Mümin Ağcakaya

Mümin Ağcakaya

Dayê bêhna sêvan tê

Katliam ve soykırım gibi insanlık tarihine geçen olaylar üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin asla unutulmuyor. Hafızalarda derin izler bırakan, vicdanları yaralayan bu olaylar her yıldönümünde veya hatırlandığında acıları, anıları ve öfkeyi tekrardan canlandırıyor. Tarihe Halepçe soykırımı olarak geçen olay da tıpkı Hiroşima ve Nagazaki’de insanlığa karşı yapılan bir insan kırımından farkı yoktur.

‘Elma kokusuyla gelen ölüm’ diye de tarihe geçen bu katliam 33 yıl önce yaşandı. O dönem dünya kamuoyu bu katliama gözlerini kapadığı için; katliamın ve yaşanan vahşetin boyutları yeterince ortaya çıkarılamamıştı.

33 yıl önce Halepçe’de Saddam Hüseyin yönetiminin Kürtlere karşı gerçekleştirdiği bu katliam 12 Mart 1986’da başladı. Bu operasyonlarda 180 binden fazla insanın katledildiği, 4500 köy ve 30 ilçenin yerle bir edildi. Halepçe Katliamı adına El Enfal operasyonları denilen bir yok etme ve soykırım zincirinin bir devamı olarak yaşandı. BM kayıtlarına göre 6.357 kişinin zehirlenerek ya da yanarak hayatını kaybettiği olayda 14.765 kişi de ağır derecede yaralandı. Bombardımanda kullanılan sarin, tabun ve hardal gazının kalıntılarına hala bodrumlarda rastlanmaktadır Bu katliamın etkileri yıllar sonra da devam etti. Özürlü doğan çocuk oranı araştırmalara göre Hiroşima ve Nagazaki’den 4-5 kat daha fazla olduğuna dikkat çekildi.

Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak Baas Rejimine ait uçaklar ve helikopterler 16 Mart 1988’de kadın çocuk demeden gökten ölüm yağdırdılar.

Halepçe Katliamı sırasında atılan kimyasal silahlardan yayılan elma kokusuna koşan çocuklar annelerine; 'Dayê bêhna sêvan tê' yani; Anne elma kokusu geliyor’ diye bilemedikleri, tanıyamadıkları ölüme doğru koştular.

Bir kentin insanlarına havadan ölüm yağdı. Nefes aldıkları hava ciğerlerine ölümü taşıdı. Nefes alan bir daha yerinden kalkamadı.

Bu katliam üzerine sonradan çok değerlendirmeler yapıldı. Belgeseller çekildi. Üzerinde durulması gereken bir durumda Saddam’ın böylesi bir katliama nasıl cesaret ettiğidir. Bu konuda nerelerden, nasıl güç ve cesaret aldığıdır. Bunda; tarihten yeterince ders çıkarmayan, aralarındaki çelişkileri çözemeyen ve birlik olamamalarından kaynaklı güçsüz ve parçalı kalan Kürtlerin de payı da yok mudur diye de sormak gerekiyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.