfi eden, Ahmet eş-Şara’nın hikâyelerinin benzerliğini, okuyucularımızın takdirine sunuyorum.
Bir asırlık ara ile yaşanmış hikâyelerini paylaştığımız şahsiyetlerin, birbirlerini bildiklerini sanmıyorum amma onları teröristlikten diplomatlığa taşıyan gücün ABD olduğu kesindir. Ve ABD’nin, El Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin, İŞİD’in lideri El Bağdadi’yi kullanıp tedavülden kaldırdığı gibi, Colani’yi de ne kadar ve nasıl kullanacağını da zaman gösterecek olsa da, Colani’nin Türkiye’ye dostluğunun hayırlara vesile olmayacağı açıktır!
Mayası teröristlikle yoğrulmuş bir şahsiyet ile emperyal devletlerin kontrolündeki Suriye’nin, gelecekte, medeni dediğimiz ülkeler tarzında bir devlet ve ülke olamayıp, batak bir devlet olacağını bilmek için müneccim olmaya gerek yoktur. Hazin olan konu, bu batak devletin oluşumunda, Türkiye’nin on beş yıldır takip ettiği siyasetin de etkisinin olmasıdır.
Burada bizim için önemli olan husus, boğazımıza kadar gömüldüğümüz Suriye bataklığından, ülkemizin gelecekte ne kadar etkileneceğidir!
Gelecekteki Suriye’nin, ülkenin bileşenlerinden olan; Arnavutlar, Rumlar, Çerkezler, Ermeniler, Süryaniler, Türkmenler, Alevi Araplar, Dürziler ve Kürtlerin oluşturduğu, yaklaşık % 30’luk nüfusun, çok kültürlü laik yaşam tarzına uygun şekillenmesi halinde, Ülkemizi olumsuz etkileme ihtimalinin zayıf olacağı değerlendirilmektedir.
Ama eğer Suriye Ülkesi, gelecekte, çoğunluğunu Sünni Arapların oluşturduğu, selefi İŞİD mantığı ile şekillenir ve Afganistan tarzı bir yönetime sahip olursa(!), Suriye’nin kendisinde ve başta Türkiye olmak üzere, komşu Müslüman ülkelerinde istikrarsızlıklar ile toplumsal çatışmaların yaşanma ihtimali çok yüksektir.
Aralık 2025’te Yalova’da gerçekleşen ve üç polisin şehit, dokuz polisin de yaralandığı, İŞİD olayı da göstermiştir ki, Suriye’deki selefi grupların, özellikle Türkiye’deki yandaşları ile irtibatları çok güçlüdür!
Ola ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın “ …Kimse unutmasın, Türkler, Araplar, Kürtler olarak bu coğrafyada kıyamete kadar hep beraber yan yana yaşayacağız…” söylemindeki ana fikrin gücü ile Suriye yönetimi ile anlaşılıp, Türkiye ve Suriye arasındaki geçişler, Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi serbest geçişe açılırsa(!), Türkiye halkı ve özellikle gençliğini bekleyen tehlikeleri varın siz düşünün.
İki bin üç yüz yıl önce Makedonya Kralı Pirus, Romalılara karşı savaşta galip gelmesine rağmen, askerlerinin büyük bir kısmını kaybettiğinden, ordusunun da sonu gelmişti. Bundan dolayı Kral Pirus, savaşta zafer kazanmasına rağmen, aynı zamanda savaşı kaybettiğini de ifade etmişti. Pirus zaferi, kazanın da kaybettiği bir deneyim ve gelecekteki nesillerin ders alması gereken tarihi ve önemli olaydır.
Emperyal güçlerin inşa ettiği yeni Suriye’nin, on beş yıldır takip ettiğimiz Suriye siyaseti dolayısıyla, Ülkemize vereceği zararların, kazanımlarımızdan fazla olup olmadığını ve Türkiye’ye “Pirus Zaferi” nin akıbetini yaşatma ihtimali olup olmadığını, okuyucularımızın takdirine sunuyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.