ÂŞKIN SERENCAMI

ÂŞKIN SERENCAMI

Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem, Mem û Zin, Xecé û Siyabend, Derwéşé Edulé, Romeo ve Julyet… vb. önceki yüzyıllara ait âşklar; ölümüneydi, mezara kadardı yani! Ya günümüz âşkları? Hani Nazım’ın dizeleri var ya, aklımda kaldığı kadarıyla “ En fazla bir yıl sürer!” dediği. Belki günümüzde bir yıl bile değil! Şimdi ben günümüz âşklarına haksızlık etmek için yazmıyorum bu yazıyı! Böyle bir niyetim yok! Sadece toplumların ayaklarını bastıkları zemin, önceki yüzyılların zemini değil. Çok rüzgârlar esti yaşadığımız zeminlerin üstünden ve çok sular aktı köprülerin altından! Eski çamlar bardak oldu! Buna seviniyor muyum? Asla! Bir nevi duygu aşınması olarak gördüğüm her olay, yaralıyor kalbimi! Şiirler, olumsuzluklara tepkiyle alevli dizeler olarak geliyor! Hiç olmazsa bu düzyazıda olaya daha soğukkanlı yaklaşabilirim. Bir kere bu; sadece insanoğlunun çiğ süt emmişliğiyle, vefasızlığıyla açıklanamaz. İnsanoğlu, aynı insanoğludur; ama insanoğlunu biçimlendiren, kuşatan ortam başkalaşmıştır. Neredeyse apayrı koşullarda, farklı varlıklara dönüşmüşüzdür! Ne yani günümüzde “love story” yok mudur? Vardır tabi yoksa sanat-edebiyat nasıl var olurdu? Hem ondan ötürüdür de bu yazı kaleme alınmaktadır!

Önceki yüzyıllarda insanın algılarında yer alan öğeler öyle azdı ki! Ve birbirinin çekim alanına giren insanlar birbirinin gözüne, içinde yaşadıkları gezegenden daha büyük görünürdü! Âşk, böyle bir sihirdir! İnsanın bedeninde farklı kimyasallar yaratır! Ondandır atalarımız: “ Gönüldür bu; ota da konar, bota da!” demişlerdir. Evet, böyle bir etkisi de var; ama şimdi konumuz, âşık olduğumuz kişinin güvenilirliği değil!

Günümüz dünyasında, algılarımızın çekim alanına giren yıldızlar kadar çok insan ve olay var! Kafayı dağıtan o kadar çok şey var ki! Âşkın, günümüzün toplumsal kodlarından etkilenmemesi söz konusu değil! İnsanın kültürel biçimlenmesi, ruhsal dünyası; ciddi bir etkendir! Ve kent yaşamı, devasa sorunlar ve mesafeler; âşkı hırpalamaktadır! Hele ölüme koşullanan bu coğrafyada ve bu kahredici koşullarda, âşktan söz etmek bile abes kaçmaktadır!

UMURUMDA OLAN

günebakanlar güneşe yükselir

kalbim âşka…

 zulümden yana her şey tamam

ve âşk boynu bükük kalmış ortada

 ülkem acılara boğulmuş

âşk ve şiir kimin umurunda

 ey, ömrümü seferber ettiğim

benim umurumda… benim umurumda

 Amed’in Dolunayı- Sî Yayınları 2002 İstanbul

Ruhlar Mahşeri (Toplu Şiirler) J&J Yayınları 2015 Diyarbakır

Apartmanlar büyüklüğündeki dinozorlar bile yaşama tutunamadı. Ama insanoğlu; yabanıl doğayı ve vahşeti, çırılçıplak koşullarda bir arada ve dayanışarak yardı ve bugünlere ulaştı. İnsanı leylekler dünyaya getirmiyor. Şimdi âşka ilişkin yazıdan leyleklerden söz ettim diye âşkı sadece cinselliğe indirgediğimi düşünürseniz, kendinizi aldatmış olursunuz! Ben öyle düşünmüyorum; ama cinsellikten kopuk da değil tabi! Âşk, âşkınlaşmak eylemidir! Âşık olduğuna koşullanan varlık olmaktır!

Ateşe ya da ışığa gelen pervaneler örneğinin verilmesi yersiz değil! İnsanın başkasında kaybolması olayıdır! Onsuz nefes alamaz hale gelmesidir!

Âşık olup da kavuşamamak, öldürücüdür! Bu eylülün sonunda DİYARBAKIR-TUYAP KİTAP FUARI’nda imzalayacağım YÜREĞİNİZİN KAPILARINI KIRACAĞIM kitabından bir âşk şiiriyle yazıyı bitirmiş olayım.

 ZAMANIN PENÇELERİ ARASINDA

 Zamanın pençeleri arasında ruhum sıkılıyor!/ Dilara ah, Dilara/ Âşk bir gümüşi bulut ve dağılıyor

Ah, dağılıyor bizi baştan çıkaran dünya!

 Âşkımın yerinde bir obruk açılıyor!/Büyüyor ve derinleşiyor!/Bir daha göremeyeceğim sevgili ah!

Yüreğim, göğsümde bir alıcı şimdi!/Ölüm, elleriyle koymuş gibi bulacak beni!

 Ah, çöle fırlatılmışsan kavrulmak kaçınılmaz/Yüreğim zaten ateşlerde pekişti benim

Ah, zamana ve âşka ama gücüm yetmiyor!/Gücüm yetmiyor infaz memurlarına!

 Ölüm, sen bir yastık değil misin?/ Başımı koyup dinlenmek istiyorum!/ Nasılsa kavuşmak bir bulut ve dağılıyor/Ah, dağılıyor bizi baştan çıkaran dünya!

 Zamanın pençeleri arasında ruhum sıkılıyor!/Dilara ah, Dilara/Âşk bir yanardağ ve yeniden parlıyor!

Yeniden parlıyor “büyük patlama”dan sonra!

 Hani bu yangının hani önü alınmıştı?/Gözyaşlarımın tufanıyla söndürmüştüm hani?/Zamana bırakmıştım soğutma çalışmalarını/ Fokur fokur nasıl kaynadı, söyle?/Nasıl püskürdü birdenbire öyle?/Senin yokluğun tekinsizdir böyle!/Ah, gözden ırak olan; gönlümde yanıyor!/İçin için, kor kor yükseliyor beyne!

Ah, zamanın pençeleri arasında ruhum sıkılıyor!/Âşklar kavuşmasız bir iklimde ve çok uzak

Hem tükürdüğüm kâinatı, niye bu kadar büyük?/Beyni olduğu halde insanlar, niye bu kadar küçük?

Dilara kız, Dilara/Hangi güç böyle orantısız formatlamış bizi?/Niye gücümüz yetmiyor âşka ve sonsuzluğa?

Ah, hayat makyajı akmış bir fahişe gibi/Eriye erite yok ediyor benliğimizi!

 Zamanın pençeleri arasında ruhum sıkılıyor!/Ruhum sıkılıyor sıkılıyor ve infilak ediyor/Dilara kız, Dilara/ Âşk bir gümüşi bulut ve dağılıyor/Ah, dağılıyor bizi baştan çıkaran dünya!

Okuyuculara sevgiler, saygılar sunuyorum. Her şey gönlünüzce güzel olsun diyorum.

Aydın ALP Eylül 2019

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum