Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Yaşamak bazen yarım kalır

Merhum ağabeyim Abdulmecit Kılıç’ın anısına…

Dargın ve ürperen yollarda baktım

Ölüm bile herkesin

İnandığı kadar ölümdü…(Cebimdeki Çakıl Taşlarıkitabımdan)

Son yıllarda kanser vakaları akıl almaz biçimde çoğaldı. Hemen her ailede bir iki kanser vakası yaşanıyor. Ülkede bu meret hastalığın çetelesi mutlaka tutuluyordur.  Genel olarak kanser hastalığının ülkedeki dağılımı ne durumdadır, en çok hangi kanser türleri ortaya çıkmaktadır, en çok ölüm hangi kanser türünde yaşanmaktadır, bilmiyoruz.

Bununla birlikte uygulanan tedavi yöntemleri konusunda ülke olarak ne seviyedeyiz? Hastane ve doktorlarımız ne denli yetkinliktedir, bu da ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ama bir gerçek var ki maddi açıdan yeterli olanaklara sahip olanlar hemen yurtdışındaki doktorlara gittiklerine göre mutlaka özellikle Amerika’nın ve Küba’nın yetkinliği daha fazladır, diyebiliriz.

Ülkemizde de ultra lüks özel hastanelerde eğer yeterli parayı basarsanız daha iyi tedavi olanaklarına kavuşabilirsiniz. Fakat bilmelisiniz ki günlük en az on bin lirayı göze almalısınız. Bakmayın size reklam ve panolarda “Tüm kanser tedavi ve tetkiklerimiz ücretsizdir!” ilanlarına, kesinlikle yalan! Bir düşmeyegörün bu açgözlü hastane tüccarlarının ellerine, paranız varsa paşalar gibi bakarlar, paranız yoksa sizi sedyesiz kapının önüne koyarlar, bunu hepiniz biliyorsunuz.

Yaklaşık bir yıl önce zorlu bir çekimden ve kurgu işleminden eve dönerken telefonum çaldı. Araba kullanırken telefonu açmam. Eve varır varmaz aradığımda Abdulmecit ağabeyim muhtar olan kirvesiyle Diyarbakır’da olduklarını söylüyordu. Hemen eve gelin, bekliyorum dedim. Kirvemizin oğlu küçük bir rahatsızlık geçirmiş, onu birlikte doktora getirmişlerdi. Sohbet esnasında kendisinin de boğazının sık sık ağrıdığından bahsetti. Dedim, zaten fakülteye gelmişsin göstereydin ya bir doktora. Hay demez olaydım. Bir hafta süren tahlil ve endoskopi sonucunda ozofugos, yani yemek borusu kanseri teşhisi kondu. Başımızdan soğuk terler döküldü. Ağabeyim iki gün içinde Ankara’ya gitti ve dostların aracılığıyla iki profesörün kontrolüne girdi. Yaklaşık beş ay kemoterapi aldı ve sonrasında çekilen pet-Ct temiz çıktı. Sevinmiştik, oysa Diyarbakır’daki profesör fazla ömür biçmemişti.

Ağabeyim evine, çocuklarının arasına döndü. Olağan hayatına devam etti. Bu arada genel cerrahın ısrarlı ameliyat önerisini de kabul etmedi. Fakat meğerse bu sinsi illet başka yerlere de metastaz yapmış. Çekilen Pet-Ct’de nasıl görülmez ayrı bir sorudur! Sonuçta yapılan müdahaleler onu kurtarmaya yetmedi ve ebedi yolculuğuna çıkarak Hakk’a kavuştu.

Kaç gündür bu hastalıkla ilgili internette araştırmalar yapıyorum. Gerçekten Türkiye’de çok yaygın. Acaba değişen beslenme tarzımız mı etkin oldu, gıdalarımızın denetimsiz oluşu mu, giysilerimizin boyaları, kullandığımız kozmetikler, şifa niyetine kullandığımız ilaçlar, havamız, suyumuz mu, ne? Neden kanser artık hayatımızın bir parçası, neden Azrail’in habercisi gibi hep yanı başımızda? Neden sevdiklerimiziböyle vakitsiz alıyor bizden?

Bu illetin bunca yaygınlaşmasında cep telefonları, uydu sinyallerinin etkisi var mı? Radyasyonun kansere yol açtığını biliyoruz da hangi araçlarda, hangi mıntıkalarda radyasyon var, bilmiyoruz. Mesela yıllardır tartışılır baz istasyonları, gerçekten kanser yayar mı? Yayıyorsa neden binalarımızın çatısında, neden kentlerimizin bulvarlarında kamuflajlı duruyorlar?

Modern dünya bunca gelişmişken nasıl olur da bu hastalığa etkin bir ilaç, aşı bulamaz, aklım almıyor. İnsan DNA’sının kopyalandığı, genetiğinin deşifre edildiği bir çağda bu hastalık nasıl tanımsız, meçhul kalır, gerçekten aklım almıyor! Başta yazar Soner Yalçın ve bazı düşünürlerin iddia ettiği gibi acaba ilaç tekelleri pazarını kaybetmek istemediği için mi etkili ilaçların önü kesiliyor. Ben henüz çocukken Dr. Ziya Özel adında biri etkili bir ilaç buldum demişti de hatırlıyorum, bazı medya silahşorları yardımıyla adamı birkaç ay içinde dinlemeden, buldum dediği aşıyı incelemeden görevden atmışlardı. Acaba hâlâ var mıdırböyle çalışan hekimler?

Sonuç olarak bu dünyanın doğduğumuz andan itibaren tek hakikati var: Bir gün öleceğiz. Fakat yaşamak yarım kalmadan…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar