91. Saniyede Başlayan Manipülasyon
“Bir duygunun fizyolojik etkisi yalnızca 90 saniye sürer.
Geri kalan her şey, kişinin o duyguyu zihninde yeniden üretmesidir.”
Sinirbilimci Dr. Jill Bolte Taylor’un bu tespiti, modern siyasetin en çıplak gerçeğini anlatır. Öfke biyolojik olarak yalnızca 90 saniye sürer; ama manipülasyon yıllarca. Öfke, tıpkı bir kibrit çöpü gibidir: ani, yakıcı ve çabuk söner. Asıl mesele o kibriti kimin tuttuğudur. Çünkü modern iktidarlar, bu 90 saniyelik ateşi kontrollü biçimde söndürmekte ya da istedikleri yöne üflemekte uzmanlaşmış profesyonel manipülatörlerdir.
Modern siyaset artık kaba kuvvetin değil, rafine bir öfke bastırma mühendisliğinin alanıdır. Psikoloji, iletişim sosyolojisi ve nörobilimden yararlanılarak halkın duyguları laboratuvar hassasiyetiyle ölçülür. Bir toplumsal kriz patlak verdiğinde ilk refleks güvenlik güçlerini değil, iletişim aygıtlarını devreye sokmaktır. “Kriz yönetimi” denilen şey çoğu zaman örgütlü bir öfke soğutma operasyonudur.
Çünkü iktidarlar şunu çok iyi bilir: Öfke tek başına tehlikeli değildir. Tehlikeli olan, öfkenin düşünceye dönüşmesidir.
Bir skandal patlar.
Bir ihale yolsuzluğu ortaya çıkar.
Bir kamu görevlisinin yakını rant zincirinde yakalanır.
Önce sessizlik olur. Ardından “yargıya intikal etti” klişesi devreye girer. Birkaç gün sonra yeni bir gündem servis edilir: dış tehdit, milli mesele, güvenlik krizi…
Duygu kesilir.
Düşünce doğmadan yön değiştirir.
Öfke söner; manipülasyon başlar.
2023 depremi bunun en acı örneklerinden biriydi. On binlerce insan enkaz altındayken devlet mekanizmalarının felç oluşu, doğal olarak devasa bir öfke doğurdu. Ancak bu öfke hızla “yardım seferberliği romantizmi”ne dönüştürüldü. Liyakatsizlik ve ihmal, “asrın felaketi” denen muğlak bir doğa metaforuna gömüldü.
Enkaz başındaki yurttaş televizyonu açtığında “Milletçe Tek Yürek” spotlarını gördü. O anda hissetmesi gereken öfke, bilinçli bir mahcubiyete dönüştü.
Öfke 90 saniye sürdü.
Manipülasyon hâlâ sürüyor.
Ekonomik kriz de aynı senaryoyla yönetilir. Artan fiyatlar, eriyen maaşlar, çalınan gelecek… Ama öfke hiçbir zaman sistemik sorgulamaya dönüşmez. Çünkü hemen rasyonalize edilir:
“Küresel kriz.”
“Faiz lobisi.”
“Sabır yılı.”
Sonunda insanlar kendi öfkelerinden utanır hâle gelir. Sinirlenmek bile neredeyse ahlaki bir kusur gibi kodlanır.
İktidarların elindeki en etkili silah artık polis değil, psikolojidir.
Medya bu mühendisliğin ana laboratuvarıdır. Orada her gün öfkenin meşruiyeti törpülenir. Bir gazeteci bağırsa “provokatör”, bir yurttaş isyan etse “tahrikçi”, bir kadın haykırsa “duygusal” ilan edilir.
Oysa duygular duvar değil, geçittir. Ama o geçit her seferinde kapatılır.
Gezi Parkı bunun sembolik örneğidir. İnsanlar birkaç ağacı değil, onurlarını savunmak için sokağa çıktı. Ancak öfke hızla kriminalize edildi: “Çapulcu”, “dış mihrak”, “faiz lobisi”… Ardından medya sahnesinde penguenler dolaştırıldı. Öfke mizaha tahvil edildi. Düşünceye dönüşmeden buharlaştırıldı.
Öfke yine 90 saniye sürdü.
Manipülasyon yine devam etti.
Ve muhalefet…
İktidar öfkeyi bastırırken, muhalefet çoğu zaman onu örgütleyemedi. Bastırılamayan öfkeyi yönlendiremediği gibi, kimi zaman yanlış kanallara akıttı. Tepkiyi stratejiye dönüştüremeyen bir muhalefet, manipülasyon mimarisinin pasif tamamlayıcısına dönüştü.
Sokakta biriken duygu, siyasette kurumsal bir akla evrilemedi. Çünkü öfke vardı ama onu düşünceye çevirecek bir zemin yoktu.
Küresel ölçekte de tablo farklı değil. ABD’de savaş politikaları “özgürlük ihracı” retoriğiyle meşrulaştırıldı. Avrupa’da kemer sıkma paketleri “zorunlu reform” diye sunuldu. Ortadoğu’daki işgaller “istikrar operasyonu” olarak pazarlandı.
Öfke üretildi.
Yönlendirildi.
Buharlaştırıldı.
Modern çağda manipülasyon artık propaganda değil; duygusal nöroteknolojidir.
Bir protesto büyümeden birlik mesajları hazırlanır.
Bir yolsuzluk patlamadan yeni bir güvenlik krizi servis edilir.
Bir skandalın ertesi günü milli yas ilan edilir.
Tesadüf değildir.
Bu, öfkenin düşünceye dönüşmesini engelleyen sistematik bir mühendisliktir.
Çünkü zincir nettir:
Öfke → düşünce → hesap sorma → değişim.
Manipülasyon bu zinciri 90. saniyede kırar.
Halk öfkelenir ama düşünemez.
Düşünemeyen toplum hesap soramaz.
Hesap soramayan toplum değişemez.
Öfke geçicidir.
Ama düşünce, öfkenin kalıcı hâlidir.
Bu yüzden modern iktidarlar öfkeden korkmaz.
Öfke bağırır, söner ve dağılır.
Ama düşünce yönünü bulduğunda hesap sorar.
İşte bu yüzden asıl hedef öfkenin kendisi değil; öfkenin düşünceye evrildiği o kritik eşiktir.
Yani 91. saniye.
Çünkü bir toplum öfkelendiğinde değil, öfkesini anlamlandırmaya başladığında tehlikelidir.
Manipülasyon tam o anda devreye girer.
Gündem değişir.
Duygu yön değiştirir.
Suç doğaya, kadere, dış güçlere devredilir.
Ve toplum tam düşünmeye başlayacakken yeniden susturulur.
Bugün modern siyaset öfkeyi yasaklamaz.
Öfkeye izin verir.
Ama düşünceye geçişi sabote eder.
Çünkü bastırılan öfke değil, anlamlandırılan öfke değişim üretir.
Ve bu yüzden çağımızın en sofistike iktidar teknolojisi, kitleleri sinirlendirmek değil; sinirlendikten sonra düşündürmemektir.
Çünkü öfke 90 saniye sürer.
Ama bir toplum 91. saniyeye ulaşırsa, artık manipüle edilemez hâle gelir.
Ve iktidarlar en çok o saniyeden korkar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.