Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Edebiyat patronları ve yayıncılık-1

Son yirmi yılda iletişim olanaklarının gelişmesiyle toplum gerçekten yeni dünyalara kapılarını araladı. Özellikle cep telefonlarının icadı ve gittikçe artan müthiş özellikleriyle insanlar arasındaki mesafeler kısaldıkça kısaldı. İnsanlık artık saniyesinde çok kolay ve ucuz yollarla birbirine ulaşabiliyor, birbirini görebiliyor, binlerce kişi aynı anda toplantılar yapabiliyor.

Gerek bilgisayarların hayatımıza girmesi gerekse cep telefonlarının sağladığı avantajlar ve internetin baş döndürücü hızı ekonomik ilişkileri, eğlence sektörünü, sosyal hayatı etkilediği gibi elbette yazı ve bütün olarak da sanat dünyasını da etkiledi.

Bu yazıda ekonomi, sosyal hayat ve diğer alanlar benim yazı konumun dışında kalıyor. En kolay deyimle yazı, edebiyat dünyasını kısaca irdelemekte yarar görüyorum. Peki, edebiyat çevreleri bu teknolojilerden ne oranda etkilendi. En başta internetin yaygınlaşması, bilgisayar ve cep telefonlarının herkesin ulaşabildiği sınırlar içinde olması edebiyatı sarsmıştır diyebiliriz.

Nasıl mı? Kitap okuma oranı düştü mesela. Zamanın büyük çoğunluğunu sanal ve sosyal medyada geçiren bireyler kitap okumaya daha az zaman ayırdı. Diğer yandan şiir başta olmak üzere internet üzerinden edebiyat ürünleri okunmaya başladı, bu da kitap satışlarını etkiledi, ama diğer yandan yazara daha kolay ulaşım olanağını arttırdı.

21. yüzyıl başlarına kadar dergi ve yayınevi çevresinde örgütlenen yazarlar, yazı dünyasında otoriteydi. Derginin, yayınevinin patronu veya editörü edebiyat komiseriydi. İnternetin ve bağlı araçların icadıyla bu iktidar alanı kısmen ellerinden alındı. Yazarlar, eserlerini yayımlamak, adlarını duyurmak için bir editöre, yayınevine, edebiyat komiserine ihtiyaç duymadan artık yayımlayabiliyor. Bu da edebiyat, yazı iktidarlarını ilk başlarda epey sarstı.

Fakat edebiyat ve yazı dünyasının bazı bukalemunları hemen kabuk değiştirip bu alanda da hâkimiyet kurmaya başladı. Arkalarına belli güç odaklarını alıp bu alanı da yönetmeye çalıştılar. Bu alanda da patronluk alanını parsellemeye çalıştılar. Bazıları başardı da. Özellikle sosyal medyaya bir bakınız; yayınevleri başta olmak üzere editör çevrelerinin nasıl paylaşımları üst üste bindirdiklerini, edebiyatı müthiş bir marka reklamına çevirdiklerini göreceksiniz. Kâr hırsını da anlıyorum bir yere kadar ama kalitesiz bir sürü eserin müthiş pazarlama, lansman yöntemleriyle bize dayatılması ve bu ülkede bir avuç kitapseverin aldatılması ayıp değil mi?

Zaten edebiyat patronlarının başta şiir ödülleri olmak üzere, kendi çevrelerine, yazar arkadaşlarına verdikleri canım cicimli, karşılıklı ikramları bilmeyen yok.Edebiyat jürilerinin hileleri ve demirbaş şahsiyetleri zaten herkesin malumu. Bunlar zaten başka bir iktidar alanı ve bu tür ödüllere başvuranlar da oyunun üç aşağı beş yukarı kurallarını biliyor. Hatta bazıları bu ödül oyunlarının paydaşı, biliyorum.

Sanılmasın ki bu durum sadece ülkemizde geçerlidir. Edebiyat bir kültür ortamından koparılıp bir rant sektörüne dönüştüğünden beri her yerde yaşanan budur. Kapitalist modernizm sadece işi daha profesyonelce yapıyor. Durum budur. Üzücü olan şey, kendini anti-kapitalist, sosyalist gören yapıların bu zincirin en kaba ve en keskin yerinde bulunarak insanları kalitesizliğe mahkum etmesidir. Son yıllarda şiir ödülü almış on eseri aldım ve bu karantina sürecinde detaylı ve kültürümün yettiğince okudum. Sanırım beni tanıyanlar şiirle epey ilgili olduğumu da bilirler. Hadi genç şairlere verilen ilk kitap ödüllerini anlayışla karşılayayım. Fakat koca koca şairlere verilen o “birincilik” ödüllerine ne diyeyim, gerçekten buna kültürüm yetmiyor. Yazık çok yazık, o kelli felli şairlere de. Onların kitaplarını ödüllü diye basan yayınevlerine de. Ve tabi ki biz okurlara da yazık. Koca kitabı üç beş aşk dizesi üzerinden parlatan, cilalatan ve okura yutturan vicdana yazık.

Şiirin okunmaması ya da az okunmasının temelinde bu sahte ödüllerin, cilaların etkisi yok mu? Ya da ödül alan şairim, kitabın niye diplerde sürünüyor? Kapitalist döngü her şey gibi senin ruhunu da boşaltmış haberin olsun!

Edebiyatın görsellikle ilişkisi ve bunun kullanımı da başka bir yazının konusu olacak.

 

 

Bu yazı toplam 515 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar