Bêjdar Ro Amed

Bêjdar Ro Amed

YANLIŞ BİLDİĞİ YERDEN YOLA ÇIKAN ADAM

YANLIŞ BİLDİĞİ YERDEN YOLA ÇIKAN ADAM

Sabahın Sessizliği

Aram sabahları erken uyanmazdı; uyanıklık ona geceden kalırdı. Gözlerini açtığında dünya çoktan başlamış olurdu ama o, başlamış bir şeyin içine girmeyi değil, olanı olduğu yerden görmeyi seçerdi. Evin içi sessizdi; sessizlik, eksikliğin değil, henüz bozulmamış bir dengenin sesiydi. Masanın üzerinde yarım bırakılmış defterler, kenarları kıvrılmış notlar ve kimseye ait olmayan düşünceler duruyordu. Aram bunlara bakarken, hepsinin iyi niyetle yazıldığını ama hiçbirinin yaşamı gerçekten taşıyamadığını hissediyordu.

Birlik Kurma Denemesi

Bir zamanlar Aram, yaşamsal bir birliktelik kurabileceğine inanmıştı. İnsanların yalnızca duyguda değil, yaşamın yükünde de ortaklaşabileceğini düşünmüştü. İlişkilerin güçle değil, özgürlükle derinleşeceğini; ekonominin bir tahakküm aracı olmaktan çıkıp yaşamı kolaylaştıran bir akışa dönüşebileceğini hayal etmişti. Haneleri birleştirmişlerdi, sofraları ortak kurmuşlar, gelirleri ve eksikleri paylaşmışlardı. Başlangıçta her şey doğaldı; kimse fazla almıyor, kimse geri durmuyordu. Ama zaman ilerledikçe, görünmeyen çizgiler belirmeye başlamıştı.

Çatlağın Ortaya Çıkışı

Birileri daha çok yoruluyor, birileri daha az konuşuyor, birileri sessizce geri çekiliyordu. Açlık yalnızca midede değil, sözlerde ve bakışlarda da hissediliyordu. Tokluk ise yalnızca sahip olmakla değil, sahip olduğunu savunma ihtiyacıyla kendini gösteriyordu. Aram bunu fark ettiğinde geç kalmış değildi ama erken de değildi. Herkes iyi niyetliydi; sorun tam da buydu. İyi niyet, yanlış bilgilerin üzerinde yükseldiğinde, adaletsizliği daha görünmez kılıyordu.

Topluluğun Aynası

Bir akşam, herkesin bir araya geldiği uzun bir masa kuruldu. Konuşmalar yumuşak başladı; eşitlikten, adaletten ve ortak yaşamdan söz edildi. Ama kelimeler çoğaldıkça sesler sertleşti. Birileri daha fazla çalıştığını, birileri daha az karşılık aldığını, birileri ise her şeyin zaten adil olduğunu savundu. Aram dinlerken, kimsenin yalan söylemediğini fark etti. Herkes kendi gerçeğini anlatıyordu ve tam da bu yüzden kimse birbirini duyamıyordu. Ortaklık, ortak bir zeminde değil; yan yana duran bireysel doğruların arasında sıkışıp kalmıştı.

Sessizce Konuşan Adam

Toplantıdan sonra yaşça büyük bir adam Aram’ın yanına yaklaştı. Adını söylemedi. Sakin bir sesle, “Biz birlikte yaşamayı değil, birlikte haklı olmayı deniyoruz,” dedi. Sonra sustu. Ne bir açıklama yaptı ne de bir öneri sundu. Aram bu cümlenin, uzun tartışmalardan daha ağır olduğunu hissetti. Sorunun paylaşımda değil, anlamda düğümlendiğini ilk kez bu kadar net gördü.

Doğaya Bakış

Bir gün Aram, insan seslerinden uzaklaşıp ormana yürüdü. Toprağın üzerinde birbirine dolanan kökleri, gövdesi kırık ama hâlâ yeşeren bir ağacı ve aynı sudan beslenen otları izledi. Orada kimse bir diğerini suçlamıyor, kimse payını hesaplamıyordu. Her şey yerli yerindeydi; ne eksik ne fazla. Aram’ın içinde ağır bir soru yükseldi: Doğa bunu başarırken, insan neden her seferinde dağıtıyordu? İnsan, doğanın parçası değil miydi?

Yanlış Bilgilerle Kurulan Hayatlar

Cevap yavaş yavaş belirginleşti. İnsan, bildiklerini doğru sanıyordu. Öğretilmiş doğrular, deneyimden kopuk ilkeler ve iyi niyetle cilalanmış yanılgılarla yaşam kurmaya çalışıyordu. Eğer bu bilgiler gerçekten doğru olsaydı, şimdiye kadar bu düzen çoktan kurulmuş olurdu. Aram ilk kez şunu düşündü: Sorun, yeterince bilmemek değil; yanlış bildiklerini bırakmamaktı. İnsan, kendi bilgisini savunmayı bırakmadan adil bir yaşam kuramazdı.

Bilgiyi Bırakma Eşiği

Bu düşünce Aram’ı ürküttü. Bildiklerini bırakmak, yalnızca fikirlerinden değil, kimliğinden de vazgeçmek demekti. Haklı olma ihtiyacını, yol gösterme arzusunu, “bilen” olmanın verdiği güveni geride bırakmak kolay değildi. Ama başka bir yol da görünmüyordu. Aram ilk kez, doğru yaşamın bir hedef değil, bir hizalanma olabileceğini hissetti. Doğru, ulaşılacak bir sonuç değil; yanlışın bırakıldığı bir boşluktu.

Boşalan Evler

Zamanla evler boşalmaya başladı. Ayrılıklar sessizdi, neredeyse nazik. Kimisi yorulduğunu, kimisi başka bir yol denemek istediğini söyledi. Aram kimseyi durdurmadı. Çünkü artık biliyordu ki tutulan her şey, bir süre sonra ağırlığa dönüşüyordu. Birliktelik zorla sürdürüldüğünde anlamını yitiriyor, birlikte kalma çabası birlikte yaşamayı imkânsızlaştırıyordu.

Geriye Kalanlar

Evde az kişi kaldı. Konuşmalar azaldı, beklentiler silikleşti. Kimse büyük cümleler kurmuyordu. Aram bu sessizliğin, önceki tartışmalardan daha öğretici olduğunu fark etti. İnsanlar sustuğunda davranışlar daha görünür oluyordu. Kim neyi sahipleniyor, kim neyden kaçınıyor; her şey kelimesiz açığa çıkıyordu. Gerçek ortaklık belki de söylenenlerde değil, söylenmeyenlerde gizliydi.

Sıkışmanın İçindeki Sahne

Aram, zihninin daraldığını hissettiği bir anda insan seslerinden uzaklaşıp doğaya çıktı. Geniş bir alanda, birbirine dolanmış ipler gördü. İlk bakışta dağınık duran bu iplerin, aslında tek bir noktadan birbirine bağlı olduğu fark ediliyordu. Her çekiş başka bir yeri geriyor, her gerilim yeni bir düğüm yaratıyordu. Kopmuş yerler vardı ama kimse oralara bakmıyordu.

Aram o an şunu fark etti: Sorun kopan bağlar değil, tutma hâlinin kendisiydi. Tutmak, bütünü koruduğunu sanırken onu parçalıyor, ilişkiyi gerilimle ayakta tutuyordu. Bu fark ediş bir rahatlama getirmedi; içte hafif bir sıkıntı yarattı. Ama artık düğümlerin nerede ve neden oluştuğu görünürdü. Bu da şimdilik yeterliydi.

Bilmeden Durmak

Günler geçtikçe Aram daha az düşünmeye başladı. Bu düşünceden kaçmak değildi; düşünceyi merkezden çekmekti. Her şeyi açıklama, her soruya cevap verme ihtiyacını bıraktı. İnsanların ondan beklediği yol göstericiliği sessizce geri verdi. Bu sessizlik önce rahatsızlık yarattı; sonra herkes kendi yerini aramak zorunda kaldı.

Gelen Kadın

Bir gün, uzun süredir görmediği bir kadın geldi ve doğrudan sordu: “Sen artık neye inanıyorsun?” Aram cevap vermedi. Kadın sistemlerden, yeni modellerden söz etti. Aram dinledi ve sonunda yalnızca şunu söyledi: “Artık bir şey kurmaya çalışmıyorum. Önce yanlış kurduklarımı taşımamayı öğreniyorum.” Kadın sustu. Cevapsız bir yerde durdu.

İnsan Olmanın Zorluğu

Aram şunu anladı: İnsan doğaya benzemekte zorlanıyordu çünkü doğa olmaya çalışmıyordu. Doğa rol yapmaz, kendini kanıtlamaz, doğru tarafta durmaya çabalamazdı. İnsan ise sürekli bir pozisyon alıyor, bu pozisyonu korumak için yaşamı zorluyordu. En çok da doğru olduğuna inandığı yerde sertleşiyordu.

Bilginin Çözülüşü

Aram’ın içinde bir şey çözülmeye başladı. Bu bir çöküş değildi; katılaşmış bir yapının gevşemesi gibiydi. Eskiden onu ayakta tuttuğunu sandığı bilgiler artık yük gibi geliyordu. O bilgileri savunmadığında bir şey kaybetmediğini, aksine hafiflediğini fark etti.

Yeni Bir Yakınlık

Kalanlar arasında yeni bir yakınlık doğdu. Ortak ideallerden değil, ortak kırılganlıktan beslenen bir yakınlık. Kimse eşit olduğunu iddia etmiyor, kimse örnek bir yaşam sunduğunu düşünmüyordu. Sadece oldukları yerde duruyorlardı. Bu duruşta bir yavaşlık ve dürüstlük vardı.

Açık Uçlu Bir Yürüyüş

Aram artık yolun nereye çıktığını merak etmiyordu. Yürümek, bir yere varmak için değil; yanlış yönlerde durmamak içindi. Doğru yaşam, ulaşılacak bir düzen değil; sürekli bırakılan bir fazlalıktı. İnsan, bildiklerini azaltabildiği ölçüde çoğalıyordu. Aram bunu kesin bir bilgi olarak değil, sessiz bir sezgi olarak taşıdı.

Ve yol devam etti. Adı konulmamış, vaat edilmemiş, ama ilk kez gerçekten hafif bir yol.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bêjdar Ro Amed Arşivi
SON YAZILAR