8 MART DÜNYA EMEKÇİLER KADINLAR GÜNÜ! / 8’E ADAR’Ê CEJNA JINÊN KEDKAR!

Sözü dolandırmadan söyleyeyim: Kadın haklarını savunmayanlar, ister kadın olsun isterse erkek; insanlaşmasını tamamlayamamış yaratıklardır. Karanlık güruhlar; kadınların özgürlüğünü yok ederek, insanlığın özgürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışırlar! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kutlanmasının bile engellendiği ve bir günde üç kadının öldürüldüğü bir ülkeden sesleniyorum: Koşullar ne olursa olsun, her şeye rağmen, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun! 8’e Adarê Cejna Jınên Kedkar piroz be! Keşke dünyanın bütün dillerinden sıralayabilseydim bu güzel kutlamayı. Biliyorum, önceden ömür yetmezdi bunu yapmaya. Ama dillerin baskıyla yok olduğu günümüzde, artık sıralanabilecek kadar azaldı diller! Kahrolsun her türden baskı, gericilik ve sömürü! Yaşasın özgür yaşam!

Kadın hakları, dünyamızın en yakıcı sorunlarından biridir. Belki şimdilerde birçok ülkede, başka çelişkiler ön plandadır. Ama eninde sonunda erkeklerin egemenliğine dayalı dünyamızda kadın hakları, en önemli sorun olarak karşımıza çıkacaktır ve çıkmaktadır da. 19. yüzyıldan bu yana, ağır bedeller ödeyerek mücadeleyi yükselten dünyanın tüm emekçi kadınlarını yürekten kutluyorum. Ve günümüzde, kafa kesen, karanlık güruh IŞİD’i madara eden Kürt kadınlarımızı, Şili’li Feminist Kolektif Las Tesis’i ve bizim Cumartesi Anneleri’mizi ve dünyanın özgürlükten yana bütün emekçi kadınlarını da yürekten kutluyorum. Ve eril zihniyet kahrolsun diyorum.

İnsanlığın ilk dönemlerinde bütün toplumlar, anaerkil (kadının egemenliğine dayalı) bir toplum biçimi yaşamıştır. Kadının olabildiğine saygın olduğu, toplumu yönlendirdiği bir dönemdi bu. Yüzyıllar boyu da sürdü. O dönemde savaşlar, çatışmalar pek yoktu. Daha hoşgörülü bir çağdı. Üretim araçlarının gelişimi ve işbölümünün ortaya çıkışıyla kadınlar toplumdaki saygınlıklarını yitirmeye başladılar. Üretim araçlarının erkeklerin ellerine geçmesi, kadınların gözden düşmesine yol açtı. Binyıllar boyu sürecek olan erkeklerin mutlak egemenliğine dayalı ataerkil yaşama biçimi, böylece başlamış oldu. Üretim araçlarının erkeklerin ellerinde olması ve kadınların bünyece zayıf olması, ataerkil toplum biçimini kökleştirdi. Öyle ki kadınlar bile dünyaya erkeklerin gözüyle bakar oldular. Bu durum özellikle 1789 Fransız İhtilaliyle sarsılır oldu. Avrupa’da kadın hareketleri sarsıcı boyutlara ulaştı. Önce çalışma özgürlüğü elde edildi. Böylece kadınlar da toplumda söz sahibi olduklarını ortaya koydular. Özellikle 1857 yılında New York’ta, kadın dokuma işçilerinin greviyle patlak veren olayda, kadınların canlarıyla verdikleri bedelle toplumda söz sahibi olduklarının sağlamasını yapmış oldular.

Cumhuriyetle birlikte bizde de medeni hukukla boşanma hakkı ve seçme-seçilme hakları gibi önemli kazanımlar elde edildi. Ne yazık ki bu kazanımlar içselleştirilemedi ve yaygınlaştırılamadı. Bu kazanımlar, elit bir kesimden öteye geçemedi. Toplumun yarısının toplumsal yaşamdan ve yönetimden kopuk olması, toplum için hem maddi hem manevi anlamda öldürücü bir tehlikedir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kutlandığı bugünde, biz yine kadın cinayetleriyle irkiliyoruz. Kadın cinayetleri, toplumsal yaşamın katledilmesidir. Bu son dönemlerde irkiltici boyutlardaki cinayetler, insanlığın özgürlüğüne bir suikasttır! Toplum ve insanlık için de korkunç bir lekedir. Toplum olarak bu kahrediciliği önleyemezsek, biz hiçbir biçimde uygar bir toplumun parçası olduğumuzu iddia edemeyiz. Savunmasız kadınların cinayetlerini önleyemeyen toplumlar, 21. Yüzyıla ulaşamamış toplumlardır! Günümüzde kadınlar, bütün gelişmiş toplumlarda hayatın her alanında söz sahibidirler; ama bu gelişmeler yine de erkeklerin ayrıcalıklı olduğu gerçeğini örtbas etmemeli. Kadınların daha katedeceği çok yol var. Sonsözü, aklımda kaldığı kadarıyla Simone de Beauvoir’in olmalı, bir özdeyişiyle bağlamak istiyorum. ‘’Çözümden yana değilseniz, sorunun bir parçasısınız demektir.’’

Yazıyı, bu konudaki bazı dizelerimle noktalamış olayım:

ELLERİNİZ KALKTI MI GÖĞÜN DERİNLERİNE ULAŞIR

‘’ve kadınlar vardır yürekleri sıcacık

taşları bile eritir

ve sevdikleri için ılık bir rüzgâr...’’

‘’ hem kadınların olmadığı bir oyuna dans mı denir

elleri kalktı mı göğün derinlerine ulaşır

sevginle yücelt onları, onlarla yücel

alnı açık yaşanmadıkça kanamaya devam eder dünyamız

kavra yürüklerini, tut ellerinin üzerinde

dayatmakla olur imkânsız denilen

ve bir bakarsın, işte güller nergislerle beraber...

BU sanrı DEĞİL

elleriniz kalktı mı göğün derinlerine ulaşır...’’

ATEŞİN KEHÂNETİ –  MEMLEKET YAYINLARI - 1989

 RUHLAR MAHŞERİ (Toplu Şiirler) JJ YAYINLARI - 2015

Kadınları, erkeklerle eşit olmayan toplumlar; zavallı toplumlardır. Takvime baktığında 21. Yüzyılda yaşadığını sanan; ama ortaçağ karanlığında debelenen toplumlardır! Ne yazık ki o toplumlardan biri de biziz! Bu, sözünü ettiğim sorun, sadece bugüne ait bir sorun değil. Osmanlı İmparatorluğundan bu yana gelen bir sorun. Yer yer reformlar yapılsa da elit bir kesimle yetinildiği için, toplumun tüm katmanlarına yayılmadığı için, günümüz dünyasıyla buluşamamışız. Zaten birçok konuda da bu durumdayız Kadınların özgürlüklerine, haklarına karşı artan, bu şiddet eylemlerine yol açan çok etmen vardır. Öncelikle yasalarımızda ve zihniyetimizde süregelen ataerkillik vardır. Eril zihniyet, dilimizde de çok belirgindir. Atasözlerimizden tutun da deyimlere, söz öbeklerine, sözcüklere; dahası argoya, bütün küfürlere kadar yaygın olan eril bir bakış açısı vardır dilimizde! Bu durum, dilin kendinde olan bir durum değil tabi. Dil, yaşam biçimine göre biçimlenir. Yüzlerce yıl süren erkek egemenliğin dilde bıraktıkları tortuların silinmesi, günümüz yaşam biçimine evrilmemizle temizlenebilir. Bu da üretim toplumu olmaktan geçer. Toplumsal yapımızın gitgide otoriterleşmesi, merkezileşmesiyle kurumlarımızın çözülmeye başlanması ve ekonomimizin de kötüleşmesi; son yıllarda kadınlara yönelen şiddette ciddi bir etkendir! Zaten biz epeydir sorun çözen değil, sorun üreten bir topluma dönüştük.  Şimdi ben bu konuda somut olarak ne düşündüğümü söyleyeyim. Sorunun, bin bir yönü vardır. Ama kim ne derse desin sorunun temel çözümü, üretim toplumu olmaktan geçer. Ne yani biz sorunun çözümü için üretim toplumu olmayı mı beklemeliyiz? Tabi ki hayır! Yasalar; kadın, erkek eşitliğine göre düzenlenmeli! Kadına el kaldırmanın bedeli ağır olmalı! Ve her alanda; sanattan, edebiyata; dizilerden, filmlere; şiirden, öyküye her alanda toplumun özgürlüğünün, kadınların özgürlüğünden geçtiği gerçeği içselleştirilmeli! Bu konuda, hepimizin vebali var. Biz, bu topluma göre biçimlenmişiz ve bu konuda hassas olmayı bilmeliyiz. Ve bu durum, dikkat edin bütün bir toplumun sorunudur diyorum. Ve duyarlı erkekler de bu işi omuzlamalı. Hanzoluğu oluşturan bütün güçlere karşı duyarlı insanlar; kadınlarla erkekler, omuz omuza mücadele vermek zorunda! Kadınlara zalimlik yapan erkeklerin, beyinleri de dâhil, sadece kaslı oluşlarından gelmiyor! Ne yazık ki yasalarımız da bu ‘kasları’ tahkim ediyor! Ben, kadınlar da erkekler gibi kaslansın, erkekleşsin demiyorum. Kendileri olarak ve kendileri için de mücadele etsin diyorum. Ve bu mücadele, erkeklere karşı bir mücadele değil, olmamalı da. Duyarlı erkeklerle birlikte eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam için mücadele edilmeli diyorum. Kadınların tüm toplumla birlikte özgür olacağı güneler dileğiyle sevgiler, saygılar…

 

 

Bu yazı toplam 2499 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum