Meltem Gönüllü

Meltem Gönüllü

DİYARBAKIR’IN STK’LARINDAN ANLAMLI KAMPANYA:

YAŞANILABİLİR BİR DİYARBAKIR İÇİN EL ELE VERELİM!

Cumartesi günü Diyarbakır’daki birçok STK’nın bir araya gelerek gerçekleştirdiği anlamlı ve güzel bir etkinliğe katıldım. Yaklaşık 10 kadar Sivil Toplum Kuruluşu bir araya gelerek, Diyarbakır’ımız için elzem ve şart olan “çevre bilinci” konusunda bir farkındalık yaratmaya çalıştık. Diyarbakır ++++Ticaret ve Sanayi Odası, GÜNTİAD, DTSO Kadın Meclisi, TOBB Genç Girişimciler Kurulu, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu, Diyarbakır Turizm Platformu, Tigris Bisiklet Kulübü, Üniversal Çevre Teknolojileri ve TEMA Vakfı gibi STK’ların katılım sağladığı bu etkinlikte ben de TOBB Kadın Girişimciler Kurulu ve DTSO ile beraber yerimi aldım.

Diyarbakır Ticaret Odası önünden başlayan yolculuğumuzun, oldukça sıcak havaya rağmen bu kadar keyifli geçeceğini tahmin edemezdim doğrusu. Silvan istikametinde ilerlerken yolun karşı tarafında küçük guruplar halinde Diyarbakır’a doğru yürüyen ve mülteci oldukları her hallerinden belli olan insanlar dikkatimi çekti. Bu durum tabi ki bambaşka bir konu fakat Afgan oldukları söylenen bu kişilerin dramına ilk defa tanıklık ediyor olmanın verdiği heyecanla bu yazımda bir not düşmek istedim.

İlk durağımız Hazro İlçemiz idi. Küçük fakat özgün ve şirin bir ilçemiz olan Hazro’da dikkatimi ilk çeken Eyyubiler’den kalma Ulu Camii oldu. Aramızda bulunan Hazro’lu arkadaşımızın anlattıkları sayesinde adeta bir rehber eşliğinde bu ilçemizin tarihini de öğrenmiş oldum. Terçil, Mihrani ve Ayındar Kaleleri zaten yöre tarihinin çok eski çağlara dayandığının birer kanıtı idiler. Terçil Kalesi’nin diğer ismi olan HATARO’dan adını aldığı söylenen Hazro ilçemizin tarihi, ilk çağlara dayanmaktadır.

Bu kadim kentimizin en büyük özelliklerinden biri de sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış olmasıdır. Zengin tarihi ve kültürü ile bir Dünya Mirası sayılması gereken Diyarbakır’ımız elbette ki çoktan hak ettiği bu ünvanı da er geç kazanacaktır.

Geçmişten geleceğe uzanan Medeniyetler Köprüsü’nde bir yolculuk yapmak isteseniz, mutlaka Diyarbakır’ımızdan geçmek zorundasınız. Çünkü bu kadar zengin bir tarih birikimi olan ender kentlerimizden biri de Diyarbakır’dır!

Hazro’dan çıkışımızda Taşköprü yoluna girmeden Jandarma Kontrol Noktasında mecburi bir duraklamamız oldu. Vatanımızın her karış toprağında canlarını ortaya koyarak görevlerini icra eden, varlıklarıyla güven veren güvenlik güçlerimize de sonsuz teşekkürler. En nihayetinle onlar bizim can güvenliğimiz için oradalar.

Sonuçta Geliye Goderne yani Taşköprü’ye vardık.

Antalya’daki KÖPRÜLÜ Kanyon’u bana anımsatan müthiş güzellikte bir doğa harikası olan Taşköprü eğer yapımı devam eden Silvan Barajının suları altında kalmayacak olsa, bölge turizmine kazandırılması gereken doğal güzelliklerimizin başında gelirdi. Silvan Barajı ile 50 kadar köyün sular altında kalacağı söyleniyor.

Yakın bir gelecekte buradaki eko sistemin tamamen yok olacağını düşünmek ne kadar üzücü olsa da Silvan ve Bismil Ovasındaki 235 bin hektar tarımsal alanın sulanıp yaklaşık 300 bin kişiye iş imkânı sağlanacak olması, bu büyük yatırımın artıları arasındadır.

 

“Yaşanılabilir bir Diyarbakır için el ele verelim” kampanyasının startını verdiğimizi Taşköprü’ de elimize aldığımız çöp poşetleri ile çevreye atılan çöpleri toplamaya başlayarak, bir farkındalık yaratmaya çalıştık. Umarım bizim bu etkinliğimiz tüm Diyarbakır’ımızda ses getirir ve amacımıza ulaşırız.

Tabii ki Taşköprü’ye gidip de Şelaleyi görmeden dönemezdik. Kâh suda kâh ise suyun kenarındaki kayalıklar arasında oldukça uzun ve zorlu bir yürüyüşten sonra nihayet amacımıza ulaştık ve şelaleye vardık. İtiraf ediyorum, biz en kötü yolu seçmişiz. Oysa TEMA’cılar yukarıdaki patika yoldan hiç zorlanmadan şelaleye ulaştılar. Neredeyse yarı yolda vazgeçmek üzereyken, Şelaleyi görür görmez içimi kaplayan zafer duygusu, insanoğlunun zorluklar karşısında asla yılmaması gerektiğini bir kez daha bana kanıtlamış oldu.

Çöp meselesine gelince:

Yaşadığımız çevreyi temiz tutmadığımız ve hatta fazlasıyla acımasızca kirlettiğimiz maalesef bir gerçek.

Unutmayalım ki, bu davranışımızla kendi elimizle kendi geleceğimizi yok ediyoruz.

Bu şehir bizim, gelecek hepimizin!..

Ortak yaşayacağımız gelecek güzel günlerde, doğasıyla havasıyla tertemiz bir Diyarbakır çocuklarımız ve torunlarımıza bırakacağımız en büyük mirasımızdır. Lütfen unutmayalım. Çevre bilincini bugünden yarına en büyük sosyal sorumluluğumuz olarak kendi çocuklarımıza da aşılayalım.

ÇEVRENİ TEMİZ TUT, DOĞANI KORU DİYARBAKIR!.. İnan bana böyle bir doğaya sahip olduğun için çok şanslısın…

Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar