Ben kimim?

Otuzlu yaşlardaydım; İyi bir işim, iki çocuğum ve mutlu bir ailem vardı.
Ama sürekli gergin ve stresli, çok çabuk sinirleniyordum.
Yediklerimden tat alamıyor, İyi uyuyamıyor, kendimi yorgun hissediyordum.
İşimde on yılımı doldurmuştum.
Önce birinci derece yakınlarım, sonra ikinci ve üçüncü, daha sonra hiç görmediğim, tanımadığım ama bir şekilde benimle bağı olan insanların, benden beklentilerini kendime vazife edinmiştim.
Hayatımdaki önceliğim onların sorunlarına çözüm bulmak, beklentilerini karşılamak olmuş ve bunlar hiç bitmiyordu.
Taleplerde ölçü yoktu, kimse yapabileceğim veya yapamayacağımın değerlendirmesini yapmıyordu.
Sadece istiyorlardı ve ben bu taleplere yetişemiyordum.
Bu da üzerimde sürekli bir ağırlık yaratıyor, önce psikolojimi sonra da bedeni sağlığımı bozuyordu.
Bir de kişi, talepleri ile ilgili sizi zorlarken, olumlu bir sinyal almaz ise,son darbeyi vurur,“ Biliyorum, sen istersen yapabilirsin”.
İşte bu söz, her türlü insaftan daha ağır bir ifadedir.Adamı değirmen taşında öğütür gibidir.
Talep gerçekleşirse; Olay kendiliğinden gerçekleşmiştir, sen sadece rol almışsındır.
Talep gerçekleşmez ise; sen istemediğin için olmamıştır.
Yaradan dahi kulluk vazifesini yüklerken insana bu kadar yüklenmemiştir.
Kullar bir kula vazife yüklerken,maalesef hiç de merhametli değil.
Sonra, benzer yaşamlar dinleyince, bu konuda yalnız olmadığımı öğrendim:
  • Bir Emniyet Müdüründen:
Gece saat yirmi üç civarında, yorgun bir günün ardından mayışmış nerede ise uyuyacak gibiydim. Telefonum çaldı, baktım hasbelkader tanıdığım biri,
“Müdürüm, trafik bana ceza yazacak, yardımcı olur musun” dedi.
Ben de telefonu memura vermesini söyledim. Memur telefonu alınca da
“ lütfen vazifenizi yapın” dedim ve telefonu kapattım. Ama bende de uyku kalmadı.
  • Bir doktordan:
Tanıdığım bir hastam evde otururken arıyor ve kendisine yine kendisinin uygun gördüğü ilaçları yazmamı istiyor.
“sizi muayene etmeden ilaç yazamam” deyip telefonu kapattım.
  • Bir iş yeri sahibinden:
“İnsanların talep ve beklentilerinden o kadar çok bunaldım ki vallahi intihar edecek seviyeye geldim”.
……………………...
Daha benzeribirçokhikâye.
Yaşantımı sorgulayınca, anladım ki kendimin değil başkalarının hayatını yaşıyorum!
Ve kendime, Can Yücel’in bir kısım dizelerini paylaştığım,“Kendimden Özür Diliyorum “ şiirindeki gibi seslenmeye karar verdim.
………………………………
Kendime haksızlık ettim, kimseye etmediğim kadar.
Herkesi dinledim kendimi dinlemediğim kadar.
Kimse benim yüzümden mutsuz olmasın diye,
Hiç bir şeyin sebebi ben olmayayım diye
Mutluluk oyunlarımı oynadım.
………………………………..
Şimdi senden özür diliyorum.
Seni bu kadar hiçe saydığım için,
İnsanların seni bu kadar üzmelerine müsaade ettiğim için,
Seni hiç bir zaman dinlemediğim için,
Üzerine bu kadar sorumluluk yüklediğim için,
Hakkın olan bütün duyguları sana yaşatmadığım için…
…………………………………
İnsanların sorunlarına yine de kayıtsız kalmayacaktım, ama gücümün yettiğine evet, yetmediğine hayır diyecektim.
Öyle de yaptım.
Sonrasında daha sağlıklı ve daha güçlü oldum.
Bu sayede gerçekten yardıma ihtiyacı olanlara daha çok faydam olduğunu gördüm.
Zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız, bizi doğruya götürür kanaatindeyim.
  • Annemizden, babamızdan, kardeşlerimizden, evladımızdan, akrabamızdan, tanıdığımızdan ya da bir dostumuzdan bir şeyler isterken ne kadar ölçülüyüz?
Gelin, ölçülü bir adım atmak için;
- Yetişmiş değerlerimizi kolaylıkla harcamamak adına,
- Doğru yer ve kişiden doğru istekte bulunmak adına,
- İnsanların sağlık ve huzurlarını bozmamak adına,
- Beklentilerimizin isabetle karşılanması adına
- Ve insanlarımıza daha faydalı olmak adına,
Her birimiz kendimize şu iki sorudan birini soralım.
Ben kimim,kimden ne isteyebilirim?
Ben kimim,benden ne isteniyor?
Saygılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.